Osmanlı Devletinin Dağılmasında Başlıca Amiller

Osmanlı İmparatorluğunun dağılma devrini XIX. asır iptidasından başlatmak doğru olur. Bu dağılmanın birçok amilleri vardır; bu amillerin bizce en mühimleri şunlardır:

1. Garp müverrihlerinin Reformation ve Renaissance dedikleri fikri hareketin, XV. ve XVI. asırlarda, Garpta zuhur edip yayıldığı zaman, medeniyetçe Hıristiyan Garba mütefevvik bulunan İslam Şarkın ve onun aksamından bulunan Osmanlı Müslüman camiasının başka dillerle konuşup başka mezheplere tabi bulunmasından dolayı, bu harekete iştirak etmemiş olması;

2. Garp kavimlerinin geniş denizlere seferler tertip edip, müstemlekeler elde ederek servet ve marifetlerini arttırdıkları XVI. asırda, Osmanlıların bu Avrupa hareketine tamamen iştirak edememeleri;

Yorum (0) Tıklanma: 1444

Devamını oku...

Türkçülüğün Unutulan Babası: Akçura

Resmi tarih tezleri, muasırı olan büyük ideologlar, bazı konularda farklılık gösterdiği genel Türk-İslam sentezi görüşleri arasında hafızalarda kaybolmaya yüz tutan, gerçek değeri bir türlü anlaşılamayan büyük bir mütefekkir, önemli bir siyaset bilimci…

Yusuf Akçura’nın hayatını, eserlerini, hizmet ve fikirlerini anlatmadan önce, kendisi hakkında kafalarda belirgin bir izlenim uyandırmak için en isabetli noktalar zannediyorum ki bunlardır.

Bu değerli ilim adamının düşünce dünyasını ve şahsı üzerine yapılan değerlendirmelerin niteliğini kavramayabilmek için bunlarla paralellik ve ilişkinlik gösteren hayatını incelemek gerekmektedir.

Kazanlı Tatar Türklerine mensup olan Yusuf Akçura, 2 Aralık 1879 tarihinde Volga sahilindeki Simbir şehrinde doğmuştur. Kendisinin Şimal Türklüğünün kadim ailelerinden biri olarak tanımladığı ailesi oldukça zengin ve aristokrattır.

Yorum (0) Tıklanma: 1354

Devamını oku...

Yusuf Akçura ve Türkçülüğün Manifestosu


Yusuf Akçura, Osmanlı İmparatorluğunun son yirmi yılında, Türkçülük savaşına katılanlar arasında yer almıştır. Cumhuriyet devrinde de bu yerini korumuştur. Yaşamı başarılı geçmiştir. Siyasal çalışmaları, yazarlığı, özellikle siyaset ve tarih konuları üzerine düşünceleri ile kültür hayatımızda canlılığı süren bir etki bırakmıştır.

Yusuf Akçura’nın yaşamı boyunca, yayınlamış olduğu makale ve yazıları üç bölüme ayrılabilir:

1-Genel Türk tarihi, özellikle, Türkçülüğe ilişkin yapıtlar.

2-Osmanlı tarihi konusundaki yapıtlar.

3-Avrupa’nın Yakınçağ Tarihi’nin siyasal, sosyal ve ekonomik konularıyla ilgili yazılar.

Bu başlıklardan da anlaşılacağı Üzere, Yusuf Akçura’nın  entelektüel yaşamının mihveri tarihtir. Tarih yazarlığını ve tarih Öğretim üyeliğini birlikte yürütmüştür. Devrinde tarihin neye yaradığı konusu Avrupa’da henüz çözülmüş bile değildi.

Yorum (0) Tıklanma: 3106

Devamını oku...

Üç Tarz-ı Siyaset: Yusuf Akçura


Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişi etkileyen önemli devreler olmuştur. Tanzimat ile başlayan fikir akımları yeni kurulan Türkiye’de gençlerin yetişmesinde ve aydın kişilerin gelişmesini sağlamıştır. Türk Milleti’nin varlığının milliyet olarak ön plana çıkmasıyla en etken akım Türkçülük olmuştur. Türkçülük fikrini bilimsel bir temelde ilk olarak ele alan bilim adamı ise Yusuf Akçura’dır.

Yusuf Akçura Kazan’a göç etmiş Kırım Türkleri’nden aristokrat bir ailenin mensubudur. Babasının ölümüyle annesiyle beraber İstanbul’a göç etmiştir. Kuleli Askeri Lisesinden sonra Harbiye Mektebine girmiştir. Harbiye öğrencisi iken Necip Asım’ın, Veled Çelebi’nin, Bursalı Tahir Bey’in Türkçülüğe ait yazıları yayınlanmakta ve Gaspıralı İsmail Bey’in “Tercüman”ı bir ara İstanbul’da dağıtılmaktaydı. Bu eserler Akçura’nın fikrî gelişiminin temellerini atmışlardır.

Akçura ilk makalesi olan “Şehabettin Hazret”i Malumat Dergisi’nde yayınlayarak Rusya Türkleri ile Osmanlı Türkleri’ni tanıştırma düşüncesini ortaya atmıştır.

Harbiye 2. sınıf öğrencisi iken Türkçülük hareketine katılmak gerekçesiyle önce 45 gün ceza almış, sonrasında ise askeri mahkeme tarafından müebbet olarak Fizan’a sürgün edilmiştir.

Yorum (0) Tıklanma: 1476

Devamını oku...

Yusuf Akçura’nın Hayatı


Yusuf Akçura 2 Aralık 1876 yılında Moskova’nın yukarı kesimlerinde dünyaya gelmiştir. Kazan’a yerleşen Kırım Türkleri’nden olan varlıklı bir aileye sahiptir. Babası fabrikatör Hasan Bey, annesi ise Kamer Banu Hanımdır. Henüz 2 yaşlarında iken babasını kaybetmiştir. O coğrafyada dönemin ağır koşullarına dayanamayan annesi, Yusuf ile beraber İstanbul’a yerleşmiş ve burada Dağıstanlı Osman Bey ile ikinci evliliğini gerçekleştirmiştir.

Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdikten sonra Harbiye Mektebine girmiştir. Harbiye yıllarında Necib Asım Yazıksız’ın, Veled Çelebi’nin ve Gaspıralı İsmail’in Türkçülüğe dair yazılarından etkilenmiş ve bu görüşü hayatına şiar edinişiyle birlikte, zor ve engellerle dolu olan bir yaşam sürecine girmiştir. Türkçülük davasını benimsediğinden ötürü, askeri öğrenimine son verilmiş ve sürgün edilmiştir. Kendisi ile birlikte sürgün edilen Ahmet Ferit Bey ile Fransa’ya kaçmış ve Paris’te 3 yıl Siyasal Bilgiler okulunda öğrenim görmüştür. Türkçülüğe dair fikirleri yaşamının bu döneminde olgunlaşmıştır.”Osmanlı Devleti Kurumları Tarihi Üzerine Bir Deneme” adlı tezini vererek, okulundan üçüncülükle mezun olmuştur.1903 yılında İstanbul’a dönüşü yasak olması hasebiyle Kazan’a amcasının yanına dönmüş, burada “Türkçülüğün Manifestosu” olarak nitelendirilen “Üç Tarzı Siyaset” isimli makale dizisini yazarak ünlenmiştir.

Yorum (0) Tıklanma: 1426

Devamını oku...

Seyyid Ahmet Arvasi’ye Dair…


Ülkücü, ideali arayan, bulduğu ideale kendini adayan, onu yaşayan ve âdetâ idealinin “gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve yürüyen ayağı” olan insandır. Ülkücülük ise; sosyal hayatta edinilen rollerin, etnik, millî ve dinî mensubiyet şuurlarının, insanî hassasiyetlerin, siyasî tavır ve görüşlerin yahut tek tek ideolojilerin hepsiyle irtibatlı fakat hiçbirisine indirgenemeyecek çapta geniş bir kavramı/arayışı ifade eder. Bu anlamda ülkücülük bir “hayat biçimi”dir, hatta belki de “hayat”ın ta kendisidir.

Seyyid Ahmed Arvasî, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türk milliyetçiliği, millî değerler ve hassasiyetler etrafında kenetlenerek mücadele veren yiğit ve fedâkâr gençlerimizin “ülkücü gençlik” hâlinde yekvücut olup şehâdete gözünü kırpmadan koşacak derecede “idealize” olmalarında büyük emeği geçmiş, gerçek bir eğitimci ve eşine az rastlanır derinlikte bir fikir adamıdır. Kısa bir ifadeyle Seyyid Ahmed Arvasî, Türk gençliğine “hayat” veren adamdır.

Yorum (0) Tıklanma: 1782

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012