Galip Erdem’in Hayatı

 

Galip Erdem, 10 Mart 1930 yılında Rize’nin Fındıklı ilçesinde dünyaya gelmiştir. Ofluoğulları namı ile tanınan bir ailenin mensubudur. İlkokul öğrenimini Fındıklı’da tamamlamış, babasının memur olması hasebiyle orta öğrenimini Bitlis ve Siirt gibi farklı illerde sürdürmüştür. Erzurum’da lise hayatını sonlandırdıktan iki sene sonra, 8 Kasım 1951′de yedek subay olarak askerlik görevine başlamış, teğmen rütbesi ile vatani borcunu tamamlamıştır.

PTT, Maliye Bakanlığı ve İETT gibi devlet kurumlarında memuriyet görevlerinde bulunduktan sonra GIMA TAŞ ‘da 16 aylık gibi bir tecrübesi olmuştur. Bu arada Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir.

Yorum (0) Tıklanma: 1491

Devamını oku...

Galip Ağabey’e: Şikayet

 

Bu yazı, ‘geçmişten gelerek bugünü yorumladığına’ ve bundan yıllar sonra da hep bugünü ‘anlayan’ ve ‘anlatan’ olacağına gönülden ve kendisini okudukça gitgide daha çok inandığımız rahmetli Galip Ağabey’imizin Ülkücü Olabilmek Ülküsü isimli makalesine atıfla yazılmıştır…

Galip Ağabey,

 Babalarımıza, amcalarımıza, bugün en çok sevip saydıklarımıza ve hatta bunların yanında bir de ziyadesiyle uzağımızda olanlara ‘ağabey’lik etmiş bir modern çağ bilgesi olarak bilirsin ki; bizler de, yani senin torunların da, katî bir ülkücülük iddiasıyla çıktık yola. Bize göre -aynı bizden öncekilere göre de olduğu gibi- hepimiz imanı tam, Türklük şuuruyla yoğrulmuş gerçek birer Türk- İslâm Ülkücüsü, birer alp-erendik. Ülkü yolunda her fedakârlığa hazır, mazisiyle gurur duyan ve atisine umutla bakan bir gençlik (ne kadar tanıdık, değil mi?)… Sonra bir gün, senin makalelerin, kitapların geçmeye başladı elimize. Hele o Ülkücünün Çilesi… Gururumuz artıyor, daha bir gür sesle “Ülkücüyüm!” diyorduk ki; bir gün Ülkücü Olabilmek Ülküsü’nü okuduk. Şüphem yok ki bu sözleri senden doğrudan duyanlar nasıl sarsıldılar ve ne kadar kızdılarsa sana, biz de onlardan eksik kalmadık. Zaman geçti, büyüdük; büyüdükçe genişledi dünyamız ve görmek istemediklerimizi gördük.

Yorum (0) Tıklanma: 1418

Devamını oku...

Hüseyin Nihal Atsız’ın Hayatı


Hüseyin Nihal Atsız 12 Ocak 1915′te İstanbul Kadıköy’de doğdu. Atsız’ ın babası , Gümüşhane’nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey , annesi Trabzon’un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey’in kızı Fatma Zehra Hanım’dır.

Mehmet Nail Bey’in , Fatma Zehra Hanım’dan üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905′de Hüseyin Nihal Atsız , 1 Mayıs 1910′da Ahmet Nejdet Sançar ve Aralık 1912′de Fatma Nezihe Çiftçioğlu olmuştur.

İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda , orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı..Buradan mezun olunca Askeri Tıbbıye’ye yazıldı.Tıbbiyeden sonra Kabataş Lisesi´nde üç ay kadar yardımcı öğretmenlik yaptı.

Yorum (0) Tıklanma: 1550

Devamını oku...

Atsız Ata’nın Tavizsiz Dava Adamlığı Işığında Bir Fikir ve Siyaset Mukayesesi


http://www.ulkuocaklari.org.tr/wp-content/uploads/2012/02/at.jpg

Şu da unutulmamalıdır ki, Türkçülüğün iktidara geçmek için mutlaka parti kurması lüzumu yoktur. Türkçülük beyinlere ve gönüllere şuurla yerleştikten sonra bu, partisiz de olabilir.”

(Hüseyin Nihal Atsız)

Fikir ve siyaset arasındaki temel farkı, Türk Milliyetçiliği örneğinden yola çıkarak, “Türkçülük bir ülkü, siyaset ise iktidara geçme taktiğidir. Bu sebeple bir ana inanç ve ana düşünce olan ülkü asla değişmediği halde siyaset yani taktik her zaman değişir.” sözüyle açıklıyor Atsız Ata.

Elbette ki fikir ile siyaset arasındaki fark, değişime olan mesafelerinden ibaret değil. Bu iki kavram özünde apayrı dünyalara işaret ediyorlar. Fakat yine doğaları gereği, birbirleriyle çok yakın ilişkiler kuruyorlar.

Yorum (0) Tıklanma: 1575

Devamını oku...

Ruh Adam’, ‘Aylak Adam’ ve Biz, Ülkücüler


“İnsan meziyet sahibi olmaya mecburdur. Anormal olan: Kusurdur. Bir asker cesurdur diye alkışlanmaz ama korkarsa ayıplanır.” –Atsız, “Ruh Adam”[1]

“Gece yarısından çok sonra evine girerken, Nişantaşı’na yakın, yolun ortasında durdu. Geniş caddede ondan başka kimse yoktu. Tramvay rayının üstüne apışıp işedi. “Bir de bana deli sevgilim diyor. Nerem deli benim? Paçalarıma sıçramasın diye demirin oluklu yerine işemiyor muyum?”” –Yusuf Atılgan, “Aylak Adam”[2]

1: Nihâl Atsız’ın ‘Ruh Adam’ı [: Selim Pusat] ile Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ını [: C.] bir birlikte-okumaya tâbi tutmak, ‘modern birey’ ile ‘postmodern birey’ arasındaki söylem ve eylem farklılıklarını netleştirmek açısından gâyet işlevseldir; zirâ fikrimce, Atsız’ın Ruh Adam’ı tipik bir modern birey iken; Atılgan’ın Aylak Adam’ıysa, tipik bir postmodern bireydir.

Yorum (0) Tıklanma: 1589

Devamını oku...

Kürşad Neden En Büyük Kahraman

 

Milletlerin tarihi, aynı zamanda bir harpler tarihidir. Harp sanatına vakıf olmayanların bir ülküsü ve büyük bir ülkesi elbette yoktur veya denilebilir ki varsa da ebedi olmayacaktır. Büyüklüğü ülkü edinmemiş toplumların millet namıyla anılması da abesle iştigaldir. Ancak büyük milletlerdir ki bir ülkü uğruna nice can verir de en ufak bir yakınma göstermez. Bugün hali hazırda büyük devlet veya süper güç olarak anılan devletlerin kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta çarpıştıklarını görürüz.

Harp sanatının en büyük üstadı olan Türk milleti ise, bugün tarifsiz bir sarhoşluk ve serkeşlik içinde bulunsa da tarihi binlerce kahramanın hikâyesi ve anısıyla örülmüştür. Bu kahramanların bilinmesi, hatırlanması, bir başka deyimle ruhlarının şad edilmesi milli ruhu dinç tutar. Kahramanların yokluğu ise, toplumları büyük hayaller kurmaktan alıkoyar. Finlandiyalıların bağımsızlık mücadelesi sırasında aslında hiç var olmayan ve efsanevi olarak uydurulan Kalevela karakteri, toplumu milletleştirmiş ve ona inanan insanların yekvücut olarak Ruslara saldırmasıyla bağımsızlık yolunu açmıştır. Buradan hareketle kahramanların milletler için önemi aşikârdır.

Yorum (0) Tıklanma: 2083

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012