Biz Kimiz?



Biz, dünyanın en büyük imparatorluklarını kurmuş ve hakimiyetini eski dünyanın bilinen her köşesinde yürütmüş bir milletiz.

Bu imparatorlukların sonuncusu, varisi olduğumuz Osmanlı Devleti’dir.

Osmanlı Devleti Söğüt’te kurulduğu 1299 yıllarında 40 atlıya sahip bir uç beyliği iken, 1326′da Bursa’nın fethi sırasında Orhan Bey 38.000 süvariye kumanda ediyordu. Bu asker artışı, nereden geliyordu? Fethedilen topraklardan toplanamazdı. Zira bu yerin ahalisi Türk değildi. 400 gadirlik bir aşiret, 27 senede bu kadar çoğalamazdı. Selçuk Sultanlığı, asker yardımı yapacak halde değildi. O halde artış nereden geliyordu? Öyle anlaşılıyor ki, Bizans ucundaki bu beylik bütün Türk aleminin ülküsünü temsil ediyor. Türklük aleminin, fetret devrinde bile asla vazgeçmediği, İstanbul fethinin ve dünya hakimiyetinin mümessili sayılıyordu.

Yorum (0) Tıklanma: 1315

Devamını oku...

Türkmen Beyi Taşer

Bir adam düşünün, Türk’ün her şeyine âşık olsun. Bir siyasetçi düşünün, kendini ucuz oyunlara değil milli ülkülere adasın. Bir ideolog düşünün, engin bir tarih bilgisi ve sarsılmaz bir devlet inancı olsun. İşte Türkmen Beği Taşer! Ülküdaşlarına ‘beyefendilik’ değil ‘ağabeylik’ yapan Taşer! İşte Asım’ın nesli Dündar Taşer! Bir Fena Fi’d-Devlet olan Dündar Taşer!

Ölümünün üzerinden onca yıl geçmiş olmasına rağmen ülkücülerin kalbindeki özel yerini kaybetmedi. Kimdir? Ne yapmıştır? Nasıl yaşamıştır? Hemen hemen hepimiz biliyoruz. Ama onu ‘kim’den öte yapan bir şeyler var ya hani, onu anlatmaya çalışalım dilimiz döndüğünce.

Onu kalıplardan dışarı taşıyan, “büyük milliyetçi, değerli fikir adamı, cesur ve vefakâr ülkücü” sıfatlarından daha ileriye götüren özelliklerinden zannımca en çok dikkat çekeni ‘devlet’ kavramına olan tartışmasız bağlılığıydı. Onun kafasında daima büyük, azametli bir devlet fikri vardı. Türk’ün devlet kurmadaki yeteneği, Türk insanının devlete olan içten sadakati, Taşer’in gözünde devleti ve bayrağı çok üstün bir konuma getirmişti. Öyle ki “Hürriyet mi yoksa devlet mi daha önemlidir?” sorusuna “Devlet olmadıktan sonra hürriyet ve meşrutiyeti ne yapacaksınız?” şeklinde akıl dolu bir cevapla karşılık vermişti.

 

Yorum (0) Tıklanma: 1362

Devamını oku...

Dündar Taşer’in Hayatı


Dündar Taşer 1925 yılında Gaziantep’te doğdu. Köklü ve gelenekli bir aileye mensup olan Taşer’in çocukluk ve okul yılları Gaziantep’te geçti. Lise bittikten sonra Kara Harp okuluna girdi. Okul yıllarında 3 Mayıs 1944 Olayları’na karıştığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açıldı. Mezun olduktan sonra ordunun değişik kademelerinde görev yaptı ve kurmay binbaşılığa kadar yükseldi.

27 Mayıs ihtilali Taşer’in hayatında önemli bir dönüm noktasını teşkil eder. İhtilalden sonra Alparslan Türkeş’le beraber hareket eden Taşer, 14’ler olayının içinde yer alır. 13 Kasımda gerçekleyen bu olayla birlikte Taşer Fas’a diplomat olarak gönderilir. 1963 yılında Türkiye’ye dönen Taşer, siyasete atılır ve çok kısa süre içinde farkedilir.

1965 yılında Alparslan Türkeş, Muzaffer Özdağ, Ahmet Er, Numan Esin, Rıfat Baykal gibi darbede yer alan arkadaşlarıyla, CKMP’de siyasi hayata girdi. CKMP’nin 30-31 Temmuz 1965 tarihlerinde yapılan kurultayında, partinin GİK üyeliğine seçildi. 1967 Kurultayı’ndan sonra Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Partide Türkeş’ten sonra gelen ikinci isimdi. CKMP’nin yeni döneminde fikri ve siyasi gelişiminde önemli katkılarda bulundu.

Taşer 1965′de Gaziantep’den milletvekili adayı , 2 Haziran 1968 seçimlerinde senatör adayı 1969 Genel Seçimleri’nde İstanbul’dan milletvekili adayı oldu. İstanbul’daki adaylığında seçimi çok az bir farkla kaybetti. Mütevazi bir kişiliğe sahip olan Taşer siyaseti şöyle tanımlar: “siyaset hizmet aracıdır gaye değildir”

Milliyetçi Hareket’in ideologlarından olan Taşer, 13 Haziran 1972 bir trafik kazası sonucunda vefat etti.

Yorum (0) Tıklanma: 1344

Galip Ağabey

“Varlığını  aşan üstün bir değer uğruna mücadele etmek” olarak tanımladığı Ülkücülüğe bir ömür hizmet etmiş ve hatta bu uğurda herşeyden vazgeçerek “kendini unutmuş insan” sıfatına nail olmuş Ülkücü Hareket’in bünyesi küçük kalbi değerince büyük bir “ağabey”i olarak anılan Galip Erdem’in vefatının 15. senesini yaşamaktayız.

Galip ağabeyin Ülkücü Hareket’e olan katkıları şüphesiz oldukça önemlidir. Ülkücü gençlerin yetişmesinde, eğitilmesinde  üstlendiği rol bugün dahi etkisini sürdürmektedir. Fikri anlamdaki altyapımızda Galip Erdem harcı vardır. Onun, Ülkü ve Ülkücütarifi ışığında yol alan Ülkücü gençlik

bugün de onun yokluğunu derinden hissetmektedir.

Galip Erdem tüm ömrünü Türk Milletinin bekası uğrunda harcamıştır. O, Ülkücü fikrin günlük yaşamdaki tezahürünü  yaşayan bir örnek  olarak ortaya koymuştur. Milli menfaatleri kendi menfaatlerinden üstün tutan, millet uğruna verdiği mücadele ile “fena filmillet” deyimini fazlasıyla hak eden bir ülkü devidir Galip Erdem. Dünya zevklerinden arınmış, bedeni hazlardan bir gaye uğruna vazgeçmiş, kendi tabiriyle “kalabalık” tarafından hor görülmüş ancak bütün bunlara aldırmayıp ülküsü uğruna çalışmayı ilke edinmiş bir adamın hikayesidir Galip ağabeyin hayatı.

Yorum (0) Tıklanma: 1427

Devamını oku...

GALİP ERDEM(10 Mart 1930–12 Mart 1997)

 

“Maddi zevklere tapanların en ustası olmaktansa, bir ömür boyu ülkü erlerinin peşinden gitmeyi, hep çırak kalmayı tercih ederim”

 Galip Ağabey, 67 yıllık ömrünü her daim davası için mücadele ederek geçirmiş. Ömrünün yettiğince ülkücü gençlere “ülkü”yü aşılamada tahakküm etmeden, sıkmadan,  kendine has üslubu ile öğretirdi. Ülkücülüğün çileli, zor ve uzun bir yol olduğunu, büyük davaların; ancak çok çalışarak ve hatta hayatından fedakârlıklar yapılarak ulaşılacağını ülkücü neferlere nakşettirmişti.

 Galip Ağabey tam bir Turan aşığıydı. Daha Erzurum Lisesi öğrencisiyken Turan yolculuğuna çıkmış trenle Van’a geçmiş oradan Ötüken’e geçme yollarını araştırmıştı “Van civarında Ötüken ve Orta Asya denilen bir yerleşim yeri yok” denilerek Erzurum’a geri gönderilmişti. Türkî cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını görmek, o diyarları ziyaret etmek onun en büyük arzularından biriydi. Aradan geçen 50 yıl sonra Sovyetler Birliği’nin parçalanmasıyla  “Haccı Turan”ı ifa etmek nasip olmuştu. Galip Ağabey’e göre Tuna, Sakarya’dan farklı değildi; Tanrı Dağı, Ağrı Dağı’ndan uzak değildi. Türkistan birdi, bizim ülkümüz birdi.

Yorum (0) Tıklanma: 1621

Devamını oku...

Ülkücünün Çilesi

 

Gün olur, ülküsüz insanlara gıpta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: “Akl-ı şuur” ları vardır, güzel severler. “Bade” içerler ve nihayet göçüp giderler.

 Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hatta sevdikleri ile.. Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler. Çok defa, başları belaya girer; gene de sinmezler. Bu halleri ” kalabalık” a göre uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.

Yorum (0) Tıklanma: 1359

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012