Diyalog Değil, Monolog



Sanal alemde dolaşan ve Raşida Hankin imzasını taşıyan mesaj bana da geldi. Başlığı, Diyaloğu emreden ayetler... Bindörtyüz senelik İslam Dünyası'nda, ilk defa bu son yıllarda ortaya atılmış bu diyalog bidatini Kur'ana nasıl uydurdular diye baktım ve hayretler içinde kaldım. Çünkü diyalog emri diye gösterilen ayet, Ali İmran suresinin 64. ayetiydi ve meali şu idi.


- (Resulüm) De ki: Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek bir söze geliniz. Allah'tan başkasına tapmayalım. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rab'ler edinmesin. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman: Şahit olun ki biz Müslümanlarız deyin.

Eğer kötü niyet değilse bilgisizlik, yanlışlık, idraksizlik bu kadar olur. Zira bu, diyalog miyalog değil, Allah'ın peygamberi vasıtasıyla, kullarına tebliğ ettiği bir emirdir.

Evet bir tebliğ emridir ve bir Hakk'a Davet'tir. De ki tebliğ emri, peygamberedir. Bu tebliğin muhtevasının muhatapları Müslümanlar değil, ehl-i kitap denilenlerdir. Zira Müslümanlar zaten o söylenenlere iman etmişlerdir. Kullarına semahat gösteren Yüce Allah bu ayetlerde emrinin asgari sınırlarını da tayin etmiştir, peygamber bile bu şartların dışına çıkamayacaktır.. Hiçbir Müslüman'ın, peygambere aşamadığı sınırları aşıp kendi başına ve kendi aklına göre, ehl-i kitapla diyaloga gireceğim diye girdiği yanlış yolu mazur göstermek için ayetleri de tersinden anlamaya ve taviz vermeye hakkı da, haddi de...

Allah'ın emri...

Ayrıca Peygamber'e, bu emrin kabul edilmemesi halinde ne yapılacağı da ayette belirtilmiştir. Bin diyalogcuyum diye diyaloga devam etmek değil, biz müslümanız deyip onlardan ayrılmak Allah'ın emridir. Hakkı açıklamaktan İslam'ın izzetinden, son peygamberin ve Kur'anın ismetinden amentülerimiz birdir diyerek vazgeçmek yoktur.



Bu ayet, ehl-i kitabın, İslam'ın esasını yani Tevhidi, Kur'anı ve onu getiren peygamberi tasdik etmelerini şart koşmaktadır. Öyle ya, tebliği sadece bu ayette kabul et, bütününü ve tebligat yapanı kabul etme, hiç böyle şey olur mu? Bunu akıl, insaf, vicdan kabul eder mi?

Amentümüz bir olsaydı biz Müslümanlarız demez, siz de Müslüman olunuz derdi. Bu durumda Kur'ana uyarak Biz Müslümanlarız diye onları bırakacakken, Biz diyalogcularız falan diyerek ve -haşa- papalık misyonunun bir parçası olarak ortaya çıkmak, bu ayetin neresine girer? Ve onlar o gün, tebliği de, tebliğat yapanı da, yaptıranı da kabul etmemişlerdir. Diyalog bunun neresinde?

Kur'an ayetlerini, onların iniş sebeplerini ve Siyer-i Nebi'yi yani peygamberin hayatını kafi derecede bilmedikten sonra anlamak ve hele değerlendirmek mümkün değildir. Bu ayetler bilhassa Medine'de Hıristiyanlar'la ve Yahudiler'le olan münakaşalar sırasında inmiştir. Onlar, Bizim sizinkinden kadim kitabımız ve peygamberimiz vardır diyerek İslam'ı kabul etmek istemiyorlardı. Cenab-ı Hak bu ve benzeri ayetlerle onlara Hz. Adem'den beri İslam'ın tek bir din olduğunu ve son peygamberle indirilen mükemmel şekliyle öncekilerin neshedilmiş, kaldırılmış bulunduğunu bildirmekte ve risaleti Muhammediye'ye davet etmekte idi. Onlar bu daveti asla kabul etmediler. Bu olayların tafsilatını Ebussuud Tefsiri'nde etraflı ve apaçık şekilde bulmak mümkündür.

Tapu Müdürü mü?

Eğip bükmeye müsait bir zemin, bu ayette yoktur.
Yoksa bugün Hıristiyanlar, papaları layühti, papazları da cennetin tapu müdürü olarak görmekten ve teslisten yani üç tanrı inancından (Baba, oğul, Ruh-ül Kudüs) vaz mı geçtiler ve bindörtyüz sene sonra bu ayetin emrini kabul edip Müslüman mı oldular? Aksine misyonerliğe zam yapıp faaliyetlerini diyalog masalı sayesinde arttırdılar mı?

Papa hazretleri Ermeni soykırımı iftirasını bağrına basmaktan vaz mı geçti? Veya misyonerlere tanınan yeni haklar ve imkanlar karşılığı diyalogcular dinimiz için bir nebze fayda mı temin ettiler. Ehl-i kitabı tarihteki sürüyle hatalarını itirafa, günahlarını çıkarmaya mı icbar ettiler? Onlar papalık misyonunun parçası olmayı kabul ederken, Papalığı da İslami misyonun ufacık bir parçası olmak şerefine mi razı ettiler? Bütün Müslümanlar bindörtyüz senedir bu ayetin tebliğcisidirler, ama ya bu ayeti tebellüğ edecek olanlar nerededirler?

Diyalog bunun neresinde? Şu anda misyonerlikten, ekümenikliklerini tanıtmaya uğraşmaktan yani monologdan başka ne yapmaktadırlar? Biz hangi dine karıştık? Hiçbir dine? Kimin dinine muhtacız? Hiç kimsenin.

Aziz okuyucularım, pak ve temiz İslam'ın ilahi tebliği ve mübarek cumasının feyzi sizinle olsun.

 

Ergun Göze
12.05.2006

Yorumlar

  • Hiç yorum yok
Yorum yazma izniniz yok

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012