Bizden istenen boynumuzdur, başımızdır


Önsöz:

Yüce Türk milletinin ve devletinin kaderiyle bu vazgeçilmezlerimiz uğrunda mukaddes ve meşakkatli bir mücadele veren Türk milliyetçilerinin ve onların yegâne siyasal merkezi olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin kaderi herhalde bir olsa gerek.

Koca bir imparatorluk topraklarının en küçük parçasını vatanlaştırabilmek ve üzerinde yeni bir Türk Devleti kurabilmek uğrunda yüz binlerce şehit ve yaralı verdik. Şimdi görüyoruz ki; elimizde kalan bu Anadolu topraklarını yeniden taksim etmek istiyorlar.

Sırf bu sebeple olmadık işleri başımıza açıyorlar. İçimizi karıştırıyorlar. Kirli ve kanlı elleri içimizde, Birinci Dünya savaşı öncesi ve esnasında yaptıklarını yeniden sahneliyorlar. Terörü başımıza bela kılıyorlar. İsyan denemeleri yaptırıyorlar. Borçlandıra borçlandıra 'Düyûnu umumiye' şartlarını yeniden oluşturuyorlar.

Mustafa Kemal Atatürk; 6 Mart 1922 tarihli TBMM konuşmasında, İstiklâl mücadelesi döneminde, "manda ve himaye" fikrini, kurtuluş reçetesi olarak sunan, bedenleri içimizde, beyinleri dışımızda olanlara, köleleştirilmiş ruhlara hitaben yaptığı konuşmasında şöyle söylüyordu:

"… Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan bir takım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye'yi âtıl ve çekingen bir hâlde tutuyorlardı.

Yorum (0) Tıklanma: 1343

Devamını oku...

Turancılık algısını besleyen bir olay: 1944 Türkçülük Olayları



Türk milliyetçiliğinin düşünce ve siyasal tarihteki belki de en talihsiz özelliği kendi gelişim sürecindeki olayları, kişileri, kurumları kendi zaviyesinden değerlendirmeme zaafıdır. Sadece Türk milliyetçiliği tarihi açısından değil, genel Türk düşüncesi açısında da çok özgün eylem ve düşünce biçimlerinin yer aldığı bu düşünce evreni, önemli ölçüde karşıtlarının egemenliğinde kaleme alınarak tarihe geçmiştir. Bu da tarihsel gerçeklerin yorumlanmasında büyük kırılmalara neden olmuştur. Türkçülük hareketinin çözümlenmesinde Marksist egemen yaklaşım Türk milliyetçiliğinin toplumsal tahayyülünü katı bir ideolojik bakış açısına esir etmiştir. Hakikatin tamamen karşıtlık derecesinde tahrifi de bu imgeyi beslemiştir. Böylece Türk Milliyetçiliği Türk düşünce tarihindeki önemi ve konumu tali konuma indirilmiştir.


Türk siyasal düşünce tarihinde eylem biçimi ve sonuçları bakımından bir ilk olan 1944 Türkçülük-Turancılık olayları da bahsettiğimiz zaafların hepsini kendinde barındıran bir özgün ve özgül vasfa mütealliktir. Türkiye tarihinde doğrudan sistemin hedef alındığı ilk muhalif toplumsal ve siyasal hareket olma özelliği taşıyan bu olay maalesef hak ettiği ve taşıdığı önem derecesinde araştırılmamıştır. Yapılmış bazı akademik çalışmaların da tamamen Marksist bir yargı ve hassasiyetle kaleme alınmasına mukabil esas muhatapları olan Türkçüler ise sadece birkaç hatıra yazmadan öteye bilimsel bir çalışmanın konusu kılmamışlardır. Türk siyasal düşünce tarihinde ve sosyal hareketler tarihinde önemli bir konumda bulunan 1944 Türkçülük olaylarının siyasi ve toplumsal etkileri kısaca değerlendirilecektir.

Yorum (0) Tıklanma: 2488

Devamını oku...

Türkeş'e hakaret eden bunlar, Türkeş'in fikirlerine düşman bunlar, ama Türkeş'le ahkâm kesen yine bunlar...


 

Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç ve Bekir Bozdağ… Bu üç ismin ortak özelliği Türk milliyetçiliğine düşman oluşları… Son günlerde Başbuğ Alparslan Türkeş'in ismini ağızlarından düşürmüyorlar. İçlerinden hangi işgüzarsa, Başbuğumuz Türkeş'in Dokuz Işık kitabında yeralan milliyetçi bir iktidarda uygulanmasını istediği "Başkanlık Sistemi" ile ilgili bölümü ellerine tutuşturmuş, bunlarda o bölüm üzerinden MHP yöneticilerine "Dokuz Işık kitabını okumadınız mı?" diyerek ahkâm kesiyorlar.

Siyaset hayatlarında ne konuştularsa, ne yaptılarsa Başbuğ Alparslan Türkeş'in "ihanet ve hainlik" olarak gördüğü davranışları sergilemiş olanlar, bugün Başbuğ Türkeş'in referans göstererek hem yeni ihanetlere yol açmaya çalışıyorlar, hem de MHP'yi suçluyorlar.

Türk milliyetçiliğinin azılı düşmanları çıkmış, Türk milliyetçiliğinin öncüsü Başbuğ Alparslan Türkeş üzerinden kendilerine yol açmaya çalışıyorlar.

Yorum (0) Tıklanma: 1209

Devamını oku...

Başbuğ Türkeş'e ve Ülkücülere hakaretlerini unuttuk mu?


Refah Partisi içinde MÇP ile 1991 yılında gerçekleşen seçim ittifakına en çok karşı çıkan Recep Tayyip Erdoğan, PKK'nın taleplerine uygun olarak o zaman danışmanı olan Mehmet Metiner'e hazırlattığı Kürt Raporu içerisinde "RP, Türk ırkçısı MÇP ile işbirliği yapan milliyetçi-muhafazakâr-sağcı bir parti şeklindeki eleştirilerden yakasını ancak böylelikle kurtarabilir." cümlelerini kullanarak, MHP ve Başbuğ Türkeş'e olan alerjisini göstermiş birisidir. Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi hayatını şöyle bir inceleyin "En çok PKK'lılara mı yoksa Ülkücülere mi hakaret etmiş" diye araştırın cevabı "En çok hakareti Ülkücülere yapmış" şeklinde karşınıza çıkacaktır.

 

Bir hatırlatalım Ülkücülere neler demedi ki: "Terörist, köpekçi, mafya bozuntusu, kafatasçı, kovboy, ırkçı, it-kopuk, kandan beslenenler, hayvan, alçak, şerefsiz. "

Başbuğ Türkeş'e "ırkçı-kafatasçı" diyen, onun fikir ve ülkü emanetçisi Ülkücülere bu hakaretleri eden Recep Tayyip Erdoğan ne zaman köşeye sıkışırsa Başbuğ Türkeş'in ismini ağzına alıyor ve "MHP'ye gönül vermiş tüm Ülkücü kardeşlerimize…" şeklinde cümleler kuruyor.

Yorum (0) Tıklanma: 1440

Devamını oku...

Erdoğan, 9 Işık’ı yanında mı taşıyor?

 

Tayyip Erdoğan, İtalya ziyareti sonrası Ankara Esenboğa Havalimanı’nda bir gazetecinin“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli,  Başkanlık Sistemi’ne karşı çıkıyor, parlamenter sistemi destekliyor, Siz bu konuda ne diyorsunuz” yolundaki sorusunu cevaplandırdı ve şöyle dedi:
“Sayın Bahçeli’den böyle bir açıklama geldiği zaman benim aklıma hemen merhum Alparslan Türkeş’in açıklaması geliyor. 9 Işık eserinde bu konuyla ilgili açıklaması var. Bahçeli’ye hem bunu hatırlatacağım, hem de MHP’ye gönül vermiş tüm kardeşlerimize hatırlatacağım. O metin yanımda, okumamda fayda var. Bilgeoğuz Yayınevinin 9 Işık kitabı.. Aynen şöyle; ’Milliyetçi Hareket, tek başkan, tek meclis sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk milleti dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde kuvvetli, adil ve kuvvetli icra sistemini uygulamıştır. Kuvvetli ve hızlı icra, icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için tarihi ve töremize uygun olarak başkanlık sistemini savunuyoruz.’Bunu ben söylemiyorum, merhum Alparslan Türkeş söylüyor.”

Yorum (0) Tıklanma: 1317

Devamını oku...

Biraz da ciddîyet!..

 

Bugün Demokratların aklıyla, İleri Demokratların vicdânıyla uğraşacağım!  “Ne diyor bu adam?”  demeyin n’olur?
Ben, demokrasi sâyesinde; hayatında dere görmemiş adamın, kadrolu sâhil cankurtaranı olarak işe alındığını biliyorum!
Daha yapımı başlamamış hayâli olimpik bir havuza yüzme hocası olarak yüzme bilmeyen pehlivânın kadrolandığını da biliyorum!
Bu işleri ayarlayan ve hizmet ettiğini zanneden milletvekillerinin övünmelerini de biliyorum!


Bu  “Demokrat uygulamalar” ın devâmı için dört yılda-beş yılda bir güya seçim yaptık! Bunu söylerken aklımda rakamlar uçuştu, uçuşurken de çarpıştı! 89. yılda, 61. Hükümetimiz görevde! Dört yılda bir seçim yapmış olsak Cumhûriyetin 244 yaşında; beş yılda bir yapsak 305 yaşında olması lazım ama 89 yaşında!
Sakallı Celâl’in; “Tanzîmat ilan ettik olmadı, Meşrûtiyet ilan ettik olmadı, Cumhûriyet ilan ettik olmadı! Yahu! Biraz da ciddîyet ilan etsek!”  sözünü hatırladım!
89 yılın, 60 yılını yaşayanlardan biri olarak, susuz havuzda yüzmeye çalıştığımızın veya yüzme bilmeden cankurtaran edildiğimizin farkında bile olmadığımızı farkedince, canım acıdı!

Yorum (0) Tıklanma: 1310

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012