Bu yazı sadece gerizekâlılar (!) için yazılmıştır

 

 

Bir insanın zeki yahut geri zekâlı olması da yüce Allah'ın bir takdiridir. Bu konuda kimseyi ayıplamak, suçlamak gibi bir davranış içine girmemiz mümkün değildir.

Geri zekâlılık bir insanda bazen genel manada, bazen çeşitli konular üzerinde tesirini gösteriyor.

Bugünkü yazımızda, Türkiye'nin en çok konuşulan ve tartışılan konusu olan '(AB)-(D)ullah Öcalan'ın idamı konusunda' MHP'yi haksız bir şekilde eleştiren, suçlayan, ona iftira atan ve bu konularda değerlendirmelerde bulunan bazı geri zekâlıların hallerini tahlil edeceğiz.

O geri zekâlılar bu yazıyı iyi okusun.

Okuyan akıl sahipleri de etrafındaki bu tür geri zekâlılara bu yazıyı okutsun...

Bu geri zekâlıların büyük bir çoğunluğu Ampul sembollü bir partinin mensubudur.

Bu mensuplar, gazete köşelerinde, internet köşelerinde, kahvehanede, köyde, kasabada, ilçede velhasıl her yerde "Apo'yu MHP idamdan kurtardı" propagandasını yapmaktadır.

Hele bu propaganda içinde "APO'yu İmralı'ya MHP koydu." cümlesi yok mu? İşte geri zekâlı oluşlarını tescilleyen en büyük sebep oluyor.

Bu köşeden, bu geri zekâlılara defalarca yazdık, bu geri zekâlılara defalarca sorduk...

Yorum (0) Tıklanma: 2176

Devamını oku...

MHP’nin Türk Siyasi Hayatından Tasfiyesi Mümkün mü?

 

“ Türk milliyetçiliği ile MHP, bireyin kimlik gereksinimini büyük ölçüde karşılayarak Türk kimliğinin bilinç düzeyinde temayüzünde belirleyici bir katkıda bulunmuştur „

Seçimler öncesinde MHP’ye yönelik cinsel içerikli kasetlerin kamuoyuna sunulması, beraberinde Türk siyaseti üzerinde ciddi tartışmaları da getirdi. Tartışmanın odak noktasını bu kasetlerin hukuk dışı bir biçimde çekilmesi ve servis edilmesinin dışında esas amacı MHP’yi mi yoksa Bahçeli’yi mi tasfiye etmek tartışmaları oluşturuyor. Bu konuda görüş sarfedenlerin büyük bölümü Bahçeli’nin tasfiye edilmek istendiğini belirtirken bazı önemli analizcilerde MHP’nin tasfiyesini gündeme getirdiler. Bu makalede ikinci yaklaşımın mümkün olup olmadığının tartışması gerçekleştirilecektir. Çünkü MHP siyasi bir parti olmanın ötesinde temsil ettiği misyon açısından Türk milletinin sosyo-politik ve kültürel var oluşuyla doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla MHP’nin tasfiyesi Türk devletinin daha doğrusu Türk devletinin “Türk” karakterinin silinerek tasfiyesi demektir.

Kasetler Ne Anlama Geliyor?

MHP konusunda olduğu kadar Türk siyaseti üzerinde önemli analizleri ile dikkat çeken Ruşen Çakır konuyla ilgili şöyle demektedir: “Şantajcılar kendilerini ülkücü ve MHP’li olarak sunmaya çalışıyorlar. Özellikle iktidar partisi ve ona yakın kesimler de bu komployu ‘MHP içi bir savaş’ olarak görmek ve göstermek istiyorlar. Hiç de aynı kanıda değilim. MHP ve ülkücü hareketi takip etmeye çalışan bir gazeteci olarak, bu hareket bünyesinde, partinin 10 önde gelen isminin özel hayatını bu kadar didik didik edecek;

Yorum (0) Tıklanma: 1273

Devamını oku...

'Türklük'ten 'Türkiyeli'liğe Bireyin Temsil İmkânı

 

 

 

“Kürt sorunu” diye adlandırılan problemin çözüm önerileri, “anayasal vatandaşlık”, “Türkiyelilik” gibi üst kimlik-alt kimlik hiyerarşisinde bir vurguya sahiptir. “Birlik-beraberlik” tezleri olarak özünde Kürtçü dinamiklerin bölücü taleplerine içkin olan Kürdistan’a “bağımsızlık”, “özgürlük”, “özerklik” gibi yaklaşımlara karşı bir çözüm yöntemi olarak dile getirilmektedir. Türkiye’de kimlik tartışmalarının merkezinde Türk kimliğinin siyasi ve hukuki boyutlarının yanında sosyal-psikolojik statüsünün de tasfiyesi bulunmaktadır. Hemen hemen bütün tartışmaların merkezi konusunu tasfiyesi düşünülen “Türk” ve “Türk milleti” kavramları yerine ne konulması gerektiği ekseninde yürütülmektedir. “Türk milleti”nin ve “Türk devleti”nin tarihsel ve sosyolojik gerçekliğinin demokratikleşme, kimlik siyaseti, özgürlük, çok kültürcülük, farklıkların zenginliği gibi söylemler üzerinden reddedildiği bir politik mantık “milliyetsizcilik” gibi bir olguyu gündeme getirmektedir.
 
Türkiyelilik Tezleri Nedir?


Söz konusu kimlik tartışmalarında “ırkçılık”, “resmi ideoloji”, “asimilasyon”, “etnikçilik”, “inkar” gibi kavramlar seti üzerinden olumsuzlanan “Türklük” karşısında “Türkiyelilik” bütün olumlu anlamlar ve algılarla içeriklendirilmektedir. İlk bakışta sergilenen tavrın bir aidiyetlik tespiti değil de Batıcı renkteki liberal, sosyalist, İslamcı Kürtçülerin tezlerinin farklı biçimlerde bir ifadesi olduğu gözlenmekle birlikte dikkat çeken husus Türk kimliğinin statüsünün tasfiyesi olduğu görülmektedir. Bunun içinde kullanılan argümanlar: Türklüğün etnik kökene göndermede bulunurken, Türkiyeliliğin etnik kökeni aşarak coğrafya merkezli bir aidiyetliğe işaret ettiğidir. Türkiyelilik tezinin özünü Türkiye’nin çok etnili, dinli, kültürlü halklardan müteşekkil bulunduğu, Türklüğünde bu etnik gruplardan sadece biri olmasına rağmen Cumhuriyetle birlikte haksız yere devlet kimliği kabul edilerek diğer

Yorum (0) Tıklanma: 1324

Devamını oku...

Ülkücü Olmak veya Eski Ülkücü Kalmak

 

 

Her seçim ve bu arada referandum sürecinde hükümete bağlı “yandaş medya” olarak adlandırılan, başta cemaat basını olmak üzere, bütün görüntülü, yazılı, internet vb. propaganda araçları etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Darbecilik ve ülkücülük bu süreçte üzerinde en fazla tartışılan ve propagandaya malzeme yapılan unsurlar oldu. Bununla birlikte Türkiye’nin farklı bölgelerinde birbirine zıt söylemler ve iddialar ortaya atıldı. Özellikle iktidar ve ana muhalefet partilerinin liderleri ülkenin “doğu” ve “batı”sında birbirine zıt söylemler kullandılar. Doğu ve güneydoğuda Kürtçü-bölücü yazar ve sanatçıların adlarını anarak övgüler düzen başbakan, ülkenin milliyetçi olarak bilinen bölgelerinde ise önceden, “kafatasçı”, “ırkçı”, “mafya bozuntusu” olarak suçlanan ülkücüleri övüyordu. Bir yanda hayatı ülkenin birliği için mücadeleyle geçen ve darbeciler tarafından idam edilen Mustafa Pehlivanoğuları diğer tarafında Musa Anter, Şivan Perveri gibi Kürtçü bölücü şahsiyetler aynı siyasilerin söyleminde yer buldu. Bunun sonucunda dikkat çeken husus Ülkücülerin Kürt Açılımı gibi Türkiye’nin milli ve üniter yapısının değiştirilmesi girişimlerinin sahibi bir partiye olan destekleri oldu. 


Bu arada, adlarının bol bol geçtiği konuşmalarda “eski ülkücü”, “gerçek ülkücü”, “MHP’nin kurucusu” sıfatlarıyla hükümet ve cemaat basınında bol bol yer aldılar. Bu çalışmada söz konusu şahsiyetlerin iktidarla girdikleri ticari ilişki menfaatleri veya özel yaşam biçimleri söz konusu edilmeyecektir. Fakat kullanılan “eski ülkücü” vb. sözlere bağlı olarak ülkücünün aidiyetliği üzerine analizlerimiz yer alacaktır.


Bu tartışmanın Türk milliyetçiliği açısından işlevsel yönü, eski ülkücü ve ülkücüler arasındaki “hesabın” görülmesidir. “Ülkücülerin” “eski ülkücülerden” beğenilmeyen bugünkü durumdan kimin sorumlu olduğu noktasında özeleştiri bekleme hakkı da ortaya çıkmıştır. Ülkücü harekete mensubiyet ölçütlerinin belirlenmesi bu süreçteki tartışmada önemli bir kazanım özelliği taşımaktadır.Harekette kim kaldı, kim gitti, niye gitti, nereye gitti, gitmek kimlik değiştirmek mi, kalmak kimliği muhafaza mı? Bu tartışma bize ülkücü olanlarla eski ülkücü sıfatıyla bu kimlikten geçinenler arasındaki sınırların netleşmesine yardımcı olabilir. Elbette seviyeli bir tartışma ortamında. Bizde bu makalemizde konuyla ilgili görüşlerimizi belirtmek istiyoruz.

Yorum (0) Tıklanma: 1783

Devamını oku...

“Eski Ülkücü” Tayyip!

 

Ülkücülere her türlü hakaretleri eder sonra çıkar “Ülkücü kardeşlerim…” diye başlayan cümlelerle akıl vermeye çalışır. Elinde bozkurt heykelleriyle pozlar verir, sonra çıkar “Ben insanlarla dolaşıyorum, siz Bozkurtlarla” diyerek Ülkücülere “hayvan” imasında bulunur. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e hazırlattığı Kürt raporlarında “Irkçı-kafatasçı” der, sonra çıkar Başbuğumuzun eseri olan “Dokuz Işık” kitabını referans olarak göstermeye çalışır. ”Biz bunların geçmişte sokaklardaki kavgalarını biliriz” diyerek 1980 öncesi Ülkücülerin şanlı mücadelesiyle dalga geçer, sonra çıkar Ülkücü şehidimiz Mustafa Pehlivanlıoğlu’nun mektubunu okuyarak, timsah gözyaşları döker… İhanet planlarında önünü açmak için “Eski Ülkücüler” sıfatı verdiği kişileri kucağında besler ama Ülkücü katili birini de partisinden milletvekili yapar. Ülkücülere en ağır zulümleri etmiş olan Kenan Evren’e “Paşam bu ülkenin sizin gibilere ihtiyacı var” diye bağlılık bildirir ama Ülkücülerden de referandum dönemlerinde “Kenan Evren’den size yaşattığı acıların hesabını soracağım” diyerek oy ister… Türk milliyetçilerinin, Ülkücülerin tüm değer yargılarına, sembollerine düşmandır ama işine geldiğinde onları istismar etmesini çok iyi bilir. Kimdir bu kişi? Herkesin ilk aklına gelen Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir.

Son günlerde Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in ismini ve eserlerini diline doladı. Kendini akıllı, Ülkücüleri aptal sanarak açıklamalar yapıyor.

Dokuz Işık’tan bölümler okuyarak Ülkücüleri kandırmaya çalışıyor.
Ülkücüler içinde Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sinsi oyun ve tuzaklarına kanacak bir tane aptal yoktur. Kanan varsa da zaten Ülkücü olamamıştır demektir.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP ve Ülkücü Hareket üzerinde oynadığı oyunlara dikkat çekmek için “Yakında Sayın Başbakan’ın "eski ülkücü" olduğunu duyarsak ve bununla ilgili aslı astarı olmayan iddialar kamuoyuna düşerse bizim açımızdan hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.” açıklamasını yapmıştır.

Yorum (0) Tıklanma: 6231

Devamını oku...

Yabancı dille öğretim, misyonerlerin işi!



Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, yabancı dille öğretimi sert bir dille eleştirerek, yabancı dille öğretimin Nijerya, Kenya, Gana, Tanzanya gibi ülkelerde yapıldığını söyledi. İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde yabancı dille öğretim yapan tek bir üniversite bile bulunmadığını belirten Akalın, yabancı dille öğretimin, ruhunda dil birliği bulunan “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”na da uygun olmadığını bildirdi.


Yabancı dille öğretimin ilk olarak 1700’lerden itibaren Osmanlı topraklarında açılmaya başlanan misyonerlik okullarıyla gündeme geldiğini anlatan Akalın, bu okulların sayılarının Osmanlı Devleti’nin zayıflamasına paralel olarak arttığına işaret etti.

19. yüzyılda Osmanlı topraklarında açılan misyonerlik okullarının sayısının 1600’ü aştığını vurgulayan Akalın, bu okulların açıldığı iller arasında Adana, Adapazarı, Amasya, Antep, Bitlis, Diyarbakır, Ergani, Urfa, Van, Yozgat’ın da bulunduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, 1894 yılında Elazığ’da 83, Bitlis’te 22, Diyarbakır’da 22, Erzurum’da ise 24 Protestan okulu bulunurken, 1917 yılında İstanbul’da 83 İngiliz okulunda yabancı dille öğretim yapıldığını anlattı.

Yorum (0) Tıklanma: 1216

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012