Dil Yâresi

 


“Türk dilini öğreniniz! Çünkü Türklerin uzun sürecek saltanatları olacaktır.” Evet, bu söz bundan tam dokuz asır önce Kaşgarlı Mahmud tarafından söylenmişti. Türk dilini, Arap ve Acemlere öğretmek için de kitaplar yazılıyordu. Nihad Sami Banarlı, Divan-ı Lügati’t Türk adlı eserin amacını belirttikten sonra Kaşgarlı Mahmud’un yukarıdaki sözünü şu şekilde tamamlıyordu: “Türk dilini seviniz! Çünkü Türklerin en az geçmişleri kadar büyük gelecekleri oacaktır.”

Bu temenni gerçekleşir mi, ya da gerçekleşirse ne zaman gerçekleşir bilinmez ama büyük bir geleceğe sahip olacak bir milletin dili, bugün içler acısı durumdadır. Bir millet, kendi diline ancak bizdeki kadar kötülük yapabilir. Bir devlet, resmi dilini ancak bizdeki kadar sahipsiz ve korunmasız bırakabilir. Bir ülkenin aydınları, konuştukları dili ancak bu kadar aşağılayabilir. Bundan yirmi, otuz yıl önce “bir dilin maddi koruyuculara, kanun koyuculara ihtiyacı yoktur. Dil, konuşulduğu coğrafyada kendini koruyacak manevi savunucular bulur ve ait olduğu milletle varlığını sürdürür” diyebilirdik belki. Ancak şartlar şunu göstermiştir ki, dilimiz hem maddi hem de manevi savunuculara ihtiyaç duymaktadır. Hem de süratle bu ihtiyaç giderilmelidir. Aslında 1 Kasım 1928 yılında çıkarılan “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun”a göre; “1928 yılındaki kanunun başlangıcından itibaren Türkçe özel veya resmi levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile aynı biçimde Türkçe özel, resmi bütün süreli süresiz gazete, kitapçık, broşür ve yayınların Türk harfleriyle basılması ve yazılması zorunludur” denilmektedir.

Yorum (0) Tıklanma: 1228

Devamını oku...

"Eski" Ülkücüler, rahat mısınız?

 

 

Ülkücülük, Türk milliyetçiliğine gönül vermenin adıdır. Türk milliyetçiliği Türk milletini sevmek ve onun yükselmesi ülküsünü taşımaktır. Bunun ilk ve vazgeçilmez şartı da milletin bütünlüğü ve vatanın bölünmezliğidir. Hiçbir ülkücü milletin parçalanmasını ve vatanın bölünmesini isteyemez; parçalama ve bölme teşebbüslerine seyirci kalamaz. Hele bu gibi teşebbüslere yeltenenlerle asla iş birliği yapamaz; onlarla asla ortak olamaz.

Vatan ve millet duyarlılıkları sebebiyle ülkücüler, ülke üzerindeki tehdit ve tehlikeleri başkalarından önce sezebilme yeteneğine sahiptirler. Nitekim 1990 öncesi Sovyet tehlikesini herkesten önce görebilmişler ve bu tehdidi bertaraf etmek için destani bir mücadele vermişlerdir. Şimdi de ülkücüler bölücü tehlikenin ciddi olarak farkındadırlar ve bölünmeyi önlemek için her türlü fedakârlığa hazırdırlar. Bilinçli bir ülkücü, bölücülüğün kaynaklarını çok iyi bildiği gibi, hangi ülkelerce ve içeride hangi gruplar tarafından desteklendiğini de çok iyi bilir. Esasen bölücüler de artık niyetlerini saklamamaktadırlar.


Bazıları hâlâ “neden korkuyoruz?”, “Kürtçe kanal açtık, ülke bölündü mü, BDP ile görüşüldü, ülke bölündü mü?” diye soruyorlar. Hiç kimse ahmak değil efendiler; “şu hadise olursa ülke hemen o anda, veya birkaç ayda, birkaç yılda bölünür” diyen hiç kimse yok. Kastedilen bölünmeye giden süreçtir. Nitekim süreç adım adım ilerlemektedir. Bölücüler hiçbir tavizden sonra “tamam, buraya kadar” dememektedirler. TRT’de Kürtçe kanal açıldı, “hayır, isteyen radyo ve televizyon 24 saat yayın yapsın” dediler. Buna izin verildi; şimdi “siyasi toplantılarda Kürtçe konuşulsun” diyorlar; “Kürtçe ile eğitim yapılsın” diyorlar. Bunlarla da yetinmiyorlar; “anayasada Kürt varlığı tescil edilsin” diyorlar. “Demokratik Kürdistan, ayrı meclis, ayrı bayrak” diyorlar. Terörü, terör olsun diye yapmıyorlar; bu hedeflerine ulaşmak için yapıyorlar. Yöneticileri taleplerine yaklaştırdıkça veya yaklaştırdıklarını düşündükçe eylemsizlik kararı alıyorlar; eylemsizliği uzatıyorlar. Yani resmen terörü bölünme talepleri için pazarlık konusu yapıyorlar. Bunu göremeyen, bunu fark edemeyen vatandaş olabilir; hatta iktidar sahipleri olabilir; fakat bunları fark edemeyen ülkücü olabilir mi? Belki de “eski” ülkücü olabilir.

Yorum (0) Tıklanma: 1190

Devamını oku...

Arap Baharının “Üçüncü Cemre”si

 

strateji“ İsrail “how minutes” mi dedi? „

Tarihten gelerek ve bütün tabloya bakarak bir komplo teorisi kadar heyecan verici konuşmak gerekirse; Türk keşif uçağının Lazkiye açıklarında düşürülmesinin mantıklı faili ancak MOSSAD olabilir. Tabii ki olayın arkasında NATO’yu harekete geçirmek isteyen CIA vardır. Ancak CIA’nın bölgede doğrudan aktif ajan kullanımı sakıncalı olduğundan 1967’den beri Suriye’de fink atan İsrail istihbaratından destek almış olmalıdır. Amaç Esad’ın bir NATO operasyonuyla devrilmesi ve Suriye’nin de "bahar görmemiş" her Arap devleti gibi “bahar”a kavuşturulmasıdır. Sonra da sıra İran’a gelecektir.
 
Uçağın, bir türlü çözülmek bilmeyen Suriye buzulunu ısıtmak için yapay bir “cemre” görevi yapması tasarlanmış olmalıdır. Bu operasyonda Türk güvenlik birimlerinin dahlinin bulunması da bir sürpriz ve ihanet değildir. Bir ihanet tartışması yapacaksak bunu “BOP eş başkanlığı” perspektifiyle yapmamız gerekir. ABD’nin Ortadoğu projesinde görev alan bir hükümetin Arap baharının tanziminde yan çizmesi beklenemez.
 
AKP hükümetinin Esad rejiminin bahara yani turuncu devrime direnmesi karşısında geçen yıl “U dönüşü” yaparak muhaliflere açık destek vermesi, Türk Dışişlerinin, (mütekabiliyet istisna olmak üzere) komşularının iç işlerine karışmama geleneğine aykırıdır. Bu aykırılığın nedeni, BOP’u uygulayan irade ile bağımsız Türk siyasi iradesi arasındaki korelasyon bozukluğudur.
 
Recep Tayyip Erdoğan, Basın, Yargı, Üniversite ve Orduyu dış destekli AKP eylem planıyla tanzim ettikten sonra büyük bir hevesle aldığı avansları artık rahatça harcayabileceğini düşünmüş, hatta bir ara İsrail’e “One Minute!” bile demişti. Niyeti, ilkokuldan beri gönül verdiği “necip” Arap dünyasının mazlum ve onurlu kesimlerinin de lideri olmak, onları İsrail’den kurtarmaktı. Bu duygusal süreç, fazla uzun sürmedi ve birdenbire kendimizi Kaddafi’yi deviren ve Esad’ı devirmeye çalışan “Siyonist bir cephenin içinde” bulduk.

Yorum (0) Tıklanma: 1598

Devamını oku...

Türk Dünyasının Tarih Ve Tarihî Meseleleri

 

 
 

Türk Dünyası’nın en büyük meselesi; kimlik meselesidir. Tarih ilminin milletlere en büyük faydası, “ben kimim” sorusuna cevap vermekte herhalde en büyük yardımcı olmasıdır.

Türk Dünyası, doğuda son 500 yıl içerisinde Rus, Çin ve Moğol saldırılarına uğramıştır. Batı Türklüğü ya da Osmanlı Devleti, Rus, İngiliz, Fransız ve adını saymaya lüzum bile görmediğimiz irili ufaklı birçok Avrupalı devletin taarruzuna maruz kalmıştır. Gerek batıda gerekse doğuda çok topraklar kaybettik. Kaybettiğimiz vatan parçalarını elbette bir gün kurtarabiliriz.

Bütünüyle kimliğimizi yitirdiğimiz zaman kurtaracak neyimiz olabilir? Bugün kimliğimiz doğrudan hedef alınarak, cümle Türklük, Avrupalıların, Amerikalıların, Rusların, Çinlilerin, Acemlerin ve Arapların muhasarası altındadır. Bu büyük mücadeleden, bu büyük muhasaradan hep birlikte dimdik çıkabilmemizin yolu “ TÜRK KİMLİĞİ” ne sarılmak yanında, “Türküm” diyen, Türk devlet ve değişik coğrafyalarda esaret altında bulunan Türk halklarının, yani 250 milyonu aşkın Türk’ün sıkı sıkıya birbirine sarılmasından geçmektedir.

Ruslar 1554’te Kazan’dan başlayarak Astragan, İdil boylarındaki Başkurtlar, Nogaylar gibi Türk devletlerinin varlığına son vermiştir. Rusların vahşi saldırısı Tuna’dan İrtiş’e kadar devam etmiştir. Kırım Hanlığı, Kazak Hanlıkları, Hokand Hanlığı, Özbek Hanlığı, Hive Hanlığı, Azerbaycan Hanlıkları (Kuzey Azerbaycan), Türkmenistan devleti toprakları bu cümleden olmak üzere Rus işgali altına düşmüştür. İşgal ettikleri topraklarımızın yerüstü ve yeraltı servetlerini soymaktan öte, milletimizin her cinsine manevî olarak büyük darbeler indirmişlerdir. Kazan’dan başlayarak işgal ettikleri topraklardaki Türk halklarını kimliklerinden uzaklaştırmak için, devlet politikası haline getirdikleri Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma politikasının tahribatı ağır olmuştur.

Yorum (0) Tıklanma: 1437

Devamını oku...

İnsanın Aklıyla Arası Açık Olursa

 


Nerden nereye geldik. Soğuk savaşın sona ermesi, hemen yanı başımızda beş Türk Cumhuriyetinin kurulması, Kıbrıs dâhil, dünya da yedi Türk devleti bayrağının yan yana dalgalanmasıyla hakikaten çok büyük bir fırsat yakalamış ve de çok ümitlenmiştik.

Zira 21. Yüzyılın, artık "Türk asrı" olmaması için bir neden yoktu. SSCB'nin çöküşünde,nikibinli yılların başına gelinceye kadar ki on yıllık süreçte bağımsızlığını kazanmış Türk yurtlarıyla ilgili atılan adımlar elbette ki yetersizdi.

MHP'nin içinde bulunduğu üçbuçuk yıllık bir koalisyon döneminde ise, kurulan tüm irtibat ağları bu bölgeye gözünü dikmiş sırtlanları rahatsız etmiş olmalı ki; bu hükümetin gitmesi için de, önce sanal bir ekonomik kriz sonra da, TBMM bünyesi içinde bir dağılma süreci vizyona sokuldu.

Ancak ne olduysa akabinde AKP denilen bir taşeron zihniyet, Türk siyaset hayatına bir Truva atı gibi sinsice sokturuldu ve bu siyasal tertip, meşruiyeti hala tartışılan yollarla iktidar yapıldı. Ne yazık ki de, artık; değil dünyanın ve bölgenin, içinde dahi varlığı ve bütünlüğü tartışılır bir ülke durumuna düşürüldük.

Şöyle bir, yirmi yıl gerilere gidip düşündüğümüzde, hangi süreçlerden geçildiğini film şeridi gibi gözlerinizin önüne geldiğinde, inanıyorum ki, bana hak vermiş olacaksınız. Şüphesiz ki yaşananları bu kısa satırlara yüklemek mümkün değildir.

Yorum (0) Tıklanma: 1229

Devamını oku...

Kürtçe seçmeli ders olursa


Evet, Kürtçe seçmeli ders olursa ne olur, bunda ne var canım? Diyenler mutlaka vardır. Dahası beyninin içi boşaltılmış, sulanmış bu gibilerin, önümüzdeki günlerde seslerini daha çok çıkaracakları, şimdiden bellidir.

Peki, ne olur? Ne olacağı malum. Perşembenin geleceği Çarşamba'dan belli.

ABD'nin BOP Projesi dâhilinde işleyen planı devletimizi, milletimizi ve vatanımızı, sistematik bir şekilde hem coğrafi ve idari, hem de siyasi, sosyolojik ve hukuki bir bölünmenin eşiğine doğru, hızla sürüklemektedir.

Sonuçta; etnik-bölücü terör örgütü PKK'nın ve siyasi uzantılarıyla, AKP İktidarı ve bu şer ittifakına eklemlenmek için can atan CHP'nin arzusu hayata geçer.

Açıkçası bu gelişme, Güneydoğu coğrafyasından başlamak üzere, ülkemizin; eyaletler sistemine geçişin, rıza gösterildiğinin en ciddi işaretidir.

Dahası ilmek ilmek işlenerek gelinen bu süreç tamamen, Irak'ın Kuzeyinde inşa edilen ve de ABD'in Ortadoğu'daki bir eyaleti gibi hareket eden peşmerge reislerinin arzu ve hedefleriyle de, bire bir örtüşmektedir.

Yorum (0) Tıklanma: 1283

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012