Sosyal medyada insanlık çırılçıplak

 

Bundan 10 yıl önce biri bize, Mark Zuckerberg isimli genç bir çocuk piyasaya çıkacak ve önünüzdeki 10 yıl boyunca aşk, iş ve hobi hayatınızı belirleyecek dese herhalde inanmaz gülerdik. Ama şimdi bir internet sitesi tüm dünyanın ilişkilerini kontrol ediyor. Sosyal medyanın gizemli dünyasına bir başka açıdan bakalım mı?

Facebook ilk kez internet kullanıcılarıyla tanıştığında en büyük korku, mahremiyetine özen gösteren kadınların bu siteye ilgi gösterip göstermeyeceğiydi. Kişisel bilgilerini herkesin bilgisine açıp açmayacaklarıydı. Ancak tam tersi oldu. Dünyadaki facebook kullanıcılarının % 57'si kadınlar!
Dünyanın en büyük fotoğraf arşivi Zuckerberg'in elinde. Günde tam 250 milyon adet fotoğrafın yüklendiği bir arşivi düşünebiliyor musunuz? Bu eşssiz arşivde bir yılda tam 100 milyar fotoğraf birikiyor.
Osmanlı'dan bize miras kalan flört daveti mendil düşürmekti. Hanımefendiler kur yapmak istedikleri erkeğin önünden geçerken mendil bırakırlardı. Şimdi mendilin yerini 'like/beğeni' aldı. Kendinizi göstermek karşı tarafa ilgi duyduğunuzu göstermek istiyorsanız 'like' yapıyorsunuz. Yani beğeniyorsunuz...
Facebook'un ilk makul 'gerekçesi' ilkokul arkadaşlarını bulmaktı.Sonra sıra ortaokul, lise, üniversite, eski iş arkadaşı derken eski ve yarım kalmış aşklara geldi.
Hemen herkes eski aşkına bir göz attı. Sonra 'like'.
Ardından hiç tanımadıkları geldi.

Yorum (0) Tıklanma: 1448

Devamını oku...

ABD / İsrail Elçiliği Yapmanın Bedelleri

 

Etrafımızdaki komşularımızın Türkiye'yi yöneten AKP'yi emperyalizm taşeronu, küresel güçlerin hizmetçisi, onların işbirlikçisi olarak görmesi ne kadar acı bir durum değil mi? Bu sıfatları AKP iktidara geldiği günden itibaren kazandık. İran, Suriye ve Rusya hem bu sıfatlarla Türkiye'yi tarif ediyor ve hem de bu sıfatların işlerliliği yüzünden bizi sürekli tehdit ediyor. Bizi bu hale düşüren ABD ve İsrail ikilisi olmuştur. Bizi tehdit eden ülkelerin vurgusu da hem bu iki şeytan devletler yüzündendir.

Türkiye'nin başında ABD-İsrail projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eş başkanlığını yapan Recep Tayyip Erdoğan'ın olması bu sıfatları almamızın en somut hali olmaktadır.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Cumhuriyet Gazetesi ile yaptığı röportajda Recep Tayyip Erdoğan için ABD'nin taşeronu diyerek yapmış olduğu yorumlar, Türkiye'nin de içinde bulunduğu durumu ve dışarıdan da nasıl göründüğümüzü göstermektedir.

*Erdoğan ve Davutoğlu bize Amerika'nın mesajlarını getiriyorlardı. ABD'nin dillendirdiği konuları detaylandırarak getiriyorlardı. Genellikle tehdit etmenin ve korkutmanın ötesinde yeni şeyler değildi getirdikleri. Erdoğan'dan çok koşullar değişti. Ve bu yeni koşullar Erdoğan'ın gerçek yüzünü ortaya çıkardı. İsrail, Gazze'ye saldırdığında Erdoğan'ın tavrını hepimiz biliyoruz. Ancak benzer bir saldırıyı aynı İsrail 2006'da Lübnan'a yaptığında Erdoğan aynı tonda tepki göstermedi.

Yorum (0) Tıklanma: 1364

Devamını oku...

Korkaktan korkulmaz...

 

 

 

 

“Atom ve uzay çağındayız ama daha yüz milyonlarca insan ilk primatlar seviyesindedir. Kendi yarattıkları putlara tapmaktadırlar. Bazen evliyâ diye seviyesiz ve iğrenç bir câhilin, bazen büyük adam diye seviyesiz ve korkak bir hâinin, bazen ilerici ses diye alçak bir satılmışın ardından koşarlar. Korku bir hastalıktır. Millî eğitimle, millî basınla, millî radyo ile, millî film ve sahne ile tedâvi olunur. Fakat o hekimler nerde?” 
Nihal ATSIZ (8 Aralık 1972-Ötüken)
....
Bir Türk münevverin bugünü ve günümüz korkaklarını, kırk yıl önceden tarifi! Aklına hürriyetini vermiş cesur bir fikir savaşçısının, gelecek nesillere tarihî uyarısı!
Korkak milyonerin PKK’ya haraç verdiğini, korkak profesörün teröriste not verip hâmilik ettiğini, hükümet adamlarının, kanlar-canlar pahasına millîleştirilmiş Vatan topraklarını ve kazanımları “Babalar gibi” sattıklarını, oğullarına 18 yaşına gelmeden şirketler, gemicikler, dev şirketlerde yöneticilikler sağladıklarını, cümle aralarına serpiştirirsek günümüzü tarif eder!

Demek ki kırk yıldır benzer korkakların, benzer korkaklıkları ve tavizleriyle günümüze
gelmişiz!

Korkak makama oturtulmuş, kendinde güç vehmederek zâlimleşmiş, Firavunlaşmış!
Hırsız makama oturtulmuş ve kendinde güç vehmederek en korktuğu devlet görevlisi polisin içine yerleştirebildiği kadar hırsızı-arsızı yerleştirip işini meşrûlaştırmış!
Korkakları işbaşına getiren sistemsizlik adlı ithal, yasaları dikte edilen dayatma İleri Demokrasilerle milleten de korkalardan korkmak gibi iki kere ayıp bir davranış istenmiş!

Yorum (0) Tıklanma: 1399

Devamını oku...

Yakında mum da dikeriz!

 

DİYANET İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez dün Fener Rum Patrikhanesi'nde Patrik Bartholomeos'u ziyaret etti.
Ziyaretin ayrıntılarını bugün gazetelerde okuyacağınız için neler konuşulduğunu yazmama gerek yok...
Ama bu ziyaret ile ilgili olarak peşinen söylemem gereken tek bir söz var: Diyanet İşleri Başkanı, "başkan" unvânı ile gidip de Patrikhane'yi ziyaret edemez!
Bunu açıkça yazdığım için Türkiye'de bir kesime son senelerde giderek hâkim olan Patrikhane paranoyasına kapıldığımı falan zannetmeyin...

FOLKLORİK MERKEZ
Patrikhane ile ilgili olarak "Fener, Vatikan hâlini alıyor" şeklindeki garip düşüncelere, "Patrikhane'nin İstanbul'dan çıkartılması gerektiği" gibisinden hazımsızlıklara yahut misyonerliğin alıp başını yürüdüğü misâli garip korkulara her zaman karşı çıktım. Ruhban Okulu'nun açılması gerektiğini savunanların yanında oldum ve Patrikhane ile Lozan Anlaşması'nın hiçbir alâkasının bulunmadığını, Lozan'da Fener ile ilgili olarak tek bir kelimenin bile geçmediğini de affınıza sığınarak hatırlatayım, ilk defa bendeniz yazdım!
Zira, bin küsur senedir vârolan Fener Patrikhanesi'nin birtakım çevrelerin iddia ettiği gibi "Eyüp Kaymakamı'na bağlı bir makam" değil, Ortodoks kilisesinin "primus inter pares"i olduğuna, yani "eşitler arasında birinci" kabul edildiğine, aslında tamamen Ortodoks dünyasına ait dinî bir mesele olan "ekümeniklik" konusunun da bizimle hiçbir alâkasının bulunmadığına ve Patrik'in bu unvânı kullanmasına müdahale hakkımızın olmadığına inanıyordum. Üstelik, Patrikhane'ye de defalarca gittim, zira bin küsur senelik Bizans Musikisi'nin son örnekleri Fener'de seslendiriliyordu, Ortodoks dinî musikisindeki "İstanbul tavrı"nın icra mekânı orası idi, "Lampadarios" ve "Protopsaltis"lerin bu toprakların tegannîsi olan karşılıklı icralarından da zevk alıyordum.
Hâlâ da aynı görüşteyim... Fener Patrikhanesi'nin bizim için öneminin siyasî yahut dinî değil, sadece "folklorik" olduğuna inanırım...

Yorum (0) Tıklanma: 1305

Devamını oku...

PKK çok ayıp etmiş (!)

 

Yine alçakça saldırı, yine Şehitler, yine Dağlıca…

Dağlıca, yüreklerimizi dağlıyor!

Türk halkı ağlıyor!

Siyasiler açılımcılık oynuyor!

Milletçe üzüldüğümüz ve yas tuttuğumuz bir zamanda hükümet adına açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın sözleri ise tam bir felaket;

“Gece saat 03.30 - 04.00 sıralarında Dağlıca’daki askeri üs bölgesine büyük bir saldırı oldu. Hem sayıca fazlaydılar ve silahları vardı…”

Buyurun bakalım bir devlet adamının yapacağı açıklama mı bu?

Ne demek sayıca fazla idiler? Haber mi vereceklerdi, “Biz şu kadar terörist olarak Dağlıca’ya baskın yapacağız, sizde buna göre sayıca hazırlığınızı yapın” diye(!)

Ama PKK en büyük ayıbı, silahlı olarak saldırmakla yapmış! Daha önceleri taş ve sopa ile saldırıyorlardı ya(!)

Yorum (0) Tıklanma: 1390

Devamını oku...

Anamızın nikah kağıdı

 

 

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “Bu sorunu ancak Erdoğan çözer” diyen sözde Türk aslında PKK milletvekili Leyla Zana’yla bir buçuk saat görüştü ve söylendiğine göre görüşme “olumlu bir hava içinde” gerçekleşmiş. Osmanlı efendisi Erdoğan kim olursa olsun bir kadına kaba davranmazdı.

***
Zana kendi deyimiyle “Nazik ve diyaloğa açık” Başbakan’dan -TC Hükümetinden- taleplerini açıkladı. Bir milletvekili değil, PKK ulağı gibi. Çünkü talepler, DP/DTK/PKK ekseninde yer alan güçlerin taleplerinin aynısı; “Güven ortamı sağlansın. Oslo süreci yeniden başlasın. Devlet, Kürtlerden özür dilesin. Kürtçe ana dilde eğitim sağlansın. Silahla değil müzakere edilerek sorun çözülsün. Tutuklamalar son bulsun.” Ve sıkı durun, “Öcalan ev hapsine alınsın” . Zana kadının Başbakanla görüşmesinde tek anamızın nikah kağıdını istemediği kaldı, ülkemizin tapusunu da isteyecek! Ona sormalı,  “valideniz güzel mi?” Alan da gaçan mı...

***
 Zana resmen Diyarbakır’ın seçilmiş sözde Türk aslında PKK millet vekili. Ne olduğu mâlum.. Ama Başbakan’ın talep üzerine bu kadınla konuşması makul ve bir yerde de kaçınılmazdı; kan döken ve devamlı kan kaybettiren müzmin bir sorunun çözülmesi için bir umut! Ne var ki “talepler” bölücülerin siyasi ve barışçı çözümden ne beklediklerini, ne umduklarını gösteriyor.. Bunlar “Büyük Kürdistan” a giden yolun kaldırım taşlarıdır... Ne demişler; “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.”
Kısacası Başbakan’la Zana’nın konuşması olağan ve kaçınılmazdı da, görüşmelerden hayır çıkacağını ummak da o kadar boştur, abesle iştigaldir. Hükümetin zaafı, bölücülere ümit ve cesaret vermektedir.

Yorum (0) Tıklanma: 1465

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012