Yeni Türkiye inşasında Erdoğan, Numan, Destici ve BOP gerçeği

 

 

 

Sıra BBP'de demiştik. Durum yavaş yavaş şekillenmeye başladı. BBP Genel Başkanı Destici, "Has Parti lideri Numan Kurtulmuş ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmenin Türkiye için hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye için güzel projeler üreten herkese sonuna kadar destek vereceğiz" dedikten sonra şöyle devam ederek AKP'ye yeşil ışık yakmış, "Diğer siyasi partilerimiz ile MHP dahil, işbirliği yapabiliriz. Önemli olan Türkiye'dir. Bizler bu ülkeye sevdalıyız. Ülke menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapmaya hazırız."

Bu yeşil ışığı yakarken de tabanından gelecek olan tepkileri önlemek için MHP dahil demeyi ihmal etmiyor. Bu nasıl bir anlayıştır. Bir partinin, bir dava hareketi olduklarını söyleyenlerin temel fikir direkleri, ilkeleri, omurgaları olmalı. Ülke menfaatleri gerektiriyor diye hem AKP'yle, hem CHP'yle, hem de MHP'yle birleşebilirsiniz öyle mi? Birleşmeyi nereden çıkardın demeyin, soru AKP-BBP birleşiyor mu, diye ortaya atılmış. Böyle bir davet gelirse olumlu bakarız diyor Destici.

Düşüşe geçen AKP, HAS Parti ve BBP'yi yanına alarak düşüşü engelleyeceğini sanıyorsa, çok yanılıyor. Bu birleşmeler sinerjiden ziyade enerji çatlamasına sebep olacaktır. Mevcut enerjileri azalacak aksine ayrışacaktır.

AKP'yle birleşme yolunda partisini terk eden kaptan pozisyonuna düşen Numan ve kendisine davet yapılmasını bekleyen Destici kendilerini kurtarıcı olarak görebilirler. Ancak bu birleşmeler hem AKP'de çözülme meydana getirecek, hem de diğerlerinin siyaseten silinecektir.

Yorum (0) Tıklanma: 1266

Devamını oku...

Kahramanmaraş' da ne yapılmak isteniyor?

 

 

Yakın tarihimize ışık tutacak bir makale...

22. Mayıs 1978, HERGÜN GAZETESİ

Maraş, Birinci Cihan Harbi'ne kadar çoğunluğu Müslüman Türk'lerden ve azınlığı Ermeniler'den oluşan vatandaşların yaşadığı bir kentimizdi. Harpten sonra, İşgalci Fransızlarin tahriki ile devletine başkaldıran Ermeniler de onlarla birlikte şehri terk ettiğinden, ilde yalnız Türkler kaldı.Bu Türkler mezhep itibarile istisnasız sünnîlerden oluşmakta idi. O sıralarda Maraş'a. Doğu Anadolu'daki Rus ve Ermeni katliamından kurtulabilen bir kısım kardeşimiz gelip yerleşti. Bunların bir kısmı sonradan eski yurduna döndü, bir kısmı ilimizde kaldı. Bunların bir kısmı Sünni, bir kısmı ise Alevî mezhebinden idi.

Sünnî olanlar Maraş'lılar ile kız alıp verdiklerinden kısa zamanda çoğunluğa karıştılar. Alevi kardeşlerimizle bu şekildeki evlilik münasebeti çok az olduğundan, onlarla akrabalık münasebeti nadirette kaldı, fakat çok partili devreye girişe kadar,onlarla da Maraşlmın münasebeti çok samimi ve kardeşâne oldu. Kimse kimseyi hor görmedi ve kimse kimseden incinmedi. O günlerde bu kardeşlerimizin merkez ilçedeki adetleri umum nüfusun ancak yüz'de biri kadar vardı.

Demokrat Parti iktidarından sonra köyden şehre göç başladı. Maraş'a, Pazarcık, Göksün, Afşin gibi ilçelerden ve Doğu Anadolu'dan Türkçe ve Kürtçe konuşan bir kısım kardeşimiz daha gelip yerleşti, hattâ Varto'dan göç edenler Maraş da birde köy kurdu. Bunlardan da Sünni olanlar Maraş'lılarla akrabalık bağı kurdular, diğerleri akraba olmamakla beraber yine ayrıcalık gözetilmeden Maraş'lılarla gül gibi geçindiler, hatta devlet dairelerinde eski Maraş'lılardan daha çok ve daha iyi mevkilere yerleştiler. Bu arada merkez ilçenin nüfusu köyleri dışında 150. 000'i bulurken bunun içerisindeki Alevî kardeşlerimizin nüfusu da tahminen beş bine çıktı.

Yorum (0) Tıklanma: 1382

Devamını oku...

Ey bin yıllık siviller !

 

SON yıllarda "asker vesayetiyle mücadele" adı altında Türk askerlik kültürünün dokusuyla oynanıyor. Haklıyla haksız, suçluyla suçsuz birbirine karıştırılarak mazisi yüz yıla yayılan bir sivil darbe ortamı oluşturuluyor. Bu tarihi operasyonda dış etken yerine iç dinamikler ve "iyi niyet" arasak bile görüyoruz ki; duygusal, bilinçsiz ve düşüncesiz davranışlar, tarihi hatalara neden oluyor.

Demokrat görünümlü sivil darbecilerin "asker vesayeti" konusundaki tarihsel yöntem hatalarını iki temel nedene bağlamak mümkün:

1- Saltanat kavramını sorgulamadan Osmanlı'ya duyulan hayranlık,

2- Türk inkılâbından duyulan rahatsızlık, kolay ve tekâmülcü kalkınma arzusu.

Gerisi, demokrasi teorisiyle ilgili Anglo-Sakson ezberlerinden ibaret… Bu duygu ve düşünceler, bir siyasi tercihe sebep olmakla birlikte Tarih açısından bilimsel değil. Türkiye'nin geri kalmışlığında askerler ne kadar sorumlu ise siviller de en az o kadar sorumlu. Bu durum gözden kaçırılıyor ve "sivil" kelimesine adeta bir sihir yükleniyor. Asker-sivil ilişkilerindeki iş kazalarının yegâne sorumlusu olarak askerleri görmek, en hafif ifadesiyle bu demokrasi işinin kolayına kaçmak anlamına geliyor.

Yorum (0) Tıklanma: 1512

Devamını oku...

Neden aynı fotoğraf karesinde de buluşmasınlar?

 

AKP iktidarı bugünlerde yeni bir telaşa büründü. Bu telaş halinde de ne yapsalar, neyi söyleseler, ne şekilde davransalar suçluluk psikolojisine bürünen haliyeti ruhiyelerinden bir türlü kurtulamamaktadırlar. Onların birinin dediğini diğerinin inkâr ettiği, birinin söyleyip diğerinin imtina ettiği, gerçekler tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıktıktan sonra ise her birinin aynı noktada buluşmak zorunda kaldıkları davranışlarına Türk Milleti artık alışmıştır.

Elbette ki bu konuda kendilerine rehber olarak Başbakan Erdoğan'ı seçmektedirler. Daha önce birçok kez bir konu hakkında görüş beyan edip daha sonra bu beyanının tam tersi yönünde ki söylemlerine şahit olduğumuz Başbakan Erdoğan'ın davranışı diğer tüm AKP'liler için rehber olmaktadır. Bunun en güzel örneğini İmralı canisiyle önce görüşmediklerini iddia ederek, bunu "şerefsizlik" olarak nitelendirmeleri ancak ardından ise görüşmelerin yapıldığını ki özellikle de Oslo'da bizzat Başbakan'ın özel temsilcisinin katıldığı PKK'lılar ile yapılan müzakerelerin ses kayıtlarının kamuoyuna yansıması sonrasında kabullenmelerinde görmüş olduk.

Yorum (0) Tıklanma: 1316

Devamını oku...

Vah Türkçem !!!

 
 
 
 
Ben hiç İngilizce okumadım, tabi ki Fransızca da bilmem. Bu dillerin yokluğunu da çekmiş değilim hiç. Ortaokulda, lisede Almanca gösterdiler. Gösterdiler diyorum, çünkü sadece görmekle yetindik. Bir türlü “Benim adım şu, senin adın ne? Ben iyiyim, siz nasılsınız” dan yukarı çıkamadık. Israrla üniversitede de gösterdiler aynı dili ama burada da daha yukarı çıkamadık.
 
Bir yabancı dili iyice öğrensek iyi olmaz mıydı? Benim pek işime yaramıyor ama, kötü olurdu da diyemem doğrusu. Ya unutmamak için ara sıra kendi kendimle konuşurdum ya da birilerinin yaptığı gibi her sözün arasına birkaç English kelime sıkıştırmakla kendimi bir nane oldum salaklığına düşerdim. Başka ne işe yarayabileceği konusunda bir fikir yürütemiyorum. Belki bazıları bu fikir yürütemeyişim için de diyeceklerdir ki: “Senin gibi bir geri zekalıdan başka ne beklenebilir ki. Tabi ki fikir yürütemezsin, çünkü sende kafa yok. Eğer kafa olsaydı bir yabancı dil, hele de İngilizce gibi bir muhteşem dil hakkında ukalalık yapmazdın.” Şunu itiraf etmeliyim, benim için bu bir iltifat olurdu. Zira İngiliz uşaklığı, İngilizce hayranlığı yapmaktan çok daha iyi bir paye olur bu benim için.
 
Yeryüzünde İngiliz milletine kızdığım kadar hiçbir millete kızamam.Nedenini Türk tarihini iyi kötü okumuş herkes çok iyi bilir.Cumhuriyet tarihine bakınca da Amerika Bulaşık Devletlerini hiç sevmiyorum. Böyle giderse kıyametin kopmasını yakınlaştıracak bu Bulaşıklar. Onların da büyük ölçüde ataları İngiliz. Zaten bu yüzden de İngilizce konuşuyorlar.Tabii içlerinde İspanyol, Portekiz, Çinli, Yahudi, Zenci, Meksikalı….. ve biraz da katliamdan kurtulabilen Kızılderili var. Bu uzun mesele .Belki başka bir yazımda bahsederim bu 1 dolara bir kelle katliamından.Buffalo katliamı da tam katillere yakışır biçimde tabii.
Yorum (1) Tıklanma: 1569

Devamını oku...

Oslo Sürecinin Esas Oğlanı Öcalan-mıydı?

 

 

MHP lideri Bahçeli'nin 'Abdullah Öcalan İmralı'da mı, yoksa değil mi? Bu kadar sessizlikten bu soru aklıma geliyor. Onu da Recep Tayyip Erdoğan'a soruyorum. Orada mı?' sorusunun ardından, CHP ve İP'liler bebek katilinin, İmralı'da olup olmadığını merak etti. Başbakanın 'İmralı'ya gidelim, bakalım' demesinden ikna olmamışa benziyorlar. Sebebi de basit, herkes 'nasıl açalım ki, vakvaklar ürkmesin' kurnazlığında. BDP sessiz, derinden izliyor. Yeni açılımda 'İmralı canisi' ölü gibi sessiz. Habersiz olabilir mi?

Bahçeli 'Kürt açılımı'nın yeni atağına, İmralı'nın müdahil olmayışını sorguluyor. Öcalan'ın bu işin dışında gibi davranmasının sebebi ne diyor? Yeni bir 'Habur Vukuatı' olmasın diye tüm PKK'lılar, açılımın bu safhasında sessiz durma kararına mı riayet ediyor?

Sanki Öcalan yok. Fırtına öncesi sessizliğe mi yoralım, yoksa müzakere sürüyor, kamuoyunun mu haberi yok. Başka sorularda var elbet. Ortaya çıkan gerçek, terörist başının bir yıla yakındır kimse ile görüştürülmeyişi. Ailesi ile bile görüşmek istemiyormuş cani. Niye ki? İnzivaya mı çekildi?

Yorum (0) Tıklanma: 1466

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012