Casus filan...

Hani, pırıl pırıl subaylarımıza “casus” denildi de, aylarca hapis yatırılıp, kariyerleri, terfileri, hayatları kaydırıldıktan sonra “casus” olmadıkları anlaşıldı ya...

Basın camiasında bile tanınmayan, geçmişi meçhul “eleman”ın biri, “eleman gazete” tarafından “köşe yazarı” yapılır. “Kim bu lavuk?” diye merak etmeyen... Her köşe yazarını gazeteci zanneden ahalinin nazarında “önemli” hale getirilir.

Bilahare, bu “önemli” köşe yazarı bi makale döşenir, “Ay’da petrol var” der. Bu bilgiyi, çok güvenilir belgelere sahip ama, kimliğini açıklamayacağı “gizli bi tanık”tan aldığını belirtir. Eleman’ı köşe yazarı yapan gazete, makaleyi derhal manşete çeker: “Ay’da petrol bulundu!”

“Eleman televizyonlar” devreye girer. “Eleman gazete”ye atıfta bulunarak, ana haber bültenlerinde verir, flaş, flaş, flaş... Objektif habercilik ayaklarıyla, açık oturumlar tertiplenir, “saçmalamayın birader, petrol için bitki fosili lazım” diyenler, ekrana çıkarılır, “sen hiç Ay’a gittin mi, madem Ay’da petrol yok, iddianı kanıtla o zaman!” sorularıyla sıkıştırılır. Ertesi gün... Eleman gazetede şu manşet çıkar: “Ay’da petrol yok dediler ama, kanıtlayamadılar!”

İnternet siteleri tıklanma şehvetiyle üstüne atlar, hadise gündeme bomba gibi düşer.

Malum... İnternet sitelerinde çıkan haberlerin altında “okur” yorumları yer alır. “Sözde okur eleman”lar, aynı adreslerden, farklı isimlerle, bu haberin altına destek yorumları yağdırır.

Yorum (0) Tıklanma: 1241

Devamını oku...

Bizans kalıntılarına cevap!

 

"Türk milletine Bizans'tan geçen bir hastalık vardır.Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek. Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lazımdır. Bu hastalığı tedavi etmezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi harekette bir saniye daha fazla kalmayınız. Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz herşeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz. Türk milletini batıran, Bizans'ı batıran, Osmanlı imparatorluğunu batıran hastalık budur." Bu sözler kendisine Ülkücüyüm-MHP'liyim diyerek Bizans karakteri yaşatmaya çalışanlara merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş tarafından yapılmış çok net uyarıydı.Başbuğ Türkeş'te içimizdeki Bizans kalıntıları yüzünden çok çekmiş, ömrü bunlarla uğraşarak geçmişti.

Başbuğ Türkeş'in "evlatlarım" dediği kişiler bile MHP'yi bölerek çıkardıkları dergilerde,gazetelerde ve çeşitli yerlerde yaptıkları konuşmalada merhum Başbuğumuza "Amerikancı, İsrailci, kâfir, ihaleci, menfaatçi, fikir endişesi ve siyaset ahlâki kalmamış, fırsatçı, dayatmacı" şeklinde hitap edebilmişlerdir.

O Bizans kalıntıları yine aynı metodla MHP içindeki çalışmalarına devam ediyor. Her fitne ve fesat dalında oynamayı marifet edinmişler ama çokta alınganlar ,şimdi "Bize Bizans Kalıntısı" dedi diye yaygara yapmaktanda geri durmazlar. Her türlü haltı yiyorlar, fitne ve fesatlarının rahat yol yürümesi için her türlü metodu deniyorlar, sonra biz maskelerini düşüren cevapları verince çıldırıyorlar.Fitneleri Ülkücüler üzerinde etkili olsun diyede "Demokrasi var, sen bize karşımı çıkıyorsun?" feryat ediyorlar. Fitnenin demokrasi varmış, ama bizim MHP'yi savunmamızın demokrasisi yokmuş...Gözleri dönmüş, ruhları kararmış Bizans kalıntıları bunu diyor.

Yorum (0) Tıklanma: 2396

Devamını oku...

AKP-CHP-BDP “Şeytan Üçgeni” ve MHP’nin Tavrı

 

 

Geçen haftanın en tartışılan konusu CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun AKP ile sözde "Kürt sorunu"nu görüşmesi oldu. Gündemde birinci sıraya oturan CHP-AKP görüşmesinin temelinde CHP'nin, 31 Mayıs 2012 tarihinde TBMM Başkanlığı'na verdiği ve sözde "Kürt sorunu"nun Meclis çatısı altında çözümü için bazı önerilerini içeren raporu vardır. CHP, terörü Kürt sorunun bir parçası sayan önerisinde "Kürt sorunu"nun Türkiye'nin gündeminden hiç inmediğini ve hep üst sıralarda yer aldığını iddia etmektedir. CHP önerilerinin merkezinde de; TBMM bünyesinde bir "Toplumsal Mutabakat Komisyonu", sivil alanda da TBMM bağlantılı ve koordineli şekilde faaliyet gösterecek "Akil İnsanlar Grubu"oluşturulması yer almıştır.

Görünen köy kılavuz istemez. CHP'nin önce TBMM Başkanlığına sunduğu Çarşamba günü de Başbakan Erdoğan ile görüşen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun önerisi bilinenin dışında bir yenilik taşımıyor. Bizim PKK Açılımı dediğimiz projenin bir ayağı olarak eksik olan CHP, AKP'nin bu boşluğunu doldurmaya talip oldu. Daha doğrusu, yeni CHP'nin lideri Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin tabiriyle "Şeytan Üçgeni"nin üçüncü kenarını ( ya da köşesini!) tamamlamış oldu. Deniz Baykal dönemini "Eski CHP" olarak tanımlayarak geçmişini inkar eden "Yeni CHP" farklılığını Erdoğan'ın başlattığı PKK açılımını meşrulaştırma projesiyle ortaya koymaya başladı. MHP, AKP'nin Kürt Açılımında olduğu gibi CHP'nin de teklifini daha görüşme talepleri gelmeden reddetti. Gerekçesini de açık ve net olarak ortaya koydu. MHP nasıl AKP'nin "yıkıcı" projesine karşı çıkmışsa CHP'nin "çöküş" projesine de aynı şekilde karşı çıkmaktadır.

Yorum (0) Tıklanma: 1350

Devamını oku...

Ülkücüleri Kim Katletti?

 

Cezaevindeki bazı ülkücülerin 3. Yargı paketiyle serbest bırakılmasını, kan davasına çeviren eski Marksistlerin hezeyanı karşısında MHP Lideri Bahçeli:"Solcular, 6 ülkücüyü katletmişti. Kimse yazmıyor" dedi. Biz yazarız. 80 öncesi kurtarılmış bölgeleri ve kurdukları halk mahkemeleri ile katlettikleri binlerce ülkücü katilinin, torun torbaya karıştığı günümüzde, eski defterleri açmanın kimseye faydası olmadığını düşünüyorduk. Yanılmışız.

Benimkisi hayal kırıklığı. İP dahil olmak üzere eskinin diğer sol fraksiyonları, 80 öncesi sanki 6 TİP'liden başka öldürülen yok gibi yıllarca ısıtıp ısıtıp kamuoyunun önüne sürdüler. Gördük ki, bir arpa boyu yol gitmemişler. Geçmiş yaraları kanatmanın anlamı yok derken, onlar kabuğu kaldırıp yarayı kangrene çevirmeye çalışıyor. Tamam o zaman, ara ara geçmişe dönüp kim ne yapmış anlatalım. Dün Moskova mı, Pekin mi başkent olsun, 'Kürtlere özgürlük' diye haykıranların, şimdi 'vatan, milleti ağızlarından düşürmeyişlerine' nasıl mütebessim baktığımızı anlatalım. Hangi dilden anlıyorlarsa, öyle cevap verelim.

 

Yorum (0) Tıklanma: 1543

Devamını oku...

Ülkücü Düşmanlığı

 

Sol değişiyor.

Sol başkalaşıyor.

Sol farklılaşıyor.

Ama başkalaşırken,farklılaşırken ve değişirken mizacının bir yanını hiç terk etmiyor : Ülkücü düşmanlığı !

Sol Kürtçü oluyor,dindar oluyor,ulusalcı oluyor,liberal oluyor,ermenici oluyor ama bir yanını hep koruyor : Ülkücü düşmanlığı !

Sol reklamcı oluyor,kapitalist oluyor,TÜSİAD'çı oluyor,AKP'li oluyor,hacı oluyor ama bir şeyden vazgeçmiyor : Ülkücü düşmanlığı !

Düşmanından beslenen siyasi hareketler özgür olabilirler mi? Özgürlük bütün komplekslerden sıyrılma hali değildir de nedir?Hem solun ülkücü düşmanlığını bu kadar abartarak hayatının vazgeçilmezi yapması makul mudur?

Mesela Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay neden " vicdan azabı" çeker ? Cunta döneminin rezil bir uygulaması olan ve suça göre değil suçluya göre yargılama sistemiyle muhakeme edilen ülkücülerin yıllar sonra tahliyesinden bir bakan neden rahatsız olabilir?Eski solcu olması bu rahatsızlığın sebebi olabilir mi?

" Türkiye'nin hukuk devleti olması yolunda mücadele ediyoruz " diyenler hukukun iğdiş edildiği,fikre göre cezaya dönüştürüldüğü bir uygulamayı nasıl içlerine sindirebilirler?Ülkücülere her türlü uygulama mübahtır,anlayışı hukukla bağdaşır mı?

Bir ideolojik hareket kan davası şeklinde ele alınabilir mi?Vandetta yani intikam yasası ilkel toplumların yasasıdır ama görünen o dur ki,sol hala vandetta kafasındadır.Ve intikamı ülkücülerin hatırasından,geçmişinden,helal mecudiyetinden almak istemektedir.

Solun propaganda kabiliyeti evrenseldir.

Ülkücülerin propaganda tekniği ise gelenekseldir.

Yorum (0) Tıklanma: 1328

Devamını oku...

‘DEĞİŞİM’, ‘DÖNÜŞÜM’ ‘YENİLİK’ Turuncu Darbelerin Sloganıdır!

 

 



Siyasi partilere bel bağlamış olanlara, CHP’yi ‘sol’ zannedenlere, CHP’yi Atatürkçü zannedenlere özeldir, bu yazı…

Zehir, şekere bulanarak verilir… Hablemitoğlu’na yaklaşan katil, silahını çiçek buketinin arkasından ateşlemiştir!

Kemal Kılıçdaroğlu da, siyasi arenadaki diğer birçok zevat da, AB-ABD-NATO aşkını ve bağlılığını ‘anti emperyalistiz’ ‘Atatürkçüyüz’ laf salatası arkasına saklamıştır…

Dün 34. Kurultay'da Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmayı iyi izleyin..

CHP hem ‘değişecek’, hem ‘özüne sadık kalacak’tır!

‘Dönüşecektir’

‘Sistemden beslenenler değişime karşıdır!’ diye haykırıyor.. Sistem kim? Emperyalizm, AB-ABD-NATO–BM-İMF’den oluşan, bankerler yönetiminde bir dünya isteyen bir ÇETE!

Kılıçdaroğlu ‘Sistem’e karşı DEĞİŞİM!’ diyor. Sonra ‘dönüşüyor!’ ‘Yolumuz, kapitalizmin ‘Orman Kanunu’dur!’ diyor: ‘Hızlı balık, yavaş balığı yer!’

CHP uzun zamandır Atatürkçülük maskesi ile ‘sosyal demokrasi’ satıyor… Atatürk’ün partisi maskesini kullanıp, ‘sosyal demokrasi’ yani ‘ne köy ne kasaba! UCUBE’ bir uyduruk siyasi tanımın pençesinde kıvranıyor…. İçtenlikle bu partiyi Atatürk’ün partisi sananlar, hem sosyal demokrat, hem ‘ortanın solu’ , hem küreselci, hem liberal olup, HEM Atatürkçü nasıl olunur bir düşünsünler…!

Yorum (0) Tıklanma: 1271

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012