Mefkûre Bilinci



Kalbi Hira Dağı'nda atarken, ayakları Tanrı Dağlarına basabilen adam olmak mevzusudur bu. Her omuzdan bunu kaldırmasını beklememek gerek...

Bizler... Her birimiz kendi şahsiyetimizden mesulüz. Ülkücülük karakter meselesidir. "Ülkücüyüm" diyebilen insan attığı adımın dahi vebal taşıdığını
farketmeli. Bu sosyolojik farkındalığın kaynağı sorumluluk bilincinden ziyade iman ve tevelli'dir.

İman ve tevelli denizinde bir su damlası olan Ülkücü, kendi denizinde yaşayan canlıların yaşayabilmesi için diğer su damlaları ile birlikte hareket etmesi hususunda inancı gereği kurumamak gayesinde sorumluluğunu yüklenmiştir, Elhamdülillah!
Beyindeki sorumluluk olgusu, kalpteki imandan yoksun kalırsa bu dava bir adım ileri gitmez. Lakin bu durumun tam tersi söz konusu değildir. Bizatihi, iman varsa imkanda vardır...

Bunları neden mi söylüyorum? Kimine göre çok basit kelimeler olan; sorumluluk, şuur, karakter, iman gibi manası derin mevzuların yeni nesil genç
kuşağımızın hüsn-ü zat'ında pek bir önemi yok maalesef...
Peki Türk Gençliğinde vuku bulan bu keşmekeşliğin, umursamazlığın,vurdumduymazlığın sebebi nedir? Neden her geçen gün, medenileşme adına batılılaşmaktayız? Niçin kültürümüzü yaşatmaktan yana davranmıyoruz? Geleneklerimiz utanç anlamına mı geliyor? Eğlenmek, hoplayıp zıplamak, tembellikgençliğin üzerinde ölü toprağı serpili...

 

Genç kuşağımız yok yere harcanıyor farkında mısınız? Peki hata kimdedir? Evlatlarını Türk Kültürüne, İslâm Ahlâkına göre yetiştirmeyen anne ile babada mı? Yoksa saygıdan yoksun, maziden bihaber olan gençlerde mi? Geleneklerimize bağlı olmanın geri kafalılık, kültürümüzü yaşatmak için göstermiş olduğumuz gayretin gericilik ve milletimize, milliyetimize duyduğumuz göklere istiva ettiğimiz sevgimizin hor görüldüğü milenyum çağının yabancısı olmuşuz... Suçlu biz miyiz? Beddua ettikleri şu fikir; bizim ülkümüz mü? Evet...

Lakin siz, gözleri katmer oyun perdeleri ile kapatılanlar!.. Bizim ülkümüz fitneye, fesada, dedikoduya kapalıdır. İftira, nefret ve zillet ile başlayan demogojiniz her geçen gün, kimi zaman sessizce kimi zaman ise aleni bir şekilde yükselmekte... Fakat iyi biliniz ki, bizim inadımız inancımızdan gelir. Sizin inadınız okyanus ötesi limanlardan...

Diyor ya şair;

"Farkına yeni vardım, suçluymuşum ben meğer...
...Suçluyum hainleri gözlerinden tanırım ben,
Bir intizar dinlerim bu toprağın kalbinden."

Ve bu satırlardan esinlenecek olursak, tek suçumuz; Maveraünnehir'de güneşin doğuşunu seyredip, Tanrı Dağları'nda ki bir çocuğun, Toroslar'da ki kardeşine koşmasını düşünmekti!... İdeolojik beyanlara fazla değinip yazının manasını genişletmekten kaçınarak asıl konumuzdan devam etmek istiyorum. 100 Yıla yakındır, emperyalist güçlerin Türk Devleti üzerinde bir hakimiyet kurma isteği var. Emperyalist devletler, kapitalist düzen ile istedikleri ülkeyi alt-üst edebilmişlerdir.

Günümüzde bile bu basit sistem ile ülkeleri kolayca karıştırabilmekteler, iç çatışma yaşatıp ülkeyi bölünme sürecine sürüklemekteler. Lakin 100 yıllık bu sürecin ilk 10 yılında zaten zor durumda olan, türlü sorunlar ile boğuşan Osmanlı İmparatorluğunu "paylaşmışlar" ama Türk Milletinin kültürüne olan düşkünlüğü, bağımsızlığa olan vurgunluğu karşısında planları bozulmuş bir vaziyette Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu seyretmek zorunda kalmışlardır. Muharebe Meydanın da aradığını bulamayan düşman, planın en can alıcı kısmı olan sosyal alana yönelmiş ve Türk İnsanını top, tüfekle öldürmek yerine, yabancı ideolojiler, gayri-milli kültürler ile Türk insanının benliğini öldürmeye başlamıştır. Türk toplumundaki bu gevşemenin bir ileri evresinde ise bir ahlak buhranı ile karşılaşmak söz konusudur. Oluşturulan maneviyat boşluğu ile vicdan pazarında şahsiyetler pazarlanıp, satılır hale gelmiştir. Sığınacak liman, başımızı sokacak bir koy kalmamıştır.

Ülkücülük Gemi Gibidir...
Rotası Turan'dır.
Rüzgarı İslam'dır.
Mukavimi Türk'tür.

Mustafa DUMAN

Yorumlar

  • Hiç yorum yok
Yorum yazma izniniz yok

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012