Türk Düşmanlığı

 

Ne oluyoruz? Hangi terimlerle konuşuyoruz? Özlemlerimiz mi değişiyor? Bunlar marjinal kesimlerin dili diyerek geçiştiremezsiniz. Bunların aldıkları oy ne ki, bırakın istedikleri şekilde konuşsunlar etkileri ne diyememeyiz. Söylenenler birileri tarafından gün geliyor devlet idaresinde kullanılıyor. Böylece karmaşa ve yön bozukluğu ortaya çıkmış oluyor. Geldiğimiz noktadan ileri doğru gideceğimize, değişimin cazibesine kapılarak önünde gelişim olmadığı için geriye doğru gitmekteyiz.

Bazılarının çığırtkanlıklarını demokratik girişimler olarak görüp, taviz üstüne taviz verenler, işlerin içinden çıkılmaz bir hal aldığını hala görmek istemiyorlar. Hatırlayın bir karmaşa, izinsiz yürüyüş esnasında BDP'li Sebahat Tuncel bir başkomiseri tokatlamıştı. Ve başkomiserin şahsında Türkiye Cumhuriyeti Devletine büyük hakaretler etmişti. Bu olay üzerine ne oldu? Koskoca bir hiç…

Günler, aylar geçti. Bu sefer de Diyarbakır'da polisle karşı karşıya gelen BDP'liler itiş kakış yaşadılar. Bu kez daha öncede doktor dövdüğü iddia edilen BDP'li Özdal Uçar bir sivil polise yumruk atmış. Bu yumruktan sonra ne olacak? Koskoca bir hiç… Neden? Çünkü o bir milletvekili. Dokunulmazlığı var. Ve yaptıkları her şeye hoşgörüyle bakan insanlar ve istedikleri her şeye taviz veren bir iktidar ve desteğini aldıkları bir ana muhalefet partisi var.

BDP'li Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, " 12 Eylül faşizmini aratacak kadar aşağılanmış bu sistemi lanetliyorum. Emniyet güçleri akıllarını başlarına alsınlar. Gerekirse bomba olur, onların vücutlarında ben patlarım. Yeter artık." diye bağırmış, sonuç; yola devam. Belediye başkanı burası Kürdistan demiş, diğeri Amed demiş, bir diğeri Kürdistan topraklarında ayrı bir bölge de devletçikten söz etmiş… Daha neler neler söylenmiş. Ancak her seferinde yola devam kararı alınmış.

 

Her izinsiz eylemde BDP'li vekillerin orada bulunmaları bir tesadüf değil, eylemi meşrulaştırmak adına yapılan bir taktik girişimdir. Yaptıklarının herhangi bir karşılığının olmadığı, Başbakanın ayrı bir makamdan, Başbakan Yardımcısının ayrı bir makamdan konuştukları ülkemizde bu tür olaylar her daim yaşanacağa benziyor. Bunu tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.

Bakın bir gazete nasıl başlık atmış "Serhıldanı büyütelim" bununla ilgili herhangi bir şey yapılacak mı? Saccılar soruşturma açacaklar mı? İsyana teşvik, isyanı büyütelim demek ne zamandan beri serbest, ne zamandan beri demokratik söylem olarak algılanmaktadır? Bu gibi söylemler, eylemler Türkiye'den başka bir ülkede yapılabilir mi acaba? Mesela her konuya kriter koyan Avrupa Birliğinin ülkelerinden Almanya'da böyle bir şey söz konusu olabilir mi? İngiltere böyle bir şeye müsaade eder mi? Avrupa Birliği aşkıyla yanıp tutuşan kesimin bunu bir düşünmesini istiyorum.

Biz bu kadar başıboş bir ülke olamayız. Her olaya hoşgörü ve diyalog çerçevesinden bakamayız. Avrupa'da camilerimize gereken önem gösterilmezken kanunda "cami" yerine ibadethane yazılarak ev kiliselerinin mantar gibi bitmesine izin veremeyiz. Şimdi de Büyükşehir yasasında "mabet" kelimesini koyarak dinde yeni bir açılıma daha imza atmıştır. Bunların yapım, onarım, bakım masraflarını belediyelere vermiştir. AKP iktidarı, neredeyse ülkeyi dinler bahçesine, etnik gruplar cennetine, baş mezhep ve mezhepçikler ortamına çevirmek için her türlü uygulamayı yapmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Türk milletin partisi ve bugün de iktidarda bulunan partinin fikir kaynağı olan bir partinin Ankara'da yaptığı toplantı için gazetenin attığı başlığa bakın; "Ümmetin kalbi Ankara'da attı" hepimiz Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın (S.A.V) ümmetiyiz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olamaz. Lakin aynı zamanda Allahın bize bahşettiği Türk kimliğinin fertleriyiz. Türk milletiyiz. Bu gerçeği inkar edip, milleti ümmete dönüştürenlerin maksadı dini değil, siyasidir.

Bu oyun hala oynanmaktadır. Önceleri millet, aziz milletim diyerek ortada dolaşanlar bugün o büyük milletin önüne Türk kelimesini koyacakları yerde ümmete dönüştürmüşlerdir. Oysa cumhuriyet ümmetten millete geçişin adımı olmuştur. Bunu bir türlü içlerine sindiremeyenler; Kürtlere, her türlü etnik kökene, Araplara hak vermişlerdir. Bu etnik unsurların, Arapların ırkçılık yapmasına göz yumanlar Türk düşmanlığını bugün açıkça ön plana çıkarmış bulunmaktadırlar.

Evet, bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde Türk düşmanlığı yapılmaktadır. Mazlum diye gösterilenler mazlum değil, zalimin kapısına odun taşıyanlardır. Kim ne derse desin Türk milleti yeniden dirilişiyle tarih yazacaktır.

Sağlıcakla kalın

Fikri ATILBAZ
14.11.2012, Ortadoğu Gazetesi

Yorumlar

  • Hiç yorum yok
Yorum yazma izniniz yok

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012