MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 10. Olağan Büyük Kurultay Açılışında Yaptığı Konuşma

 

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin
10. Olağan Büyük Kurultay Açılışında Yapmış Oldukları Konuşma Metni


4 Kasım 2012 -Ankara

 

Sevdasını Bir Bayrak Gibi Yüreğimizde Taşıdığımız Aziz Türk Milleti,

Kongremizin Yönetiminden Sorumlu Sayın Divan Başkanı ve Değerli Üyeleri,

Türk Dünyasının Her Köşesinden Bereket ve Güzellikleri Bu Salona Taşıyan Sayın Misafirler,

Milliyetçi Hareket’i Yükseltme idealinden Asla Taviz Vermeyen Fedakâr Dava Arkadaşlarım,

Millet, Milliyet ve Milliyetçilik Fikriyatının Fedakâr ve Azimkâr Neferleri Muhterem Ülküdaşlarım,

Vatan Sevgisinin, Ülkü, Ülke ve ilke Mücadelesinin Eşsiz Temsilcileri Yiğit Bozkurtlarım,

Asaletin, Zarafetin ve Nezaketin Simaları Olan Sevgili Asenalar,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Medyamızın Her Biri Birbirinden Kıymetli Temsilcileri,

Bugün Ankara bir başka güzeldir.

Bugün Ankara bir başka anlamlıdır.

Bugün Ankara bir başka görünmektedir.

Bugün Ankara kutlu hareketimizin sevincine ev sahipliği yapmaktadır.

Bugün Ankara’da Üç Hilal ayağa kalkmaktadır.

Bugün Ankara’da Türklüğün kalp atışları gök kubbeyi çınlatmaktadır.

Millet ve devlet bekası için üzerine düşen sorumluluğun her zaman idrakinde olmuş, ülkesini ve ülküsünü canından aziz bilmiş Milliyetçi Hareket Partisi’nin 10. büyük buluşmasını nasip eden Yüce Allah’a şükürler olsun.

 

Konuşmamın başında; bu salona teşrif etmiş veya izdihamdan dolayı toplantımızı dışarıdan takip etmek durumunda kalmış her bir kardeşimi en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarıma en iyi dileklerimi sunuyor, esenlikler diliyorum.

Partimizin 10.Olağan Büyük Kurultayı’nın hayırlı, uğurlu olmasını ve başarılarla geçmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

Daha birkaç gün önce 89. yıldönümünü idrak ettiğimiz Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını; vatan ve ülkü mücadelesinde Hakk’a yürüyen bütün şehitlerimizi ve partimizin kurucu genel başkanı Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i rahmet ve minnetle anıyorum.

Ne Mutlu bizlere ki, yurdumun tüm güzellikleri, tüm hasletleri bugün başkentte toplandı.

“Türk Milleti Sensiz Asla” diyen vatansever milli vicdanlar başkentte bir araya geldi.

Ülkemin her köşesinden Türkiye sevdalıları akın akın buraya, bu salona koştu.

“Varım, var olacağım; birim, bir kalacağım” diyen millet evlatları Ankara’ya ulaştı.

“Yenilmedim, yenilmeyeceğim; yıkılmadım, yıkılmayacağım; düşmedim ve düşmeyeceğim” diyen millet sevgisi Ankara’da buluştu.

Doğrunun, dirayetin, düzgün bakışın, dik duruşun ve dürüst anlayışın arşa ulaşan timsalleri Ankara’da birleşti.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye Türkiye burada toplandı.

Türk milleti burada karar kıldı.

Türklüğün umutları, İslam’ın beklentileri buraya yöneldi.

Gözü yaşlı analarımız, çare bekleyen garibanlarımız, tutunacak dal arayan biçarelerimiz dikkatlerini Ankara’dan yükselecek sese odaklandırdı.

Borçlarının altında ezilen esnafımız, inim inim inleyen çiftimiz, ayın başını getiremeyen memurumuz, hakları çiğnenen işçimiz, umut parıltısı arayan sanayicimiz Ankara’dan çıkacak gür çağrıya kilitlendi.

Yetimlerimiz, düşkünlerimiz, emeklilerimiz ve bir çare bekleyen insanlarımız bu salondan fışkıracak ruha dikkat kesildi.

Aş bekleyen çocuklar, iş bekleyen gençler, ekmek bekleyen fukaralar, sıcak yuva hayali kuran küçücük yavrular, gelecek endişesi taşıyan herkes Üç Hilale bel ve ümit bağladı.

Sizler, yurdumun her yöresinden mis kokuları getirdiniz.

Sizler, ağız tatlarını, oyun havalarını ve sevda türkülerini getirdiniz.

Halayı, horonu, zeybeği, barı ve karşılamayı getirdiniz.

Bağlamanın sesini, neyin üflemesini, davulun şenliğini, sipsinin nefesini getirdiniz.

Nehirlerimizin akışını, dağlarımızın gizemini ve ovalarımızın enginliğini getirdiniz.

4 iklimin, 7 bölgenin ve 81 şehrimizin zenginliklerini ve bağlılıklarını getirdiniz.

Kardeşliğin, kadirşinaslığın ve kaderdaşlığın bağlarını getirdiniz.

Muş’tan ilk vuruşun, Amasya’dan ilk ilanın, Erzurum’dan ilk iradenin ve Sivas’tan ilk doğruluşun ruhunu getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Akdeniz’in hatıralarını, Karadeniz’in çırpınışını ve Ege’nin meydan okuyuşunu getirdiniz. Sefa Geldiniz

Üç kıtada at sürmüş kutlu ceddimizin anılarını, ideallerini ve yüksek hedeflerini getirdiniz. Sefa Geldiniz

Çuy Nehri’nin, Issık Gölü’nün, Ceyhun’un, Seyhun’un ve Nil’in destanını getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Kızılırmağın efsanesini, Yeşilırmağın neşesini, Fırat’ın coşkusunu, Aras’ın bereketini ve Sakarya’nın türküsünü getirdiniz. Sefa Geldiniz

Tuna’nın haykırışını, Mostar Köprüsü’nün gözyaşlarını,  Evladı Fatihan’ın özlemlerini getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Karakum’dan Kızılkum’a, Taklamakan’dan Gobi’ye kadar damarlarımıza işlemiş sıcaklığı getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Semerkant’dan Ali Kuşçu’nun, Afşan’dan İbn-i Sina’ın, Buhara’dan İmam Buhari’nin ve Herat’tan Ali Şir Nevai’nin bilgeliğini getirdiniz. Sefa Geldiniz

Kaşgar’dan Mahmud’un, Farab’tan Uluğ Bey’in, Balasagun’dan Yusuf Has Hacip’in ve Türkistan’dan Dedem Korkut’un öğütlerini getirdiniz. Sefa Geldiniz.

 

Sayram’dan Ahmet Yesevi’nin, Nişabur’dan Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Sivas’tan Pir Sultan Abdal’ın hikmetini getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Horasan’dan erenlerin, Balkanlar’dan dervişlerin, Anadolu’nun mazisinden Bacıyan-ı Rum’un mütevazılığını ve tüm Allah dostlarının soluğunu getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Sufilerin aşkla kavruluşunu, semahla açılan ellerin hayır duasını ve milletimin tüm değer ve zirve isimlerini getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Ötüken’den mukadderatı, Mekke’den mukaddesatı, Orhun’dan çağları aşan kutlu mesajları getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Şeyh Edebali’nin duasını, Akşemsettin’in maneviyatını, Molla Gürani’nin hidayetini, Ebu Suud Efendi’nin tarafsızlığını getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Nasrettin Hoca’nın mizahını, Mimar Sinan’ın ustalığını, Evliya Çelebi’nin gördüklerini ve Kâtip Çelebi’nin yazdıklarını getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Mete Han’ın mirasını, Atilla’nın muhteşemliğini, Bilge Kağan’ın buyruğunu, Alparslan’ın fethini, Kılıçarslan’ın cengâverliğini, Osman Gazi’nin gazasını getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Fatih’in cesaretini, Kanuni’nin şanını, Kafkaslardan Şeyh Şamil’in vakarını, Mustafa Kemal’in bağımsızlık tutkusunu ve Başbuğ Türkeş Bey’in asaletini getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Diyarbakır’dan Ziya Gökalp’in, Van’dan Ahmet Arvasi’nin, Rize’den Galip Erdem’in, Aydın’dan Mehmet Eröz’ün, Tekirdağ’dan Namık Kemal’in, Kırşehir’den Erol Güngör’ün, Malatya’dan Necmettin Hacıeminoğlu’nun, Balıkesir’den Ömer Seyfettin’in, Burdur’dan İbrahim Kafesoğlu’nun, Hatay’dan Cemil Meriç’in derin irfanını getirdiniz. Sefa Geldiniz.

 

Osmaniye’den Ruhi Kılıçkıran’ın, Iğdır’dan Turgut Demirkaya’nın, Tokat’tan Dursun Önkuzu’nun, Bursa’dan Yusuf İmamoğlu’nun, İstanbul’dan Süleyman Özmen’in, Tunceli’den Alper Tunga Uytun’un, Kahramanmaraş’tan Nurullah Ceren’in, Afyonkarahisar’dan Alparslan Gümüş’ün ülkülerini getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Eskişehir’den Gün Sazak’ın, İstanbul’dan Recep Haşatlı’nın, Mersin’den İlhan Egemen Darendelioğlu’nun, İzmir’den İsmail Gerçeksöz’ün, Adana’dan Mürüvvet Kekili’nin gözyaşlarını getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Gaziantep’ten Ahmet Kerse’nin, Samsun’dan Ali Bülent Orkan’ın, Elazığ’dan Cevdet Karakaş’ın, Çorum’dan Fikri Arıkan’ın, Trabzon’dan İsmet Şahin’in, Ankara Ayaş’tan Mustafa Pehlivanoğlu’nun, Manisa’dan Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’ın 12 Eylül katilliğiyle kalan hesabını getirdiniz. Sefa Geldiniz.

Hz. Ebubekir’in sadakatini, Hz. Ömer’in adaletini, Hz.Osman’ın şehadetini ve Hz. Ali’nin aslanlığını temsil ettiniz. Sefalar Getirdiniz, Sefa Geldiniz.

 

Türklüğü gururla sahiplendiniz, Peygamber efendimizin tebliğini kalbinizle benimsediniz ve geleceği fedakârlıklarla inşa ettiniz. Sefalar Getirdiniz, Sefa geldiniz.

Hoş geldiniz, şerefler Verdiniz.

Varlığı dosta güven, düşmana korku salan millet ve vatan âşıkları Hoş Geldiniz, Safalar Verdiniz.

Hilal kaşlı, bozkurt bakışlı kardeşlerim Hoş Geldiniz, Şerefler Bahşettiniz.

“Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” diyen yürekler Hoş Geldiniz, Mutluluklar getirdiniz.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” seslenişine sıkı sıkı sarılanTürklük meftunları Hoş Geldiniz, Saadetler Sundunuz.

Şehitlerimiz aramızda, manevi emanetleri yanıbaşımızda.

Vatan ve millet mücadelesinden çıkamayarak kara toprağa giren kahraman ruhlar inanıyorum ki bugün burada, şimdi içimizde.

Bugün kimler yok ki aramızda.

 

Her birinin yeri ayrıdır, her birinin manevi saygınlığı ölçülemeyecektir:

İnançları uğruna her şeyi göze alan Türklük aşığı Ali Suavi Bey burada.

Dilde Türkçülük düşüncesinin yılmaz savunucusu Şemsettin Sami Bey burada.

Türklüğün hafızası ve milliyetçiliğin kıvanç kaynaklarından Ahmet Vefik Paşa burada.

Türkçülük fikriyatının abidevi şahsiyeti Yusuf Akçura Bey burada.

“Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” diyen Mehmet Emin Resulzade Bey burada.

  Salyan’dan milli his ve duygularını İstanbul’a taşıyan Hüseyinzade Ali Bey burada.

  Dilde, işte, fikirde birlik müellifi Gaspıralı İsmail Bey burada.

Heyecan pınarımız Mehmet Emin Yurdakul Bey burada.

Vatan şairimiz Mehmet Akif Bey burada.

Milliyetçiliğin düşmeyecek kalelerinden Peyami Safa Bey burada.

Fikir kubbemiz Hüseyin Nihal Atsız Bey burada.

Gönlümüzün mümtaz ismi Necip Fazıl Bey burada.

Milliyetçi aklın ve sabrın mümtaz isimlerinden Sadri Maksudi Arsal Bey burada.

Tefekkür zirvemiz Mümtaz Turhan Bey burada.

Bayrak şiiriyle kalbimizi fetheden Arif Nihat Bey burada.

 Türk edebiyatının muazzam ismi Ahmet Kabaklı Bey burada.

Bu şuur ve dava insanlarının hepsinin önünde tazimle eğiliyorum, hepsini rahmetle anıyorum.

Ruhları şad olsun, Cenab-ı Allah hepsinden ayrı ayrı razı olsun.

Merak buyurmasınlar, bayrak çekildiği yerde nazlı nazlı dalgalanıyor, sonsuza kadar da dalgalanacak.

Bir kere yükselen bayrak inşallah bir daha inmeyecek.

Bir kere verilen birlikte yaşama kararlılığı inşallah bir daha bozulamayacak.

Türk milleti tüm saldırılara rağmen ayakta duruyor, bundan sonra da duracak.

Türk vatanı ihanet zebanisinin hışmına direniyor, yine direnmeye devam edecek.

Çünkü teminat sizsiniz, çünkü güvence sizsiniz, çünkü ümit sizlersiniz.

Milliyetçi Hareket varsa henüz tüm yollar kapanmış değildir.

Milliyetçi Hareket varsa çareler tükenmiş, çıkışlar tıkanmış değildir.

Milliyetçi-ülkücü hareket varsa hiçbir şey bitmiş değildir.

BOP Eşbaşkanına, yanına aldığı ihanet yoldaşlarına, küresel tezgâhlara ve kan içen vampirlere inat biz buradayız ve millet için her fedakârlığı yapmaya hazırız.

Bu sözlerimin feyzini desteğinizden ve çakmak çakmak gözlerinizden fışkıran inanmışlıktan alıyorum.

İlginiz şevk veriyor, kuvvet kazandırıyor.

Coşkunuz heyecan katıyor, heves yüklüyor.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Ülküdaşlarım,

Sizler,

Kosova’da düşman hançeriyle şehit olan Murat’ın,

Niğbolu’da yıldırımlarla yarışan 1.Beyazıt’ın,

Viyana kapısını omuzlayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın,

Preveze’de düşman donanmasını yerle bir eden Barbaros Hayrettin Paşa’nın,

Plevne’de din ve millet savunmasında göz kamaştıran Gazi Osman Paşa’nın,

Şıpka’da düşman tasallutuna soylu direnç gösteren Süleyman Paşa’nın

Çanakkale’de 257 okkalık top mermisini sırtlayan Seyit Onbaşı’nın,

İzmir’de ilk mermiyi sıkan Hasan Tahsin’in,

Gaziantep’te esarete teslim olmayan Şahin Bey’in,

Erzurum’da Ermeni mütecavizliğine karşı anıtlaşan Nene Hatun’un,

Kahramanmaraş’ta izzet, iffet ve millet bekçisi olarak destanlaşan Sütçü İmam’ın,

Sakarya kıyılarına tutunarak geri çekilmeyen, Dumlupınar’da son darbeyi indirerek işgali def eden yüksek erdemin izinden, yolundan ve peşinden hiç ayrılmadınız.

Sizler;

Mevlana’yla Şems-i Tebrizî’nin dostluk ateşiyle pişen adanmışlıklarının,

 Tapduk Emre’yle Yunus’un mana atmosferinde kurduğu yakınlığın bu çağdaki timsallerisiniz.

 Sizler,

Hakkâri’den Edirne’ye,

Mersin’den Sinop’a,

İzmir’den Kars’a,

Diyarbakır’dan Ankara’ya kadar eğilmez baş, bükülmez bilek, şaşmaz irade ve düşmez kale oldunuz.

Sizler;

İnanç ve irfan kutbu oldunuz, güçlükleri sinenizde erittiniz.

Dava ve şuur markası oldunuz, ülkülerinizi ve iddialarınızı sancak yaptınız.

Sizler,

Tebriz’den Viyana’ya,

Asya steplerinden okyanuslara,

Adriyatik kıyılarından Çin Seddi’ne kadar Türk’ün zafernamesini kanlarıyla yazan bir ecdadın varisleri olduğunuzu aklınızdan asla çıkarmadınız.

İşte bunlardan dolayı Türk-İslam ruhunu bugün Ankara’ya mühür gibi vurdunuz.

Dünya coğrafyasının her yöresinde, “Türküm, Müslümanım” diyerek varlık ve birlik mücadelesi veren her bir kardeşimize,  Üç Hilal’in öncülüğünde kucağınızı açtınız, duyurunuzu yaptınız.

Sizlerin vasıtanızla, sizlerden aldığım güç ve ilhamla hasretini yüreğimizde taşıdığımız Türk ve İslam diyarlarına buradan selam olsun.

Astana’ya, Bişkek’e, Taşkent’e, Komrat’a, Mahaçkale’ye, Duşanbe’ye, Aşgabat’a, Kazan’a, Urumçi’ye, Ufa’ya, Şupaskar’a ve Bakü’ye selam olsun.

Tebriz’e, İsfahan’a, Kaşgar’a, Nişabur’a, Ulan Batur’a, Kabil’e, Belh’e, Gazne’ye, Erdebil’e, Urumiye’ye, Zencan’a, Meşhed’e selam olsun.

Kerkük’e, Musul’a, Süleymaniye’ye, Tuzhurmatu’ya, Erbil’e, Bağdat’a selam olsun.

Beyrut’a, Sana’ya, Mogadişu’ya, Kahire’ye, Gazze’ye, Şam’a, Cidde’ye, Trablus’a selam olsun.

Üsküp’e, Selaniğe, Ohri’ye, Resne’ye, Gümülcine’ye, Piriştine’ye, Prizren’e, Sofya’ya, Budapeşte’ye,  Saraybosna’ya selam olsun.

Lefkoşa’ya selam olsun, dilerim ki, Türk’ün soluk aldığı, İslam’ın yaşandığı her yerde muhabbet bağları açsın.

Biz Türk’ün birliğine duyduğumuz özlemden, Türk milletinin ayrı coğrafyalara düşmüş varlığının gün gelip tekrar bütünleşeceğine yönelik arayışımızdan hiç vazgeçmedik.

Turan mefkûresi hala ruhumuzu ısıtmakta, fikriyatımıza heyecan vermektedir.

Türk coğrafyasından yükselecek müşterek ses hala iddialarımızı süslemektedir.

Türk jeopolitiğinin genişliği ve derinliği hala insanlık için bir umut adası olmaya taliptir.

Medeniyetler arasındaki boğuşmaya Türk birliği can simidi olmaya adaydır.

Milletler mücadelesinde Türk birliği muazzam bir çekim alanı ve güç merkezi oluşturacaktır.

Biz bunun için varız, bunu gerçekleştirme özlem ve arayışındayız.

Bu muhteşem toplantımızda Türk dünyasının mesajlarını buraya getiren, bizlere katkı ve destek veren her muhterem misafirimize bir kez daha hoş geldiniz diyorum.

Hatırlarsanız, AKP zihniyeti kongre salonunda Barzani’yle gurur duymuştu.

Az kalsın PKK’yla ve İmralı canisiyle de gurur duyduklarını ilan edeceklerdi.

Bu nedenle AKP tercihini yapmıştır

Melun kararını açıkça vermiştir.

Karanlık seçimini milletimizin gözü önünde gerçekleştirmiştir.

Onların gururu Mehmetçiğin kanını akıtan, milletimizin birliğine göz koyan peşmergedir.

Bizim gurur kaynağımız ise Türk dünyasının her biri birbirinden değerli siz muhterem misafirlerimizsiniz.

Türkiye sizinle gurur duyuyor, Türk milleti sizinle övünüyor.

Türklüğü etnik kimlik mesabesine indiren Başbakan bu duygumuzu ve hissiyatımızı anlayamayacaktır.

Siyasetini bölmeye, parçalamaya ve ufalamaya adamış bu sakil zihniyet ne dediğimizi, nerede durduğumuzu dünya durdukça fark edemeyecektir.

Varsın AKP Barzani’yle övünsün.

Varsın Kandil çetesinden medet umsun.

Başbakan, varsın şeref kartını İmralı’ya gömsün, varsın dipsiz bölücülük kuyusunda çırpınarak kendine yol bulmaya çalışsın.

Siz bunların hiç birine bakmayın.

Hiç birine aldırmayın.

Türk milletinin gerçek övünç ve iftihar isimleri buradadır.

Türklüğün gurur tablosunda yerini alan mümtaz fertler bu salonda ve aramızdadır.

Başbakan Erdoğan ve partisinden en bariz farkımız da işte budur.

AKP teröristlerle onur kazansın, bize şehit analarımızın varlığı yeter.

AKP canileri alkışlasın, bize sizlerin duaları yeter.

AKP Oslo’da düşmanla masaya otursun, biz sizlerle olalım yeter.

AKP Habur’da teröristleri karşılasın, biz Mehmetçiği karşılayalım yeter.

AKP, Müslüman coğrafyasını işgal eden küresel güçler için dua etsin, biz şehitlerimiz için Fatiha okuyalım yeter.

AKP’nin gururu Müslüman kanı döken işgalci ve emperyalistlerdir.

Bizim bahtiyarlık kaynağımız ceddimizin mirası, Türklüğün insanlığa nam bırakmış soylu, mübarek iz ve eserleridir.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket işte budur.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket bu kadar net, tarafı belli ve kimliği göz kamaştırıcıdır.

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Değerli Misafirler,

Dile kolay, Milliyetçi Hareket Partisi 43 yılını geride bırakarak, geleceğe doğru emin adımlarla ilerlemektedir.

Bu 43 yılın her satırında vatan ve millet uğruna gösterilen çaba ve sarfedilen emekler vardır.

Merhum Başbuğumuz Türkeş Bey’in yıllar öncesinden sergilediği öngörüleri ve koyduğu hedefleri, bizi bilinmezliklerin ve risklerin ortasından güvenli bir şekilde geçirmektedir.

Nitekim bizzat kendisinin, kutlu davamızı, “Türk milletinin varlığını yüceltmek ve ebediyen devam ettirmek” olarak tanımlarken ebediliğe vurgu yapması, bir bakıma aziz millet varlığını ve Türklüğü sonsuzluğun iklimine taşıma isteği olarak da anlaşılmalıdır.

“Türk Milleti Sensiz Asla” veciz sözünün ana fikir ve teması bir yönüyle bu derin tespitte anlam ve muhteviyat kazanmaktadır.

Türk milletinin varlığını korumak, yükseltmek ve onu ebediyete götürmek fikrine hizmet etmeyen, bu fikre uygun olmayan hiçbir davranış, hiçbir hareket Türk milleti için meşru olamaz.

Türk milliyetçilerinin gelecek vizyonu, Türk milletinin dünya üzerinde ulaşmayı planladığı en üst seviyeyi amaçlayan ve uzun vadeyi kapsayan bir ülkü noktasıdır.

Bunun en güzel misallerini fikriyatımızın tam bir abidesi olan Orhun Yazıtlarından itibaren adım adım görmek mümkündür.

Bu itibarla, Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya tesis etme anlayışını kendisine siyasi misyon olarak kabul etmiştir.

 

Bu anlayışla çıkılacak yol bizi birinci olarak; Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında “lider ülke Türkiye’ye” ulaştıracaktır. İnancımız budur.

AKP’nin bu projemizi kopya etmesi ve ahlaki telif kaygısına düşmeden intihale yeltenmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.

Zira 2023 projesini 1997 yılından beridir aziz milletimizin gündemine taşıyan ve arkasında duran şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Bu konuda defalarca uyarıda bulunmamıza rağmen Başbakan Erdoğan, 2023 vizyonunu kendisine ve partisine mal etme kurnazlığından ve açıkgözlülüğünden hiç vazgeçmemiştir.

İkinci olarak; İstanbul’un fethinin 600.yılı olan 2053 yılında “Süper Güç Türkiye” ülkü ve gayemiz bulunmaktadır.

2013’den itibaren 40 yılda bu hedefe varmak mümkün ve ihtimal dâhilindedir.

Şayet Anadolu’da kardeş ve taht kavgasının yaşandığı, iç karışıklıkların hâkim olduğu Fetret Devri’nden tam 40 yıl sonra, kutlu ceddimiz İstanbul’u fethedecek potansiyel ve kabiliyete ulaşmışsa, bu aynısıyla bir kez daha tekrarlanabilecektir.

Ümidimiz, heyecanımız ve iddiamız buna yöneliktir.

AKP’nin neden olduğu ikinci fetret devri kapandıktan sonra süper güç Türkiye’ye ulaşma konusunda en önemli engel bertaraf edilmiş olacaktır.

Üçüncü olarak; son yurdumuzda devlet kurmamızın 1000. yıldönümü olan 2077’de, Türkiye’nin dünyaya yön ve nizam veren, siyasi, ekonomik ve kültür alanında rakipsiz bir kutup başı haline gelmesidir.

Söğüt-Domaniç yöresinden 400 çadırlık Türkmen varlığı 154 yılda İstanbul’u fetheden ve üç kıtaya yayılan bir kudret haline dönüşebildiyse, Cumhuriyet’in kuruluşundan 2077 yılına kadar ki 154 yılda da benzer bir başarı bir kez daha gösterilebilecektir.

Bu sürenin 89 yılı geride kalmıştır.

Kalan 65 yıllık zaman dilimi Türk milletinin tercihiyle şekillenecek ve geçmişten alınan güçle geleceği tayin edecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi buna taliptir.

Türk milletini hak ettiği insanlık doruğuna emniyetli bir şekilde götürmeye yeminlidir.

Milliyetçi Hareket Partisi; eşitliği, demokrasiyi, katılımı, özgürlüğü, saygıyı ve hoşgörüyü esas alan dışa dönük ve pozitif rekabeti baz alan milliyetçilikle bunu gerçekleştirme isteğindedir.

Ekonomide, siyasette, sosyal bünyede ahlak, hakkaniyet ve demokrasiyi kurumsallaştırmış, bölüşüm ve dağıtım kanallarını isabetli bir şekilde tanzim etmiş bir yönetim modeliyle geleceğin Türkiye’sini inşa etmeye yeminlidir.

Kimseyi ayırmadan, kimseyi ayıklamadan, kimseyi dışlamadan ve hiç kimseyi dışarıda bırakmadan Türk milletinin tüm evlatlarının katkısıyla belirlediğimiz kızıl elmaya varabilir ve nurlu ufuklara kavuşabiliriz.

Milliyetçiliğimiz yeniçağ dinamiklerinin farkındadır.

Milliyetçiliğimiz Türk siyasetinin milli ve manevi merkezidir.

Tüm eğilim, tercih ve siyaset ekolleri milliyetçiliğimizin ağırlık noktasına eşit mesafededir.

Milliyetçiliğimizin kanatları ve kapsamı tarihi, kültürel ve sosyal gerçeklerimiz üzerine bina edilmiştir.

Milliyetçiliğimiz insanlığın hızlı ve baş döndürücü gelişme ivmesinin şuurundadır.

Milliyetçiliğimiz, teknolojik üstünlüğün, bilgi üretimindeki avantajın ve doğal kaynak zenginliğindeki önemin de fazlasıyla bilincindedir.

Küreyi kavrayan ve küreselleşmenin milli kültür ve kimliği eriten yanlarını etkisiz kılan dinamik ve derinlikli bir milliyetçilik üslubuyla çağa Türk milletinin damgasını vurabilir ve Türk asrının mimarisini sağlayabiliriz.

Edebiyattan sanata, ekonomiden tekniğe, spordan kültüre, bilimden hayatın her alanına kadar yerel ve milli motifleri küreselleşmenin müşterek lisanıyla uyumlaştırabilir ve bu çerçevede mukayeseli bir üstünlük tesis edebiliriz.

 

Milliyetçiliğimiz birlikte yaşamanın felsefi ve siyasi alt yapısını kurmaya ve milletler mücadelesinde ötekine odaklanmadan ve çatışma içine girmeden Türk milletini dünya klasmanında doruğa taşımaya son derece hazır ve bu konuda da donanımlıdır.

Türk şirketlerinin yerkürenin her köşesinde katma değer üreten, iş yapan, muadilleriyle rekabet edebilen ekonomik güç olması konusunda sarsılmaz bir irademiz vardır.

Yerli sanayimizin geliştirerek, sınırların ötesinde ekonomik alan oluşturan ve Türk milletini temsil eden bir kuvvet olması yönünde niyet ve çabamız bulunmaktadır.

Ekonomi politikalarımızın iki temel esası olan herkese onurlu bir biçimde çalışabileceği iş ortamı sağlamak ve geliri adil şekilde paylaştırmak milliyetçiliğimizin insan merkezli olduğunun işareti sayılmalı ve böyle anlaşılmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin gelecekle ilgili ümit ve beklentileri öz olarak bunlardır.

Başbakan Erdoğan’ın ise 2071 hedefi tamamen aldatma ve asıl manasından uzak kalmıştır.

Her şeyden önce, bu gidişle Malazgirt Zaferi’nin 1000. yıldönümünde Anadolu’da, Allah muhafaza, millet kalmayacaktır.

AKP zihniyeti dağılmış, örselenmiş, parçalanmış bir millet rüyasını gerçekleştirmenin arayışındadır.

1071’in hatıra ve emanetine ihanet olan bu durumun bizim nezdimizde kabul ve tasdiki elbette mümkün değildir.

Başbakan’ın 2071 hedefinde Türk milleti yoktur.

Başbakan’ın 2071 hedefinde Türk kimliği yoktur.

Başbakan’ın 2071 hedefinde Türk yoktur.

Başbakan’ın 2071 hedefinde Türk vatanı da yoktur.

Etnik kimliklere geriletilmiş, iç sarsıntılarla felç edilmiş, Türküm demenin suç sayıldığı, Cumhuriyet’in mevta haline dönüştüğü bir Anadolu coğrafyası Başbakan Erdoğan’ın isteği ve gizli gündemidir.

Bunun için Taif’de Allah Resulünü taşlayan müptezellerin ve şerefini devesinin heybesinde taşıyan Ebu Cehillerin varisleri iş başındadır.

Bunun için İmam’ı Azama işkence eden Ebu Hubeyre’nin torunları fazla mesaidedir.

Bunun için Damat Ferit’in, Ali Kemal’in, Sait Molla’nın ve Şerif Hüseyin’in nesilleri teyakkuz halindedir.

Yabancı dostları, Hınçak, Taşnak ve Asala uzantıları heyecan içindedir.

Ancak buna ne Başbakan’ın, ne yandaşlarının, ne sömürgeci dostlarının ömrü vefa edecek, ne de sonraki kuşakları şahit olabilecektir.

Türk milliyetçileri, kutsal varlığı olarak gördüğü aziz milleti ve “Türk Milleti Sensiz Asla” hak ve hukukunu Allah’ın izniyle savunacak ve bu uğurda her şeyi göze alacaktır.

Var oluş gayemiz budur.

Milliyetçiliğimizin ilke ve esasları bunları ihtiva etmektedir.

Varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum temin edecek bir hayalin düşünülmesi ve tasarlanarak şekillendirilmesi olan ülkümüz, Türk milletinin geleceğe ulaşmasını, mutlu ve güçlü olmasını özünde barındırmaktadır.

Sahip olduğumuz ülkülerimiz, her ülkücünün milletimizi yükseltirken kullanacağı yegâne zemin ve milliyetçiliğimizin yol haritasıdır.

Merhum fikir dehamız Ziya Gökalp Bey buna ”milletin mazisinden gelip onu istikbaline doğru iten fikri hamlesidir” diyerek ayrıcalık ve önem atfetmektedir.

Öyle ki, devlet-i ebed müddet ve millet-i ebed müddet ancak böyle oluşacak, ancak böyle vücut bulacaktır.

Bizim anlayışımıza göre Türk milleti dünden bugüne gelen, bugünden mutlaka geleceğe uzanan ve her daim yaşayacak olan beşeri cevherin adı, şanı ve biricik değeridir.

Kapsayıcı zaman telakkisine sahip ülkücüler için hayatın anlamı, kendi varlıkları ile başlayıp biten zaman aralığıyla sınırlı değildir.

Öyle ki hayat dediğimiz soyut telakki, zamanı fersah fersah aşan bir yolculuğun, ufkun ötesine kilitlenen bir vizyonun eseri olarak ele alınmalıdır.

Bu sebeple, geçmişin çok, bugünün az ve geleceğin hiç konuşulmadığı fikir ve siyasi ortamın yaygınlaşması hepimizi düşündürmelidir.

Tefekkür dünyamızdaki kısırlık ufkumuzu daraltacak, vizyonumuzu köreltecek bir fikri döngünün içten içe çırasını tutuşturacaktır.

Tarih bizim için paha biçilmezdir ve bizi bugün var eden milli ve manevi kıymetlerin harmanlandığı, yorumlandığı oluş, meydana geliş ve akış yekûnudur.

Ancak, yalnızca dünle oyalanarak, mazideki ihtişamla yetinerek kendini tekrarlayan bir anlayışın giderek bizi milli hedeflerimizden uzaklaştırma riski göstermesi herkesi, bilhassa siyasi sorumluluk mevkiinde bulunanları kaygılandırmalıdır.

Partimizin kurucularından ve fikir kaynaklarımızdan merhum Dündar Taşer Bey’in “Biz kaybedilmiş medeniyetin çocuklarıyız, o kaybedilmiş medeniyeti yeniden kuracak olan sizlersiniz" sözleriyle Türk milliyetçilerine çizmeye çalıştığı ufkun ve göstermek istediği yüksek idealin anlamı da burada aranmalıdır.

Geçmiş, bugün ve gelecek üzerindeki bu açıklamaların ışığında önümüze koyduğumuz ve gerçekleşmesi için irade beyan ettiğimiz milli hedefler için kısaca söyleyeceklerim şudur:

Büyük Türk milletini,

Ona farklılık, anlam ve değer kazandıran;

Tarihin derinliklerinden terkip yaparak getirdiği, dil, gönül, ahlak, inanç, akıl ve vicdanda taşınan muhteşem değerler manzumesini,

Bir kutlu emanet olarak köklerinden kopartmadan, anlayıp, kavrayıp, koruyup, geliştirerek,

İnsanlık var oldukça sonsuza kadar yaşatmak;

Bu yüksek değerleri temsil etmesini hedeflediğimiz milli devletimizin,

Türklük, İslamlık ve insanlığın barış, huzur, adalet ve esenliği için, yeryüzünün en güçlü devleti olmasına çalışmaktır.

Bunları Milliyetçi-Ülkücü Hareket samimiyetle, iman ve iddiayla hayata geçirmenin çabasında olacaktır.

Ülkücü bu ülkülerin şuurunda ve idrakinde olandır.

Unutmayınız ki,

Ülkücü, Türk milletinin umududur.

Ülkücü, Türkçe duyan, Türkçe seslenen ve Türkçe bakandır.

Ülkücü, Türk ve İslam coğrafyasının kalp atışıdır.

Ülkücü, Doğu Türkistan’daki mezalime direnen Gök Bayraktır.

Ülkücü, Batı Trakya’daki kimlik ve inanç mücadelesidir.

Ülkücü, Filistin sokaklarındaki mazlumların sesidir.

Ülkücü, Karabağ’daki çilenin, Hocalı’daki katliamın, Kerbala’daki vicdansızlığın, Kerkük’teki zilletin, Irak’taki cinayetlerin alacaklısıdır.

Ülkücü, Çeçenistan’da sönen hayallerin takipçisidir.

Ülkücü Türkmen yurtlarındaki acımasızlığın hesap sorma makamıdır.

Ülkücü, Bosna’da yıkılan ve yakılan hayallerin tamircisidir.

Ülkücü zulme sessiz kalmaz, zalime susmaz, zorbaya teslim olmaz.

Hele ki kanlı planlardan asla pısmas, saldırı ve tahriklerden kesinlikle ürkmez.

Türk milletinin sahip olduğu milli, manevi, kültürel ve tarihi değerlerini; yüce dinimiz İslam’ın emir ve yasaklarını kalbinde yoğuran bir zihniyetin herhangi bir şeyden korkması veya çekinmesi de zaten mümkün değildir.

Aziz Ülküdaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Ülkücü; vefanın, zekânın ve vicdanın ağırlık merkezidir.

Bu faziletlerin gereklerini lazım gelen her fırsatta yapmış, istenilen her durumda göstermiştir.

Artık bu niteliklerini iktidarla pekiştirmeli, iktidarla perçinlemelidir.

Kabul edilmelidir ki, başarının kısa bir yolu yoktur.

Başarı güzergâhı inişli çıkışlı, engel ve hendeklerle doludur.

Emek verilmeden, alın teri dökülmeden, fedakârlık gösterilmeden hedefe varılması mümkün değildir.

Zaferin ısmarlama yöntemi varsa da, bu bize yabancıdır.

Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşan vicdanların tavizlerle ve değerlerinden ödün vererek ulaşacağı hiçbir yer yoktur. Bundan sonra da olamayacaktır.

Kendimiz kalarak, kendimiz olarak, benliğimizden, ülkülerimizden ve düşüncelerimizden ayrılmadan iktidar olunabileceğini inşallah göstereceğiz, inşallah kanıtlayacağız.

Okyanus ötesine tutunmadan Türk milletinin iktidarını kuracağımızı mutlaka ispatlayacağız.

Küresel ayak oyunlarına uyduluk yapmadan, emperyalistlerin dümen suyuna girmeden, değerlerimizi ve milletimizin varlık haklarını peşkeş çekmeden iktidara ulaşılacağını dosta da düşmana da göstereceğiz.

Bu zor değildir.

Bu imkânsız değildir.

Ülkücü Cumhurbaşkanı, Ülkücü Başbakan ve Ülkücü Meclis başkanının aynı anda ve eşgüdüm halinde bulunması ve çalışması hayal değildir.

Biz ya devlet ülküleşecek ya da ülkücüler devletleşecek desturunu yıllar öncesinde bunun için haykırdık.

Artık ehliyetsiz, liyakatsiz, sorumsuz, vicdansız, kıblesiz, sadakatsiz zihniyetlerin iktidarı elinde tutması bir kader olarak görülmemelidir.

 

Bundan dolayı kapsamlı ve derinlikli bir düşünce kalkınmasına, herkesi kucaklayan, herkesin elinden tutan, durmayan, beklemeyen ve gecikmeyen bir milliyetçi ataklığın yurdumun her yanına götürülmesine ihtiyaç vardır.

Bir insanı muhite, bir muhiti vatana, bir vatanı dünyaya ve dünyayı varlığa bağlayan geniş bir münasebet ağı içinde; çağıran, yayılan, sezen, kapsayan ve kavrayan bir geniş vizyon parıltısıyla başarıya vabiliriz, başarının kitabını yazabiliriz.

Yürekten inanıyorum ki, milliyetçilikte umutsuzluk yoktur.

Bezginlik, karamsarlık, durgunluk ve yorgunluk yoktur.

 Sürekli ileri atılan, vardıkça yeni hedefler koyan bir beceri, kıvraklık ve çalışkanlık milliyetçiliğin özü ve esasıdır.

Milletinin adını, tarihini, dilini yıpratan, düşmanını da kardeş sayan bir yönetim anlayışının bu söylediklerimizi anlaması söz konusu değildir.

Biliyoruz ki, milliyetçilerin türbesi milli hafıza, türbedarı da milli alakadır.

Biz bu ruhla her zorluğu aşmak ve her uçurumu anlamsız ve geçersiz kılmak mecburiyetindeyiz.

Yoksa başkalarına benzeme alışkanlığı, özenti ve taklit psikolojisi milliyetçiliğe bir şey kazandırmayacağı gibi, kısa vadede sağladığı kolaylıkları uzun vadede tersine çevirecek ve acı sonuçlara neden olacaktır.

Her şeye rağmen, biz yolumuzu, ülkümüzü ve ufkumuzu 43 yıl önce “Dokuz Işıkla” belirledik.

Biz 8-9 Şubat 1969’da çizgimizi tayin ettik.

Başbuğumuz Türkeş Bey’in işaret ve irşadıyla yola koyulduk.

Çin Sarayı’nı 40 ülküdaşıyla basan Kürşat bizimledir.

Oğuz nesli, Türkmenlerin yürek atışı ve milletimin tüm evlatları bizimledir.

Caber’de yatan Süleyman Şah bizimledir.

√  Söğüt ruhu, Ertuğrul Gazi ocağı bizimledir.

Akıncılar, alperenler bizimledir.

Haçlılara karşı hilalin namus ve şerefini kanıyla savunan yiğitler bizimledir.

Hayme Ana, Tayyar Rahmiye Hanım ve Kara Fatma bizimledir.

Yurdumun her yöresindeki analar, babalar, dedeler, ebeler, bacılar ve kardeşler bizimledir.

Anadolu’nun kaderi, Türklüğün bekası, milletimizin hayat hakları bize emanettir.

Bu kutlu yolda üzerimizde Cenab-ı Allah’ın yardım ve himayesi, arkamızda Türk milletinin desteği, yanımızda siz değerli dava arkadaşlarımın himmeti, önümüzde aziz şehitlerimizin kılavuzluğu oldukça her melaneti yere sereriz.

Her çirkefliğin üstesinden geliriz.

Her mihneti inançlarımızla dağlarız.

Ve ölürüz de milletimizden vazgeçmeyiz.

Ölürüz de bir tek insanımızdan taviz vermeyiz.

Ölürüz de vatan toprakları üzerinde taksimat yaptırtmayız.

Ve Ne Mutlu Türküm Diyene sözünden de asla ayrılmayız.

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Değerli Ülküdaşlarım,

Saygıdeğer Misafirler,

Bugünü anlayabilmek için düne, yarını okuyabilmek için dün-bugün terkibine ihtiyaç vardır.

Türk milletinin tarihi serüveni içinde millet birliğini sakatlayan ve tahrip eden beş önemli kırılma ve vahim gelişme yaşanmıştır.

İlk olarak, 630 yılında Göktürk Kağanı İl Kağan’ın Çinlilerle girdiği mücadeleden mağlubiyetle ayrılmasıdır.

Bunun sonucunda Orta Asya’daki Türk hâkimiyeti büyük bir darbe almış, Türk boyları dağılmış ve yerlerinden olmuştur.

İkinci olarak, 1243 yılında Sivas’ın Kösedağ mevkiinde, İlhanlı Devleti’nin Anadolu Selçukluları çevirme harekâtıyla yenilgiye uğratmasıdır.

Bu kapsamda, İlhanlılar 1300’lü yıllara kadar Anadolu’nun büyük kısmını işgal altında tutmuşlar ve siyasal birliğini parçalamışlardır.

Üçüncü olarak, 1402 tarihinde Ankara’nın Çubuk Ovası’nda, Timur’un Yıldırım Beyazıt’ı bozguna uğratıp Fetret Devri’nin fitilini tutuşturmasıdır.

Böylelikle tam 11 yıl Anadolu’nun düzeni, birliği ve dirliği alt üst olmuştur.

Dördüncü olarak, Birinci Dünya Savaşı’nda sonra son yurdumuzun itilaf devletleri tarafından işgal ve esaret altına alınmasıdır ki, yakın tarihimizin en hazin ve ibretlik hadiseleri bu şekilde cereyan etmiştir.

Yaşadıklarımızdan ve çıkardığımız tecrübelerden, 3 Kasım 2002 tarihinde AKP’nin iktidara gelişi, bize göre Türk milletinin beşinci yıkım ve muhatap kaldığı tehdittir.

İlk dört menfur hadise savaşlarla oluşurken, beşincisi demokratik vasıtalarla meydana gelmiştir.

Türkiye 10 yıldan beri AKP iktidarları tarafından yönetilmektedir.

Bu 10 yıl; kaybın, israfın, teslimiyetin ve onursuzluğun neticeleriyle şekillenmiştir.

Türk milleti AKP yönetiminin altında perişan olmuştur.

İnançlarımız istismar edilmiş, milli varlıklarımız kuşatmaya alınmıştır.

Türk milletinin bin yıllık kardeşliği saldırı ve tahriklere maruz kalmıştır.

Sözde Kürt sorunu çerçevesinde kurulan taciz ve kışkırtma kampanyası milletimizin birliğini sarsmış, etnik bölücü teröre imkan ve ortam sağlamıştır.

AKP’yle birlikte;

Bölücülüğün ismi hak arayışı,

Tavizin ismi dik duruş,

Krizin ismi fırsat,

Yoksulluğun ismi gelişme,

Boyun eğmenin ismi çözüm,

Teröristle pazarlığın ismi barış,

Küresel projelere eşbaşkanlık yapmanın ismi ise itibar olarak tanımlanmıştır.

Bu rezaletler serisi, bu çürümüşlük tablosu hiç kuşkusuz AKP’nin eseridir.

Hepiniz görüp, yaşadınız ki;

AKP, milli kimliğimizi yaralamış, Türkiyelilik zırvasını dillendirmiştir.

AKP, milli tarihimizi hırpalamış, isyan elebaşlarını alkışlamıştır.

AKP, çözüm adına çözülmeyi, çare adına zilleti reva görmüş, Türkiye’yi uçurumun kenarına sürüklemiştir.

AKP, milli kaynaklarımızı haraç mezat satmış, ekonomiyi küresel dostlarına ipotek ettirmiştir.

AKP, teröriste umut vermiş, kanlı saldırıların önünü açmıştır.

AKP, yıkım projesi icat etmiş, ayrılma ve bölünme rüyası görenlere el uzatmıştır.

Biz her defasında hükümete karşı uyarılarımızı yaptık, yüksek sesle itirazlarımızı seslendirdik.

Bugün gelinen süreç bizim ne kadar haklı olduğumuzu, düşüncelerimizin ne denli doğru olduğunu teyit etmiştir.

Türkiye’nin menfaati ve Türk milletinin bekası için yanılmayı ve yanlış teşhiste bulunmayı çok isterdik.

Ancak AKP’nin neden olduğu buhran ve tehlikeler artık hiçbir şeye sığmayacak kadar ağırlaşmış ve fazlalaşmıştır.

Biz yıllardan beri AKP’ye;

Türk milletinin kimliğiyle uğraşmayın, bu birlik harcıyla oynamayın sonuçları vahim olur dedik, haklı çıktık.

Türk milletinin kardeşliğini harap edecek plan, proje ve yaklaşımlardan uzan durun, kutuplaşmayı teşvik edersiniz dedik, haklı çıktık.

Yıkım projesinden vazgeçin, Türk milletini 36 parçaya ayırma izansızlığından cayın, yoksa birlikte yaşama ruhu zedelenecek dedik, haklı çıktık.

Sözde Kürt sorunu tanımından uzaklaşın, Türk milletinin eşit ve saygın fertlerini sorun olarak görürseniz olayların önünü alamazsınız, dedik, haklı çıktık.

Bölücü militanların inlerini imha edin, Kandil’e Türk bayrağı dikin, aksi takdirde terör örgütünün dayatmalarıyla karşılarsınız dedik, haklı çıktık.

Anadilde eğitim taleplerine sıcak bakmayın, devlet eliyle mahalli dillere kucak açmayın, alt kültürleri tanıma şuursuzluğunu bırakın, yoksa bölücülükle baş edemezsiniz dedik, haklı çıktık.

Bebek katiliyle pazarlık yapıyorsunuz, bizimle şeref polemiğine girmeyin altında kalırsınız dedik, haklı çıktı.

İmralı canisiyle görüşmeyin, müebbet hapis cezası almış terör suçlusunu muhatap almayın, Türk milletinin kudretini lekeletmeyin, aksi halde İmralı’yı siyasallaştırır ve örgütünü yönetmesini kolaylaştırırsınız dedik, haklı çıktık.

Terörle mücadele edin, biz destek oluruz, korkmayın çekinmeyin, yeter ki terörü yok edin, aksi halde bölücü taleplere rıza göstermek durumunda kalırsınız dedik, haklı çıktık.

Suriye’nin kuzeyinde PKK-PYD-Barzani şer ittifakına dikkate edin, yeni bir peşmerge idaresi kuruluyor uyanık olun dedik, haklı çıktık.

Küresel projelerle övünmeyin, eşbaşkanlık görevinden medet ummayın, milletin vermediği bir göreve soyunmayın, Türkiye için kritik gelişmelere neden olur dedik, haklı çıktık.

Barzani’ye güvenmeyin, kediye ciğeri emanet etmeyin, Türkmenlerin hakkını koruyun, terörü himaye eden hayasızla görüşürseniz oyalanırsınız ve oyuncuğa dönerseniz dedik, haklı çıktık.

Dersim isyanını alkışlamayın, isyancıları kutsamayın, tarihimize ve millet vicdanına hakaret etmiş olursunuz dedik, haklı çıktık.

Adaleti siyasallaştırmayın, yoksa hukuk devleti anlayışını çöküşe götürürsünüz dedik, haklı çıktık.

TSK’yı topyekûn terör yuvası olarak suçlamayın, genelkurmay başkanlarını terörist olarak yargılamayın, milli vicdanı sızlatırsınız dedik, haklı çıktık.

Ekonomik krizi ciddiye alın, teğet geçti diye ipe un sermeyin, yoksa işsizlik ve yokluk alır başını gider dedik, haklı çıktık.

Milli bayramlara saldırmayın, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini oynatmayın, yoksa kötü gelişmelere yol açarsınız dedik, haklı çıktık.

Komşu coğrafyalardaki isyan ve kalkışma döngüsüne taraf olmayın, yoksa Türkiye’yi meçhule sürükler, bölücülerin eline koz verirsiniz dedik, haklı çıktık.

Türk milletinin birliğini savunun, bölücülere kucak açmayın, teröristlere hak arayanlar olarak bakmayın, yoksa ihanete çanak tutarsanız dedik, haklı çıktık.

AKP zihniyetine ne dediysek doğru çıktı.

Bizim görüşlerimiz, eleştirilerimiz hiçbir zaman temelsiz ve mesnetsiz olmadı.

Bizim mevcudiyetimiz, milli muhalefetimiz birçok oyunu boşa çıkarmış, birçok tuzağı bertaraf etmiştir.

Türkiye ve Türk milleti yararına neyi doğru bildik neyi doğru gördükse onun yanında olduk, onun yanında durduk.

 Türk milletinin huzur ve mutluluğu için gerektiği zaman taşın altına elimizi koyduk.

Türkiye’nin milli çıkarları için milliyetçi fikriyatımızın icap ve kabullerini her fırsatta ilan ettik.

Bunun için yeri geldi hükümeti acımasızca eleştirdik, yeri geldi milletimizin lehine gördüğümüz adımlara destek olduk.

Hamd olsun, vicdanımız rahat, gönlümüz müsterihtir.

Türk milliyetçileri olarak, hali lehimize çevirecek, gerektiği yerde uyumlu, gerektiği yerde çatışmacı; ama her halükarda yapıcı ve makul bir siyasal tavır ve tercihin içinde olduk.

Bundan da gocunmadık, bundan da hicap duymadık.

Kim ki, partimize baston, stepne, kuyruk, vagon diyorsa küstahlığın, ahlaksızlığın dibine batmıştır.

Kim ki, partimizi bazen AKP’yle, bazen de CHP’yle aynı kalıba sokuyorsa haysiyet fukaralığının çukuruna düşmüştür.

Kim ki, AKP-CHP-BDP-PKK’dan oluşan bölücülük kartelinin içine bizi sıkıştırmaya ve konumlandırmaya çalışıyorsa aklını kaybetmiş, vicdanını esir bırakmış ve zihnini hacir altına aldırmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi bir ve tek olarak büyük Türk milletinin yanındadır.

Yalnızca milletimizle beraberdir ve böyle de kalacaktır.

“Türk Milleti Sensiz Asla” sözü ve kararlılığı buradan beslenmektedir.

Olumsuz propagandayı içimize şırınga edenler Türk milletinin son kalesini dağıtmak ve yıkmak isteyen işbirlikçilerdir.

Bunlara dikkat edin, bunlara karşı her daim hazırlıklı olun.

Zira bizdenmiş görünüp altımızı oymak isteyen bunlardır.

Sembollerimizi kullanıp, anılarımızı istismar edip, değerlerimizi diline dolayıp aramıza fitne sokmaya çalışan bunlardır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye ve Türk dünyası vizyonunu gölgelemeye çalışanlar, Türk milliyetçilerini atıl, hareketsiz ve dermansız göstermeye çalışmaktadır.

Buna aramızda çok şükür ki, tamah ve tevessül edecek hiç kimse yoktur.

Biliniz ki;

Biz, Başbakan Erdoğan’ın dava arkadaşlarıma yönelik; katil, faşist, kafatasçı, kovboy, Fatiha bilmeyenler, morg bekçileri, ırkçı, hayvan iftira ve kepazelikle içiçe geçmiş laflarını unutmuş değiliz.

Biz, partimize yavru muhalefet, tabela partisi, kandan geçinenler, şehit istismarcıları diyen sahteliği, ucuzluğu ve hamaset bezirgânlığını unutmuş değiliz.

Biz, bürokraside yaşanan milliyetçi memur kıyımını, tayinleri, görevden almaları, asılsız yere verilen disiplin cezalarını, bundan dolayı ağlayan anne ve evlatları unutmuş değiliz.

Biz, ahlaksız ve çirkin yöntemlerle partimizi baraj altına çekmeye çalışan aşağılık komploları, bunun vicdanı çukurlaşmış faillerini, azmettiricilerini ve ortaklarını unutmuş değiliz.

Biz, Türkiye’nin bölünmesine razı edebilmek için MHP üzerinden sürdürülen operasyonları unutmuş değiliz.

Biz telefon dinlemelerini, sınav rezaletlerini, özel hayatı ihlal eden izlemeleri, içeri atılan yazar, gazeteci ve askerleri, ilave olarak kitap toplatılma kumpaslarını unutmuş değiliz.

Biz, köşelerinde dedikodu yazarlığı yapanları, okyanus ötesi vesayetinde bulunanları, kötü adamları ve asılsız ithamlarını, itibarımızı ve güvenirliğimizi sıfıra indirmeye çalışan şerefsizlikleri de unutmuş değiliz.

Bunları unuttuğumuzu ağzına dolayanlar kimlerin ipine tutunduklarını görmeli ve biraz insafları varsa bunu da itiraf etmelidirler.

Unutmadığımız ne varsa sürekli olarak diri tuttuğumuz öfkemizle birleştirip Üç Hilal ve ülkücüler üzerinden kötülük planlayanların, Cenab-ı Allah şahittir ki, yakalarından tutup birer birer yaptıklarının bedelini ödeteceğiz.

Bu uğursuz gecenin sabahı yakındır.

Ülkücülerin ağı ve bedduası mahşerdeki hesaplaşmaya kalmayacak ve bu dünyada büyük oranda cevap bulacaktır.

Bizim, Türk milletine yan bakan herkesle hesabımız vardır.

Bizim, Türk tarihini yargılayan herkesle hesabımız vardır.

Bizim, Türk ve Müslüman katilileriyle hesabımız vardır.

Bizim, soysuzlarla, haramzadelerle ve hainlerle hesabımız vardır.

Bizim, eşbaşkanlarla, müzakerecilerle, mütarekecilerle ve İmralı düşkünleriyle hesabımız vardır.

Bizim, şehit kanı döken canavarlarla hesabımız vardır.

Bizim zorbalarla, diktatörlerle, millet, milliyet ve milliyetçilik hasımlarıyla hesabımız vardır.

Bu hesap görülmeden dünya bize haramdır, bu hesap kapanmadan rahatlık bize uzaktır.

Siz aziz dava arkadaşlarımın mücadelesi, yardımı ve inanmışlığı oldukça her şeyin üstesinden geliriz ve topunu Allah’ın izniyle alt ederiz.

Bunu biliniz, buna güveniniz ve beraberliğinizi her zaman velinimetiniz gibi koruyunuz.

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Sayın Misafirler,

Türkiye’nin iç ve dış sorunları katlanarak büyümektedir.

Dış politikadaki açmaz ve sancılar ağırlaşarak geleceğimizi tehlikeye atmaktadır.

Nitekim Suriye’de yaşanan trajik gelişmeler, AKP’nin Kıbrıs’la başlayan ve iflâs ede ede gelen dış politika başarısızlıklarının en son halkasıdır.

İranla, Irakla, Suriyeyle ve diğer komşu ülkelerle tüm ilişkiler bozulmuş, Türkiye BOP’un tetikçisi konumuna göz göre göre sürüklenmiştir.

AKP batılı güçlerin peşine düşerek Doğu’ya rest çekmiştir.

Avrupa Birliği’ne girme ümitleri tükenme aşamasına gelmiş, dayatma ve azarlar pişkince alttan alınmıştır.

Türkiye bize göre Avrupa Birliği’ne mecbur ve mahkûm değildir.

 Milli menfaatlerimize uymayan hiçbir oluşumun milletimizde ve Milliyetçi Hareket’te cevap bulması söz konusu olmayacaktır.

Ayrıca Kıbrıs Rumlara, Ege Yunan tezlerine havale edilmiştir.

Batı Trakya Türklüğü kendi kaderine terk edilmiştir.

Dost ve kardeş ülke Azerbaycan’a, Ermenileri mutlu etmek adına sırt çevrilmiştir.

İç politikada ise bölücülüğün aldığı ve ulaştığı mesafe endişeleri tırmandırmaktadır.

AKP, CHP, BDP ve PKK’nın Barzani’yi de yanlarına alarak sözde Kürt sorununu kaşımaları Türk milleti için felaketin habercisidir.

Bu ittifakın, terörü sözde bu meseleye bağlamaları da, kanlı eylemleri meşrulaştırma edepsizliğinden başka bir şey değildir.

Kürt kökenli kardeşlerimizi sorun olarak gören değerlendirme ve tespitlere şiddetle karşıyız, karşı durmaya devam edeceğiz.

İnsanlık tarihi Türk milleti üzerinde hesap ve senaryoların hiç bitmediğini her şart altında göstermiştir.

 

Geçmişte Osmanlı toprakları üzerinde de emelleri bulunan emperyalist unsurlar, etnik, din ve mezhep temelli bölücülüğü sürekli kaşımışlardır.

Geçmişimizdeki kargaşa ve isyanlar, dış güçlerin amaçlarına ulaşmak için; Ermeni, Rum, Yahudi, Sırp gibi Hıristiyanları ve Araplar gibi Müslüman tebaayı tahrik etmeleri ve yönlendirmeleri sonucu başlamıştır.

Bazı dönemlerde de devlet yönetimindeki sorumsuz kişiler ikbal ve mevki beklentisiyle günlerini geçirirken, bilerek veya bilmeden gaflet ve dalaletle bölücülüğe ivme vermişlerdir.

Bu konuda Tanzimat Fermanı bir eşik ve dönüm noktası olmuştur.

1847 tarihinde Kürdistan ve Lazistan Eyaleti böyle bir ortam içinde kurulmuştur.

Osmanlı Devleti’ni fikri ve fiziki bakımdan bölmek isteyen batılı güçler, Kürdistan Eyaleti adı altında yeni bir coğrafi bölge ve suni bir kimlik oluşturmanın tertibine soyunmuşlardır.

Tanzimat’ın ertesinde başlayan Kürtçülük propagandası Türk milletini elbette tesiri altına hemen alamamıştır.

Ancak, tıpkı bugünkü gibi, bölücülükten ve bölünmeden fayda uman ihanet yanaşmaları meseleyi istismar etmekten de geri durmamışlardır.

Bu itibarla sözde Kürt sorunu, insani bir yaklaşım açısından değil, dün Osmanlı İmparatorluğu’nu bugün de Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak gayesiyle ele alınmıştır.

Yaklaşık 1,5 asırlık bir mazisi olan sözde Kürt sorunun, Mezopotamya petrol sahasını ele geçirmeye odaklanmış sömürgeci anlayış tarafından, Türkiye ile Rusya arasında kurmayı planladığı tampon devletin maskesi olarak imal ettiği malumumuzdur.

Bugün sözde Kürt sorunu etrafında buluşanlar önce tarih şuurundan, sonra da milli vicdandan yoksundurlar.

Aslında olmayan bir sorunu, varmış gibi göstermek, daha başlangıç aşamasında çürük bir zemine yaslanıldığını göstermektedir.

Kürt kökenli kardeşlerim, ayrı etnik topluluk olmayıp, Türk milli bünyesinin asıl ve temel unsurlarındandır.

Farklılık üzerine kurulan politikaların, ayrımcılığın ve ikinci sınıf vatandaşlık tanımının kundağı olduğu iyi bilinmelidir.

İktidarın, ana muhalefetin ve bölücü zihniyetin, bu eksende ürettiği laçkalaşmış ve marazileşmiş yuvarlak çözüm önerileri bu bariz gerçeği asla değiştirmeyecektir.

Samimiyetle ifade etmek isterim ki;

√  Biz beraberce yurdumuza alçakları uğratmadık.

√  Biz beraberce hayâsız akınlara gövdemizi siper ettik.

√  Biz istiklal uğrunda, namus yolunda beraberce can verdik.

Topraklarımızın bağrında, taşında; vatanımızın suyunda, yokuşunda, insanımızın gözyaşlarında ve dualarında beraberce bulunduk.

√  Şahlanıp köpüren ırmaklarımızda kanlarımız karışarak ortak aktı.

√  Aynı ten de can, aynı tarihte şan ve aynı ezelde karındaş olduk.

Ve “Türk Milleti Sensiz Asla” imzasını asırların ruhuna naralarla kazıdık.

 

Şunu kabul ediyoruz ki, bin yıldan bu tarafa, bir arada yaşayan ve geniş bir coğrafi bölgeye yayılmış olan kardeşlerimiz arasında mahalli şartlardan kaynaklı çeşitlilikler olabilecektir.

Bu durum sosyolojik ve kültürel değişimler sonucunda belirginlik kazanmıştır.

Bu gerçeği anlamakta direnen emperyalizmin şu anki uşakları; Kürt kimliği, anayasal statü, özerklik, federasyon, ana dilde eğitim ve savunma hakkı konularında ortalığı velveleye vermektedir.

Bunlar açıkça Türkiye’yi, Türk milletini ve Türk vatanını bölmeye ve parçalamaya dönük hamlelerdir ki, böyle bir şeyi hoş görmemiz elbette eşyanın tabiatına aykırıdır.

Tüm taraflara söylemek isterim ki;

Türkiye’de Kürt sorunu yoktur.

Tarihsel süreç içinde Türk milleti üzerinde oynanan oyunlar ve bölücülük kalkışması vardır.

Sözde Kürt sorunu kanlı emperyalistlerin tuzağıdır.

Sözde Kürt sorunu bölücü terörün hain ve kanlı eylemlerini sakladığı ihanet kılıfıdır.

Türk milleti mozaik değildir.

Türk milleti derin farklılıkların uyum ve ittifakıyla kurulmuş geçici ve gevşek bir topluluk değildir.

Sözde Kürt sorunu icadına girişenler;

941 yıl önceki Malazgirt Zaferinden rahatsız olanlardır.

916 yıl önce başlayan Haçlı seferlerinin özlemini çekenlerdir.

648 yıl önceki Sırpsındığı hezimetini unutamayanlardır.

559 yıl önceki İstanbul’un fethinden ileri derecede rahatsızlık duyanlardır.

486 yıl önceki Mohaç Zaferi’nin hala yasını tutanlardır.

97 yıl önce Çanakkale imanını yaramayanlardır.

91 yıl önce Sakarya’da dersini alanlardır.

90 yıl önce Büyük Taarruzla Türk’ün tokadını ensesine yiyenlerdir.

Sözde Kürt sorunu Şark Meselesinin bir parçasıdır.

Sözde Kürt sorunu Sevr paçavrasının özü ve esasıdır.

İşte AKP ile gizli ortağı CHP böylesi bir asılsız sorunun ardına takılmışlardır.

Yanlarına PKK’nın Meclis kadrolarını da alarak Türk milletini ayırmaya ve düşmanların şimdiye kadar yapamadığını, onlar namına hayata geçirmeye çalışmışlardır.

Bunun da adına çözüm demişlerdir.

İmralı canisinin tekliflerinde buluşmayı maharet görmüşlerdir.

Bu olacak şey değildir.

Şimdi sözde Kürt sorunu koza gibi örülmekte, bölücülük peteği maalesef bal vermektedir.

Şayet böyle giderse;

İmralı canisinin önce ev hapsine alınması, ardından serbest kalması gündeme gelecektir.

Türkiye yakın vadede Büyükşehir Belediyesi Kanun Tasarısı yoluyla federasyon patikasına sokulacaktır.

Anayasa değişikliği yoluyla Türklük tasfiye edilecek, Türk vatandaşlığı tanımı hücuma uğrayacak, ortaklık devleti tesis edilecektir.

Başbakan Erdoğan’ın çift başlılıktan şikayet eden tutumu Başkanlık sistemine kapı aralayacak ve eyalet idaresine bahane olacaktır.

Ana dilde eğitim hakkı taksit taksit karşılanacak ve Türk milletinin kanı emilecektir.

PKK militanlarını kapsayacak genel bir af çıkarılacak ve Türkiye karanlığa sürüklenecektir.

Ve nihayet sözde Kürt sorunu yakıtıyla dört parçalı Kürdistan’ın kurulması kaçınılmaz olacaktır.

Vatan uğruna şehit olan polisimizin, askerimizin, korucumuzun kanı yerde kalacak ve millet varlığı bu şartlar altında çökecektir.

Bunların karşısında tek ve yegane millet gücü ise şu an itibariyle Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Üç Hilal teslim alınmadıktan sonra hain niyetler nefes alamayacaktır.

Milliyetçi Hareket yıkılmadıktan sonra Türkiye çözülemeyecektir.

Bizim, tarihi kökleri olan, kim ya da kimler tarafından aramıza sokulduğu belli olan iblis planlarını konuşmak şöyle dursun, dönüp de bakmamız bile kendimizi inkâr anlamına gelecektir.

Bunun için bize çözüm karşıtı diyorlar, bırakın desinler.

Bunun için bize silahların susmasını istemediğimiz çamurunu atıyorlar, bırakın atsınlar.

Bize analarımızın ağlamasına duyarsız kaldığımız haysiyetsizliğini yakıştırıyorlar, bırakın yakıştırsınlar.

Bizim tarafımız da belli, duruşumuz da ortada.

Biz Allah’a çok şükür milli hafızamızı kaybetmedik.

Biz izzet-i nefsimizi yitirmedik.

Biz iş olsun diye “Türk Milleti Sensiz Asla” da demedik.

AKP ve CHP yanlış ve ihanette buluşsun, umurumuzda değildir.

AKP ve CHP emperyalist güdümlü kiralık kalemler, vicdanını devretmiş sözde aydınlar tarafından alkışlansın, bizim gündemimizde bile değildir.

Hepsi bir olsunlar, alayı birlik olsunlar; Allah’ın izniyle hepsine yeteriz.

Biz hepsine gününü gösteririz.

Milliyetçi Hareket Partisi, Kürt kökenli kardeşlerimizi sorun ve problem olarak gösterenlere müsamaha etmez.

Ne var ki Kürt kökenli kardeşim de üzerinde oynanan oyunu artık görmelidir.

Kendisi etrafında çevrilen dolapların farkında olmalıdır.

Terör baronlarına izin vermemelidir.

Kardeşlik hukukuna sahip çıkmalı, Türk milletinin eşit ve saygın ferdi olduğunu unutmamalıdır.

Kardeşlik duygusu tek taraflı götürülecek bir bağ değildir.

Bu herkesin samimiyet ve sabırla taşıması gereken manevi ve tarihi yükümlülüktür.

Bugüne kadar iş hayatından siyasete, ticaretten ziraata, spordan sanata hakkı yenen, hakkı gasp edilen Kürt kökenli kardeşim olmuş mudur?

Şayet varsa onların sözcüsü olmaya, onların haklarını savunmaya her zaman hazırız.

Eğer yoksa bölücü taleplere ne zaman dur denilecektir?

PKK terörüne ne zaman karşı çıkılacaktır?

Bölücülük çıkmaz sokaktır.

Bin yıllık birliği yıkmak sonu olmayan bir hüsrandır.

Türk milleti fitne ve fesat yuvalarını bağrından söküp atmaya muktedirdir.

Türk milletinin kendi kaderine bizzat yön vermeye her zaman gücü yetecektir.

Aziz Milletim,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

AKP iktidarının 10.yılını geride bıraktığımız bu dönemde, karşımızdaki vahim Türkiye tablosuna baktığımızda ortaya çıkan acı gerçekler kısaca şunlardan ibarettir:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esasları; Türk milletinin adı ve milli kimliği, tek vatan, tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil ülküleri alenen tartışılmakta ve yıkılmak istenmektedir.

Kimliksiz, parçalı millet ve milleti bölünmüş devlet arayışları şerefsizce sürdürülmektedir.

Milli değerlerimize dil uzatılmakta, şerefli al bayrağımıza lekeli eller kast etmektedir.

Terör tırmanmış, bölücü emellerini gerçekleştirme ümidi ve cesareti artmıştır.

Bölücü talepler siyaset sahnesine taşınmış ve AKP hükümeti eliyle PKK, İmralı canisi ve Kandil çeteleriyle müzakere ve pazarlık süreci başlatılmıştır.

Buna karşılık terörle mücadele zaafa uğratılmış, iç ve dış güvenlik sorunları çok tehlikeli boyutlar kazanmıştır.

Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim bağımsız devlet olmada son faza geçmiştir.

Ne yazık ki AKP, PKK hamisi Barzani’ye teslim olmuştur.

Bütün bunların üstüne hatalı ve işgüzar politikalarla Suriye’nin kuzeyinde de PKK yapılanmasının ortaya çıkmasına hükümet sessiz ve hareketsiz kalmıştır.

Terörle mücadeleyi “güvenlik-özgürlük” denklemi içine hapsederek etkisiz kılan AKP zihniyeti, adeta PKK’nın taşeronu gibi davranmıştır.

Ve ne büyük bir handikaptır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadelesinden intikam almak istercesine, başta İstanbul Milletvekilimiz Sayın Engin Alan olmak üzere, mücadele kahramanlarını demir parmaklıklar arkasına göndermiştir.

Bölücü ve yıkıcı çevrelerin AKP himayesi altında dile getirdikleri amaçları çok açıktır.

Bunlar arasında;

İlk olarak, tek millet-tek devlet esasına dayanan üniter yapıda kurulan milli devletimizi yıkmak, onun yerine çok kimlikli, çok milletli yeni bir ortaklık devleti kurmak vardır.

Yeni Türkiye ısrarının şifreleri de burada mevcuttur.

 

İkinci olarak, devletin kurucu kimliğini değiştirmek, bunun yerine Türkiyelilik zırvasını yerleştirmek; kuru, yavan ve fonksiyonsuz bir vatandaşlık bağının Türkiye’nin üst kimliği olmasını sağlamak yer almaktadır.

Üçüncü olarak da, Türkiye’nin idari yapısının bölgesel otonomi modelleriyle yeniden düzenlenmesi, eyaletler sisteminin hukuki ve siyasi alt yapısının hazırlanması bulunmaktadır.

Başbakan Erdoğan’ın PKK açılımı, terör örgütünün taleplerinin büyük ölçüde karşılanacağı siyasi çözümün muhteviyatını oluşturmaktadır.

Habur rezaleti, İmralı ve Oslo gizli kapaklı görüşmeleri bu sürecin ara duraklarıdır.

AKP hükümeti çıktığı gaflet ve ihanet yolunda;

Habur’da teröristlere selam durmuştur.

İmralı’ya yüz sürmüş ve alnını çıkmayacak karayla kirletmiştir.

Kandil’e Türk bayrağı dikmek yerine Kandil çetecileriyle temas ve diyalog köprüsü kurmuştur.

Ve Başbakan Erdoğan şeref konusunda her defasına açığa ve boşluğa düşmüş ve İmralı mahzenine kalan şerefini emanet bırakmıştır.

Bugün durum çok ciddidir.

Tehdit çok açıktır.

Bu gidişata dur denilmezse;

√  Etnik temelde ayrışmanın kaçınılmaz olarak davet edeceği kanlı bir çatışma ve kardeş kavgası,

Bunun sonucunda bölünmüş, parçalanmış ve ufalanmış bir Türkiye ve millet manzarası ortaya çıkacaktır.

Bu hayati yol ayrımında; ya bin yıllık kardeşlik ve milli birlik korunacak, ya da bölünme ve parçalanma süreci son yurdumuzu talan ve mahvedecektir.

Bu ölümcül sürece dur diyecek yegane güç şüphesiz büyük Türk milletidir.

Milliyetçi Hareket Partisi de, milli değerlerine, milli kimliğine, vatanına ve devletine, bayrağına ve bin yılın göz nuruna sonuna kadar sahip çıkacak aziz milletimize inanmakta ve bunun için de “Türk Milleti Sensiz Asla” diyerek kararlılık beyanında bulunmaktadır.

Bu kapsamda 10. Olağan Büyük Kurultayımız vesilesiyle, belirlediğimiz şu milli mutabakat ve hususların herkes tarafından bilinmesini istiyor ve bunu temenni ediyorum:

1- Türkiye devleti sokakta bulunmamıştır. Sokağa, teröre ve AKP’ye de teslim edilmeyecektir.

2- Türkiye Cumhuriyeti Devleti tektir, ülkesi ve milleti bir ve bütündür.

3- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve sahibi topyekûn büyük Türk milletidir.

4- Türkiye Cumhuriyet Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes; ırk, dil, din ve mezhep farklılığına bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk milletinin eşit ve saygın fertleridir.

Milli varlığımızın temeli bu mensubiyet şuuru ve milli birlik ruhudur ve Türklük üst ve vazgeçilmez kimliğimizdir.

5- Türk milletine yeni kimlik ve isim arayışları, yeni vatandaşlık icatları boş ve nafile faaliyetler olarak kalmaya her zaman mahkûmdur.

6- Türk milleti varsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de ilelebet payidar kalacaktır. Unutulmasın ki, Türkiye asla Türk milletsiz olamayacaktır.

7- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve büyük Türk milletinin varlığına Türk milliyetçileri bir, iri ve diri olduktan sonra kimse son ihanet vuruşunu yapamayacak ve kâbus rüyaları gerçekleşmeyecektir.

8- Bu yüzden, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in, hain emeller karşısında sessiz, duyarsız, tepkisiz ve hareketsiz kalması asla düşünülemeyecektir.

9- Türkiye bizimdir, bu aziz vatan hepimizindir ve bunun için haykırarak diyoruz ki; Türk Milleti Sensiz Asla.

Biz sinsi hesapları ve tuzakları bozarak geldik, yine bozarız.

İhanet düzeneklerini muhataplarının başına geçirerek geldik, yine aynısını gerçekleştiririz.

Bölücü pazarında çığırtkanlık yapanların tezgâhlarını yıkarak geldik, aynı hevesle yine yıkarız.

Türkiye’ye, Türk milletine ve her insanımıza sahip çıktık, dünya durdukça da  sahip çıkarız.

Şimdi soruyorum sizlere;

Türk milletini yaşatacak irade nerede?

Türk milletini savunacak kutlu yürekler nerede?

Türkiye’nin teminatı, Türklüğün neferi Allah davasının müdavimleri nerede?

Ve Türk Milleti Sensiz Asla yemininde dönmeyecek vatan ve millet tutkunları nerede?

Şüphesiz işte burada ve Anadolu’nun her tarafından gelen aziz dava arkadaşlarım tüm heybetiyle bu salonda.

Allah hepinizden razı olsun.

Sağ olun, var olun.

Muhterem Misafirlerimiz,

Sayın Basın Mensupları,

Türkiye’miz ve partimiz için taze ve yeni bir dönem bugünden itibaren başlamaktadır.

Önümüzdeki üç yılda üç önemli seçimi 10.Olağan Büyük Kurultayımızdan çıkacak tertemiz irade göğüsleyecektir.

Mahalli idareler seçimini, cumhurbaşkanlığı seçimini ve milletvekilliği genel seçimini burada çıkacak kadrolar karşılayacaktır.

10 yıllık AKP iktidarının yıkım ve tahribatını, 10. Olağan Büyük Kurultayımızın vizyonu onaracak ve gelecek 10 yılın ufkunu çizecektir.

Ve böylelikle Türkiye’yi inşallah düzlüğe çıkaracaktır.

Hedefimiz mutlaka iktidara ulaşmaktır.

Amacımız Milliyetçi-Ülkücü Hareketi iktidar yapmaktır.

MHP’nin Başbakan çıkarma vakti gelmiştir.

Burada sizlere tekrar soruyor ve cevabınızı yüksek sesle duymak istiyorum:

Benimle yürümeye, benimle Üç Hilali iktidar yapmaya var mısınız? (EVET)

İktidara ulaşmaya hazır mısınız? (EVET)

Türk milletini ayağa kaldırmaya ve milli iktidarı kurmaya kararlı mısınız? (EVET)

Ben de sizlerin bu desteğinizin hakkını vermek için sonuna kadar mücadele etmekten çekinmeyeceğim.

Sizlerin haklı beklentilerini ve değerlendirmelerini biliyor ve hepinizi kucaklıyorum.

Türkiye’nin çok zorlu önümüzdeki üç yılında bütün arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

Cenab-ı Allah’ın milletimize sahip çıkma mücadelesinde Milliyetçi Hareket’in emeğini, samimiyetini karşılıksız bırakmayacağına inanıyorum.

Herkesi, bir kez daha, vatan sevgisi ortak paydasında, bin yıllık kardeşliği sonsuza kadar yaşatmaya davet ediyorum.

Bize bir karış gelene bir adım yaklaşırız, bize yürüyerek gelene muhakkak ki koşarak geliriz.

Bu sözlerimizin kaynağı âlemlere rahmet olarak inen Peygamber Efendimize selam olsun.

Kurultayımızın;

Türk milletine, Türk devletine, Türk demokrasisine, Türk siyasetine, Milliyetçi-Ülkücü Harekete, Türk-İslam coğrafyasına, insanlığa hayır, bereket ve güzellikler getirmesini diliyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin daha nice şerefli 43 yıllara ve daha nice kurultaylara aynı şevk, aynı heyecan, aynı coşkuyla ve aynı ruhla erişmesini temenni ediyorum.

Kurultayımıza katılan bütün Türkiye Sevdalılarını saygılarımla selamlıyorum.

Bu toplantıya Türkiye dışından katılmış Türk Dünyasının muhterem isimlerine, değerli konuklarımıza ve ekranları başında bizi izleyen saygıdeğer vatandaşlarıma en kalbi sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Tarih boyunca Ötüken’den, Ankara’ya kadar Türklüğü yaşatmak uğruna hayatlarını feda eden bütün ecdadımıza;

Muhteşem bir mücadelenin kahramanı ve devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile kurucu kahramanlara ve arkadaşlarına,

Bugün bölücü ihanetle mücadele ederken hayatlarını kaybeden asker, polis, korucu ve bütün aziz şehitlerimize,

Ömrünü Türklük ve Türkiye ülküsüne adamış Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’e,

Ve ebediyete intikal etmiş bütün dava ve ülkü arkadaşlarıma Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu kutlu değerler uğruna mücadele eden herkesi minnet, şükran ve hasretle yad ediyorum

Konuşmamı merhum şairimiz Arif Nihat Asya’dan esinlendiğim yeni bir duayla bitirmek istiyorum:

Biz, kısık sesleriz; minareleri ezansız, gökyüzümüzü bayraksız bırakma Allah’ım.

Müslümanlık ve Türklükle yoğrulan yurdumuzu çaresiz bırakma Allah’ım.

Biliyoruz hasma karşı koymasını, bizi cansız bırakma Allah’ım.

Bizi sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma Allah’ım.

Bizi yersiz, yurtsuz, yarınsız ve yalnız bırakma Allah’ım.

Biz ki, bin yıllık kardeşlik dedik, bizi ayrı düşürme Allah’ım.

Biz ki, bağımsızlıkta karar kıldık, bizi esaret altında bırakma Allah’ım.

Kötülerle mücadelemizde bizi bir başımıza bırakma Allah’ım.

Musibetleri al başımızdan, felaketleri at hanemizden, bizi garip koyma Allah’ım.

Milletimi yaşat, devletimi var et, insanımı huzurlu ve saadetli et; sen bizden yardımını esirgeme Allah’ım.

Bozkurdun başını dik, Ülkücünün alnını açık ve Üç Hilal’in geleceğini kutlu et Allah’ım.

Günahlarımızı affet, bize sevdiklerinden ve sevenlerinden olabilmeyi nasip et Allah’ım.

Hepiniz sağ olun, var olun.

Yolunuz, bahtınız ve talihiniz açık olsun.

Gül yüzünüz hep gülsün.

Cenab-ı Allah yar ve yardımcınız olsun.

Ve kurultayımızın kararlılığını bir kez daha vurguluyorum:

“Türk Milleti Sensiz Asla.”

Ne mutlu Türküm diyene.

Yorumlar

  • Hiç yorum yok
Yorum yazma izniniz yok

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012