KIRIM TATAR MİLLÎ HAREKETİ TEŞKİLÂTI MERKEZÎ ŞÛRA

 

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL MERKEZİNE
ANKARA

(Sayın Tuğrul Türkeş; Genel Başkan Yardımcısı)
İşaret ettiği hedef, tespit ettiği meseleler ve kucakladığı davaya nispetle kısa ömrünü 21. asrın Türk Asrı olmasına, Türklüğün yeniden şahlanmasına ve geniş bir coğrafyaya yayılmış Türk Halklarının dağılmışlıktan, unutulmuşluktan kurtularak dostluk, kardeşlik ve dayanışma ruhu içinde bir Yüce Sancak ve kendi Hür Bayrakları altında yaşamasına adayan büyük devlet adamı, güçlü lider; Partinizin Genel, Mefkûremizin Ebedî Başkanı, babanız muhterem Alparslan TÜRKEŞ’in vefatını derin bir teessür ile öğrenmiş bulunuyoruz.
Ömrünü adadığı davanın yokluğunda manevî himaye ve rehberliğiyle sizlerin omuzlarında yükselerek süreceği inancıyla Türk Dünyasına, Partinize şahsınıza ve ailenize Kırım Tatar Halkı, Teşkilâtım ve şahsım adına başsağlığı ve sabır, aziz merhuma rahmet dilerim.

Erecep Hayredin
Kırım Tatar Millî Hareketi Teşkilâtı Reisi
Akmescit / KIRIM

 

Yorum (0) Tıklanma: 1654

Büyük Türkeş

 

Türk milliyetçiliğinin öncüsü dava, fikir, mücâdele ve devlet adamı Alparslan Türkeş Cenâb-ı Hakkın rahmetine intikâl etti. Kabri nur, mekânı cennet olsun.
Hepimiz şahidiz ki bütün bir ömrü Türk Milletinin hizmetinde geçti ve ülkemiz aleyhine olan hareketlerin karşısına yılmaz ve bükülmez bir irade ile çıktı. Bu kararlı öncü şahsiyetinden dolayıdır ki O’nu seven ve örnek alan milliyetçi gençlik Türkeş’e hep "Başbuğ" dedi. Şimdi O, vatan ve davaları uğruna şehid edilen binlerce gencin temiz ruhlarıyla beraber bulunuyor.
Bizim nesil Alparslan Türkeş’in ismini 1944 yılından sonra duymaya başladı. Türklük düşmanı kızıl diktatör Stalin’in orduları Alman kuvvetlerini mağlup etmeğe başlarken Türkiye’de de komünizmin hizmetine girmeye hazır bahtsızlar baş gösterdi, örgütlenmeler ve propagandalar başladı. Millî varlığımıza karşı bir tehdit oluşturan bu teşebbüslerin karşısında sorumlu devlet adamlarının seyirci kalmalarına tahammül etmeyen bir avuç vatansever görevlerini yaptılar. Merhum Türkeş genç bir subay olarak onların arasındaydı. Bu vatanperver çizgi, O’nun son seferine kadar kırılmadı, sapmadı.
27 Mayıs’ta devletin yönetimine hâkim olanlar arasında onun da isminin olması ülke için bir teminat teşkil etti. Aşırılıkları ve ezanın Türkçe okutulması gibi yanlış girişimleri önledi. Darbeciler ona tahammül edemediler. Yurt dışına gönderildi.
Mekke’de Ka’be’ye yakın bir sokak, aziz Türkeş’le mahşerî hac kalabalığının içindeyiz. Ezan okunuşu. Namaza durabilmek için bir imkân arıyoruz. Buharalı bir Türkistan Türkü’nün dükkânından iki seccade uzatılıyor. Yan yana namazlarımızı edâ ediyoruz. Türklük ve Türkeş hiç ayrılmadı. Şimdi Alparslan Türkeş beka âleminde. Cennetteki ecdadla, Resuli Ekrem’e komşu ol ey Koca Türk!

 

NEVZAT YALÇINTAŞ

Yorum (0) Tıklanma: 1507

Türkeş ve Ercişliler

 

Acı haberi Cumartesi sabahı bir toplantı vesilesi ile gittiğimiz Van’da öğrendik. Dediler : Hoca başın sağ olsun. Şaşkınlığımız devam ederken, devam ettiler : "Türk Dünyası’nın başı sağ olsun." İşte o an gerçek ile karşı karşıya geldiğimi anladım ve içimden "Türk Dünyası’nın bir tane lideri var, o da, liderimiz Alparslan Türkeş" diye, kafamda şimşekler çakmaya başlamış iken, baş sağlığı dileyen kardeşimizin gözlerini kaçırarak, kafasını eğmesi her şeyi anlatmaya yetmiş idi.
Yüreğimiz dağlandı, yutkunmamız arttı, âni haber karşısında sanki gözyaşlarımız kurudu. Konuşacak mecalimiz kalmadı. Sessizliği bozmaya kimse cesaret edemiyordu. Kardeşi Kül Tegin’i kaybeden Gök Türk Hakanı Bilge’nin kitâbelerde ifade ettiği "Görür gözüm görmez gibi, bilir bilgim bilmez gibi oldu." Herkesin yaşadığı bu duyguyu anlatmak mümkün değil. Ancak hissetmek lâzım. Hissetmek için de rahmete kavuşanı "baba" gibi sevmek icap etmektedir.
Boşuna söylenmemiş "Ateş düştüğü yeri yakar" diye. Beklenmeyen ateş ocağımızın tam ortasına düştü. Her tarafımızı kasıp kavuran bu ateş bizleri üzse de, Başbuğumuz’un yıllar öncesi kıvılcımını çaktığı ve daha sonra patlayan volkandan akan lavlar gibi gücümüze güç katan, parıldayan nurlu ışıklar haline dönüştü. Bu ışıklar da kendini Türk hisseden herkesin ağzından düşmeyen parola oldu : "Türklük şuuru, İslam ahlak ve fazileti."
Biz Türkler’e unuttuğumuz "Türklük şuurunu" dimağlarımıza işleyerek paslanmış zihinlerimizi ve kalplerimizi sevgiye dönüştürmesi yani bizlere "şahsiyet" kazandırması, unutulmaya yüz tutmuş olan kimliğimizi hatırlamamıza vesile olmuştur.. Bunun yanında Türk insanının düşüncesine ve ideallerine en yakışan sistemin İslâm ahlâk ve faziletinde olduğunu binlerce defa haykıran Başbuğumuz’un kuvvetli bir iman erbabı olduğu herkes tarafından bilinmekte idi. İslâmiyet’i "insanlığa huzur yolunu açan sönmeyen bir güneş" olarak değerlendiren merhum liderimiz, Allah sevgisi ve Allah korkusunu şahsında idrak ettiği gibi, insanlığın kurtuluşunun da bu noktada olduğuna can-ı gönülden inanmıştı. Millet sevgisini , vatan aşkını, bayrak sevdasını gönüllerimize işleyen merhum Türkeş, bir ay önce Ankara’da tertip edilen Parti İçi Eğitim Faaliyeti seminerinde : "Önce Türkiye’yi korumak ve kollamak mecburiyetindeyiz. Bu husus unutulmamalıdır. Allah göstermesin Türkiye yok edilirse, Türk dünyasından ve İslâm dünyasından söz edemeyiz. Bunun içindir ki, önce Türkiye’yi kalkındıracağız, ülkemizi süper bir güç haline getireceğiz" diyerek, dikkatleri şu iki nokta üzerinde toplamıştı :

Yorum (0) Tıklanma: 1558

Devamını oku...

Başbuğuma Tehessür

 

"OL ZATA TAHASSÜRDEN SANDIM Kİ ZAMAN AĞLAR, SEMÂVÂT VE ZEMÎN AĞLAR"

Milletlerin tarihinde büyük vatanperverler, kahramanlar veya millet şehitleri diye anılan insanlar, millet ruhunun, fertlerini her zaman kana kana doyurmaya kudretli kaynakları olmuşlardır. Bunlar millet mukaddesatının sahip ve bânîleridirler. Beşer tarihinde hedef ve hidayet sancakları, milletlerin afakında bir güneş, karanlık denizlerde kurtuluş fenerleri, hedefini şaşırmış toplumların Kutup Yıldızı olmuşlardır.
İnsanlık tarihinde şeref köşesini alan, getirdikleri ıslahta ve inkılapta ebedîlik, tesirlerinde beka bulunanlar onlardır.
Âdeta ümmetlerinin günahlarını kendi yok oluşları ile satın alan peygamberler misali, milletlerinin ıstıraplarını ideallerinin aşkıyla birleştirip mes’uliyet sevgisi halinde ruhlarına ve omuzlarına yüklenen onlardır. İdeallerimizle birlikte ıstıraplarımızın da yaratıcısı, ilke ve ülküleri halka sunup, sonra ona doğru götüren çetin hamlelerin en ön safında yürüyen de onlardır.
Onlar, milletlerine hizmetlerinin karşılığı nimet istemezler. Millet hayatında kalıcı ve ebedî eser vermek ihtirasına sahiptirler. Hayatta iken anlaşılamayan büyük varlıkları yok olduklarında anlaşılır.
Toplumlarının ıstırapları kendi ıstırapları olmuştur. Bu ıstırabı onlar derunî bir aşk halinde yaşarlar. Ölünceye kadar aynı fikir ve kanaatin, ilke ve ülkülerin sahibidirler. Hayatlarında çoğu kere darağacı, çarmıh, zindanlar ve zulümler vardır. Onlar bu sonlarını ilahî gayenin zevki ile birleştirirler. Bütün hayatlarını milletlerinin selâmetine feda olmaktan ibaret bir şehadet mertebesi telakkî ederler. İkbal mevkileri, onların sade hizmet için ve daha ulvî olan şehadet mertebesi için pek nadir görüldükleri yerlerdir. Onlar, milletlerinin sesi ve feryadı olarak, gökkubbenin altında ve arz-ı meskun üzerinde ebedî akisler uyandıran kahramanlardır. Onlar, tamamiyle millî tarihimizi teşkil eden bir mukaddes lahdin türbedarı gibidirler.

Yorum (0) Tıklanma: 1944

Devamını oku...

'Başbuğ Tanrıdağı'nda'

 

Şiir, ötelerden günle doğan bir güneş gibidir. Onda her mânâ billurlaşarak ifadesini bulur. Öncesi ve sonrası, planı ve tertibi olmaz. Şiirin ilâhî bir yönü vardır. Duygular yoğunlaşır; ifadeler bir ilham ürünü olarak gönülden süzülür. Şâir, mânâyı ve ahengi mekânın ve zamanın mahpusluğundan kurtarıp ebedîleştiren insandır. O’nun gönül antenleri ötelere doğru açıktır. Gönlünden dökülenler yüzyıllar boyu yaşar. Hep taze, hep diri kalır. Yüzyıllar önce yazılmış şiirleri okurken âdeta onları yaşarız. İfadeler bizi terennüm etmiştir. Onlarda kendimizi buluruz.

Başbuğ’un ardından onlarca yazı yazıldı. Tamamı O’nu anlatamaya matuftu. Yazılmış o güzel yazıları okuyup da mağrur olmamak, "Başbuğ" diyen biri için mümkün olur muydu? O günler mağrur bir üzüntüyü yaşadık.
Ancak, "Başbuğ’un Ölümü"nü vefatından önce yazan biri daha vardı. O bir şairdi. Ve O’nun gönlü ötelere doğru açıktı. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun "Başbuğ Tanrıdağı’nda" şiirini dikkatinize sunarım.

"Burada başsağlığı, orada gözler aydın;
İki ayrı dünyada iki ayrı tören var.
Allah katından gelen bir yüce buyruk üzre
Aramızdan ansızın çadırını deren var.
Orada ecdat ruhu şadımanlık içinde
Burada kamu içre gönüllerde boran var.
Eksilmiş bir yanımız; çarpılmış gibiyiz de
Allah korusun, sanki Bozkurtluğa kıran var
Yukarda gök mü bastı, altta yer mi çöktü?

Yorum (0) Tıklanma: 1280

Devamını oku...

Türk Dünyasına işaret mi?

 

Alparslan Türkeş’in vefatı, gözlerimizi MHP kadar Türk dünyasına da çevirmelidir.
Ömrünü Türk milletinin yüceltilmesine adamış bir insanın ölümü, bu konuda bir ışık olmalıdır.
Türkiye, Türk dünyası içinde önder bir ülkedir.
Asya’daki Türk devletleri ve Kıbrıs Türkü, gözünü bize dikmiştir. Umudu Türkiye’dir...
Türkiye, kendi içinde temel değerlerini oluşturmuştur. Bu değerler ulusal özü öne çıkartan ama ırkçı olmayan bir milliyetçilik ile İslâm dininin laik karakteri tarafından dokunmuştur. Ortak değerlerimizin çağa dönük bir yüzü vardır ve insanlığın ortak değerlerini komplekssiz kabul eden bir yöneliş içindedir.
Ve bütün bu değerleri demokrasi, kendi şemsiyesi altında toplamaktadır.
Bu genel özellikler son yıllarda bozulmak istendi. Laik karakter dinselleştirilmeye çalışıldı. Bu dinselleştirme de siyasal amaçlarla gelince tepki gördü.
Alparslan Türkeş, siyasal amaçlı dinselleştirmelere karşı çıktı. Böylece ortak değerlerimizin korunmasına hep yardımcı oldu.
Türkeş yalnız Türkiye ile yetinen bir insan değildi. Türk toplumunun yaşadığı bütün kardeş ülkelerde onun etkisi vardı. Azerbaycan’dan Tacikistan’a kadar her Türk ilinde onun havasını yakalamak mümkündü.
Böyle bir insanın aramızdan ayrılması, Türk dünyasının konumunu sorgulamamızı da gündeme getiriyor.
Bugün önemli bir nüfusa ve geniş topraklara hâkim olan Türk Cumhuriyetleri, ne yazık ki ulusal özelliklerini birleşme aracı yapabilecek ruhsal ve fikirsel güce sahip değiller.
Gizli olarak var olan bu gücü harekete geçirecek kapılar başka güçler tarafından sıkı sıkı kapalı tutuluyor.
Türkiye’nin beyinleri, geleceğimiz için çok önemli olan Türk dünyasının gücünü birleştirmesi üzerine düşünmeyi, ırkçılıkla eş görme yanılgısı içinde...
Dünya hızla büyük bloklar oluştururken Türk dünyasının parçalanmışlığı yaşaması, milliyetçiliğin bizde ne kadar zayıfladığını gösteriyor.
Kendi ulusuyla gurur duyan bir kuşak yetiştirmek...

Yorum (0) Tıklanma: 1207

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012