Alparslan Türkeş'in Ardından Dokuz Dörtlük


Türk ırkının kanındaki cevheri,
Keşfedip gösteren, sensin Başbuğum
Düşmanları yenmek için, hüneri,
Bize sen öğrettin, büyük Başbuğum.

Tabutluğa mahkum oldun, yılmadın.
Hainlikle suçladılar kızmadın.
Yunus gibi hoşgörünce davrandın,
Sabrın serdarısın, büyük Başbuğum.

On iki Eylüller bize karşıydı.
Masonu Komünisti, anlaşmalıydı.
Sözde Müslüman da bize karşıydı.
Dönmedin yolundan, büyük Başbuğum.

Yorum (0) Tıklanma: 1372

Devamını oku...

Alparslan Türkeş'in Din Anlayışı

 

Merhum Alparslan Türkeş, Türk milleti’nin varligini korumayi ve onu yüceltmeyi temel felsefe saymiş; Türk milleti’nin kurtuluşunu ve yükselişini, kendi dini inançlari ile milliyetçilik ülküsünde görmüştür. Türk Milletini yüceltecek gücünde "Milliyetçilik" oldugunu vurgulamiştir, milliyetçilik; "Türk Milletini, Türk Vatanini ve Türk Devletini sevmek, bunlarin iyiligi ve yükseltilmesi için köklü bir ihtiras ve şuur sahibi olmak" şeklinde tanimlanmaktadir. (1) Bunu da şu şekilde özetlemiştir. "Herşey Türk Milleti için, Türk Milleti ile beraber ve Türk Milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk Milletine baglilik, sevgi ve Türkiye Devletine sadakat ve hizmettir." (2) Türkeş, uzun ve şerefli bir geçmişi olan Türk Milleti’nin yükselmesine büyük önem vermiş; Türk Milleti’nin yükselişini iki unsurda görmüştür. Bu iki unsur, maddi ve manevi unsurdur. Bunu şöyle formüle etmiştir : "Türklük gurur ve şuuru ile islam ahlak ve fazileti milletin kurtuluş ve yükselişinde temeldir. Bu mazide böyle olmuştur,gelecekte de böyle olacaktir." (3)


Milliyetçilik, Türkçülük anlayişini Türkeş, manevi şuurlanmaya dayandirmakta ve maneviyatçiliga büyük önem vermektedir. (4) Türk Milleti’nin güç kaynagini, bin yildan beri kabul edip benimsedigi islam Dini’nde görmektedir. Türk Milleti’ni meydana getiren fertlerin yaşama felsefesine ve ahlâk görüşüne islam’in yön verdigini, islam’in hakiki çehresi ve yüksek prensipleriyle ele alinmasinin, Türklüge yeni bir güç ve hiz verecegini vurgulamaktadir. Türklükle islami birbirine zit veya düşman görmenin Türk Milliyetçiligi ve islam için zararli olduguna dikkat çekmekte; ikisini birbirinin karşisina çikaran insanlarin ya bilgisiz ya gaflet içinde veya Türk milleti’in yikmak isteyen kötü emellerin hizmetçisi olduklarini belirtmektedir. (5) O islamin Türk Milleti için önemini her vesileyle ortaya koymakta, Türk Medeniyeti’ndeki yerine dikkat çekmektedir.

Yorum (0) Tıklanma: 1735

Devamını oku...

Başbuğ Türkeş'in Yeri Doldurulamaz

 

Hakk’ın rahmetine kavuşan MHP Lideri Alparslan Türkeş, bugün dualar ve gözyaşları arasında, edebi istirahatgâhına tevdi edilecek. Atlantik’ten Çin Seddi’ne kadar daha doğrusu bütün Türk Dünyası, liderini yitirmenin hüznünü yaşarken, Başbuğ Türkeş’in yerinin kolay, kolay doldurulamayacağı şimdiden anlaşılıyor.
Büyük insan Türkeş’in hakkında çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı. Özellikle, ani vefatından sonra Türk medyası, Türkeş’in çeşitli yönlerini adeta sergiledi. Denilebilir ki, medyanın bir bölümü, Türkeş’in aziz hatırası önünde "özür" dilercesine, "samimi" ve "saygılı" tavır takındı. Türkeş’e hayatta iken, esirgenen önem yeni verilirken, "gerçekçi" değerlendirmeler yapıldı. Böylece bir kısım medya mensupları "günah" çıkarırken ne de olsa "Türkeş’in hakkı Türkeş’e" verilmiş oldu.
Oysa, Başbuğ Türkeş, daha önceleri böylesine "samimi", "saygılı" ve en önemlisi "gerçekçi" bir şekilde değerlendirilmiş olsaydı, belki de Türk siyasi hayatında büyük değişiklikler yaşanırdı.
Gerçekten de, her şeyden önce, Türk siyasi hayatı büyük bir dengesini kaybetmiş durumda. Türkeş’in hayatı boyunca, yüklendiği "hassas" ve oldukça "önemli" misyonun artık kimin tarafından deruhte edilebileceği şimdilik bir meçhul.
Seçim sisteminin gadrine uğrayarak, partisiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de girmemenin burukluğu içinde olmasına rağmen, Türkeş’in üstlendiği yapıcı rolü kolay, kolay kimse yüklenemez.

Yorum (0) Tıklanma: 1359

Devamını oku...

Bozkurtların Doğumu

 

Belki siz üzülerek hatta gözyaşı dökerek takip ettiniz; ama ben, Alparslan Türkeş’in cenaze merasimini, başından sonuna kadar derin bir huzur duyarak, sevinerek yüreğime işledim. Türkiye çapında müthiş bir hadise olan o mübarek günü kırk ayrı noktadan ele alarak yazmak, anlatmak lazım.

"Doğmak ölmek içindir" "Dünyaya gelen her can, elbette ölümü tadacaktır." Benim sevincim, huzurum, elbette ki Alparslan Türkeş’in vefatına değildir. Benim sevincim Türkiye’de, Bozkurtların dirilişini görmekten kaynaklanıyor. Türk-İslam ülküsüne bağlı bir milyon gencin Ankara’nın o dondurucu soğuğuna ve durmadan yağıp duran karına rağmen, Türkeş’in cenaze namazına büyük bir vakarla, sabırla ve inançla katılmaları bana göre bir destan güzelliğindedir. Uzun yıllardan beri tekbirle, salavatla ve Kur’an tilavetiyle bir cenaze kaldırmamıştık. Milletimize aşk derecesinde bağlı olan bir Başbuğu milletimizin gelenekleriyle ahirete uğurlamaktan daha güzel ne olabilir?

Türkeş’in cenazesinde bando yoktu. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz bir zamanda, devletimize - milletimize hizmet eden kimselerin hala Şopen’in ölüm marşıyla kaldırılmaları, bana bir zulüm gibi geliyordu. Ölülerimizi ikinci bir defa daha öldürdüğümüze veya ruhlarını çarmıha gerdiğimize inanıyordum. Millet, eğer kültür birliğiyse ve bütün müspet ilimlerde bunu böyle kabul ediyorsa, biz cenaze merasimlerimize bile, neden Batının geleneklerini, göreneklerini bulaştırıyoruz?

Yorum (0) Tıklanma: 1380

Devamını oku...

Çağ ve Başbuğ

 

Türk tarihinde Başbuğlar müstesna ve mümtaz bir yere sahiptirler.
Milli felaketlerden kurtuluşumuzda ya da milli felaketlere gidişimizi önlemede Başbuğlar en müessir amildirler.
Türk Milletinin tarihi biraz da Türk Başbuğlarının tarihi gibidir. Askeri, siyasi ve idari konularda istikamet belirleyici şahsiyetlerdir. Tarihi, sosyal fonksiyonları da milli bünyemiz bakımından çok mühimdir. Türk milletinin maddi ve manevi kültür unsurlarını çok iyi değerlendirerek O’nun ruhuna, kalbine ve beynine hitap edebilmeleri sayesinde hitap ettikleri bu mevkilerde ölümsüzleşirler. Türk milletinin kara günlerinde istiklalle ölüm tercihi arasında; en güvenilen şahıs ve kuruluşların bile esarete meylettikleri zamanlarda Türk milletinin ruh, iman ve kültür dinamiklerini çok iyi bilen ve değerlendiren bir Türk Başbuğu bayrağı kapmış ve zafere erişmemizi temin etmiştir.


Türk devletinin idari, askeri, mali bakımdan zirvede oldu?u dönemler Başbuğlar dönemidir. Sosyal bakımdan ise tam bir milli birlik ve beraberliğin temini göze çarpar. Devlet gücünün, millet ise müreffeh hayatın zirvesindedir. Mete Han’dan Alparslan Türkeş’e, Başbuğların zamanları hususidir ve hassastır. Son iki Türk Başbuğ’u yani Mustafa Kemal ve Alparslan Türkeş çağları içinde müteala edilirlerse daha farklı bir konumdadırlar. Türk Milletinin içinde bulunduğu durum, kültürümüzün aldığı yaralar, sosyal yapımızın karmaşası, milli ekonominin fertler üzerindeki tahribatı, Türk devletinin diğer devletlerle tesir bakımından mukayesesi, düşman devletlerin mali ve teknik üstünlüğü aynı zamanda propaganda gücü ve Türk devlet adamlarının milletle tenakuzu, çağımızın başbuğlarının vazife ve mesuliyetlerini kat, kat arttırmış ve güçleştirmiştir. Buna rağmen M. Kemal yedi düveli dize getirerek milli istiklalimizi kazanmıştır.

Yorum (0) Tıklanma: 1252

Devamını oku...

Değerli Devlet Adamı Rahmetli Alparslan Türkeş'in Ardından...

 

Rahmetli Türkeş’i tanımak, onunla aynı idealleri, fikirleri ve heyecanı paylaşabilmek bir Türk aydını için en büyük şereftir. Kendisini 1960’lı yılların sonlarında tanıma şansına sahip oldum. Meslektaşım ve ağabeyim rahmetli Prof. Dr. Mehmet Eröz ile yine Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan idealist insan Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu’nun bu tanışmada büyük payları olmuştur. O tarihlerden bugüne çok çileli, inişli, çıkışlı günler geçirmesine rağmen, rahmete kavuştuğu ana kadar davasına ve Türk Dünyasına olan kalbi bağlılıktan, Türk milliyetçiliğinin bayraklaşan ismi ve lideri olmaktan bir an bile uzak durmamıştır. Aslında O, devletin yapması gereken bir kamu hizmetini yerine getiriyordu : Türk gençliğine sahip çıkmak, ona rehberlik yapmak ve geleceğin teminatı olan gençleri Türklük aleyhine faaliyet gösteren mihraklardan uzak tutmak için gerekli uyarıları yapmak ve onlara milli kimliklerini hissettirmek.

Bu ulvi gaye ve hizmet yolunda kendini etnik özürlü gören, Türk milletine mensup saymayan, zihinleri aşırı sol ideoloji ile işgal edilmiş ve dondurulmuş çevrelerce devamlı saldırılara, haksız ithamlara hedef oldu. Türk toplumuna kendisi ve Türk milliyetçileri demokrasi düşmanı şiddet yanlısı ve aşırı uç olarak takdim edildi.Bu şekildeki bir takdim bazılarının belki siyasi çıkarlarına ve siyasi geleceklerine hizmet ediyordu ama, Türkiye’nin menfaatleri ile taban tabana zıttı. Yeri geldiği zaman kendisine demokrat sıfatını uygun gören, ancak içlerine bir türlü demokrat olmayı sindirememiş bazı yazarlar, siyasiler ve bazı özel kanal programcıları hep rahmetli Türkeş’i kötülediler ve karalamak istediler. Bunların bir kısmı ise bugün gerçekler önünde mahcup oldular ve partiler üstü bir politika izleyen, milli endişe ve hassasiyete sahip, demokrasiyi mutabakat ve işbirliği olarak anlayan bu büyük insanın manevi huzurunda adeta, günah çıkarmakla dikkat çeker oldular. Peki Türkiye’nin günahı neydi? İnsanları neden yanlış kamplara sürüklediniz? Türk milliyetçiliğine dost olacak insanları düşman haline getirdiniz ve kendi toplumu ile, kültürü ile yabancılaştırdınız. Eğer, geç bile olsa, bugün bu soruların cevabı bazılarınca doğru olarak ortaya konmak eğiliminde ise, bu gelişme bile ülke için bir kazançtır.

Yorum (0) Tıklanma: 1245

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012