Başbuğ

 

 
Cuma gecesi evdeyim. Televizyonun karşısına oturmuşum, Prof. Dr. Celal Ertuğ’un "Çözümsüz Demokrasi" isimli, Bilgi Yayınevi tarafından yayınlanan kitabını okuyorum. Ertuğ kitabında siyasî anılarını çok güzel bir üslupla anlatıyor.
Yıl 1960... Celal Ertuğ hem Tıp fakültesinde hoca, hem de başbakanlık doktoru. Dönemin başbakanı Adnan Menderes’in de özel doktoru.
27 Mayıs İhtilâli oluyor ve ihtilâlcilerden Kurmay Albay Alparslan Türkeş çok büyük yetkilerle Başbakanlık Müsteşarlığı görevine başlıyor. Ertuğ’un görevine son verilmiyor. Verilmediği gibi, bu kez de Türkeş’in özel doktorluğunu yapmaya başlıyor. Hem onun, hem de Türkeş ailesinin.
Celal Ertuğ kitabında bu ilginç anılarını anlatıyor. Bir gün Türkeş ağır bir hastalık geçiriyor. Yüksek ateşle kendini kaybediyor. Doktorlar başucunda farklı şeyler söylüyorlar. O haliyle bir an kendine geliyor ve Ertuğ’u kastederek, "Doktor Bey ne diyorsa onu yapın" diyor.
Doktorlar dönemin güçlü adamının sözlerini duyunca "Emir emirdir" deyip öyle yapıyorlar!
Bu sayfaları okurken 37 yıl önceye dönüp ihtilâlin güçlü albayını hasta yatağında düşünüyorum. Tam bu sırada ekrandan bir haber veriliyor :
"Türkeş öldü."
Şaşırıp kalıyorum.
Alparslan Türkeş siyasete kurmay albay üniformasıyla, bir ihtilâlci olarak 1960 yılında girdi ve bir daha kopmadı. Demek ki tam 37 yıldan beri bu işlerin içindeydi.
Milyonlarca insanın gerçek anlamda "liderliğini" ve "önderliğini" yaptı.
Bizim anladığımız anlamda sıradan bir parti başkanı değildi. Dikkat edilirse, bugünkülerin pek çoğu sıradan genel başkanlardır. Oysa "genel başkan" ayrıdır, "lider" ayrıdır.
Türkeş, partisinin genel başkanıydı ama aynı zamanda bir liderdi.

Yorum (0) Tıklanma: 1449

Devamını oku...

Başımız sağolsun

 
MHP Lideri Alparslan Türkeş’i kaybetmenin derin teessürü içinde bu yazıyı yazıyoruz.. Türkeş sadece Türkiye’de yaşayan Türklerin değil, dünya Türklüğünün lideriydi. Şimdi O rahmeti rahmana kavuştu... Ömrünü adadığı dava ise Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada dalgalanıyor.
Dünyanın komünist hâkimiyetine gireceğine inanıldığı günlerde bile, esir Orta Asya’nın hürriyete kavuşacağını söyleyen O’ydu. Ve Allah ona bunu dünya gözüyle görme mutluluğunu bahşetti... Türk siyaset arenasının ortasına diktiği milliyetçilik bayrağı da artık indirilemez...
Alparslan Türkeş, gazetelere yaptığı yemekli ziyaretlerinin sonuncusunu bize yaptı. İki hafta kadar evvel, gece yarısına kadar beraber olduk... Bir hatıralar deryasıydı. Bize 1944 milliyetçilik olayını, 27 Mayıs’ı en ince ayrıntılarına kadar anlattı...
Şaşırtıcı bir hafızaya sahipti. Bu olaylarda rolü olan yüzlerce kişiyi soyadları ile beraber; hatırlıyor; sonra da engin tecrübesiyle hükümler veriyordu... Bir ara kendisine şöyle dedim;
"Karşılaştığımız bunca düşmanlığa rağmen, neden onlara onların metodları ile karşılık vermediniz?"... "Bu soruya" "Karşımızdakiler de bu milletin evlâtları. Ama aldatılmışlar. Onlara kötülük etme düşüncesine hiç sahip olmadım." Diye cevap verdi...
Ancak son zamanlardaki yayınlarını kasdederek, "Medya sizin bu mutedil barışçı politikanızı anlamağa başladı." deyince... "Evet" dedi. "Ben başından beri böyleydim. Ama bizi yeni yeni anlamağa başladılar..."

Yorum (0) Tıklanma: 1341

Devamını oku...

Bir 'Dava Adamı' Alparslan Türkeş'in Ardından


Dünkü yazıma "Bilge Lider Alparslan Türkeş Hakk’a Yürüdü" başlığını koymuştum. Çünkü biz Müslümanız ve Kur’ân’a imanımız tamdır. Allah, Kur’ân’da şöyle buyurmaktadır : "Ey inananlar! Sabır ve Namaz ile yardım dileyin. Hiç şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. Allah yolu’nda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Çünkü onlar, diridir. Fakat siz farkında değilsiniz. Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz. Sabredenlere müjdele. Onlar’a bir musibet geldiğinde şöyle derler : Biz Allah’ınız ve elbette O’na döneceğiz" (Bakara Suresi, 153-156)
Allah, her insan için bir "ecel" tayin etmiştir. (İsra Suresi, 99). Tayin edilen bu "ölüm vakti" geldiğinde bir saniye geri bırakılması da öne alınması da mümkün değildir. Ölüm’ü tadan insanları hayırla anmak Allah’ın emirlerindendir. Türk milletinin geleneğinde ölüleri hayırla ve rahmetle anmak vardır.
4.4.1997 Cuma günü, Rahmeti Rahman’a kavuşan Alparslan Türkeş’i tanımak günümüz insanı için bir meziyettir, şereftir. Çünkü O, sabır, sebat, fikir, ülkü ve "dava adamlığı" yönüyle eşine az rastlanır bir liderdi. Tavrı ve dış görünüşüyle güven vericiydi. Yoktan bir Parti, bir Türk Milliyetçiliği Ülküsü’nü benimsemiş neslin yetişmesini sağlamıştı.
Ben, Alparslan Türkeş ismini 1960 yılında, Ortaokul son sınıf talebesiyken duymuştum. 1944 Milliyetçilik, Türkçülük olaylarında henüz doğmamıştım. 1960 İhtilâli vesilesiyle Alparslan Türkeş ismi Türkiye’nin gündeminde yerini almıştı. Lehte ve aleyhte değerlendirenler vardı. Lehte ve aleyhindeki konuşmalar kafamızda bazı şeyleri çağrıştırıyordu. Merhum İsmet İnönü ve merhum Cemal Gürsel ile arasında geçen bazı "olaylar" anlatılıyordu. Bunlar çocuk kafamızda bazı izler bırakıyordu. Onlarla kafamızda bir "lider imajı" çiziliyordu.

Yorum (0) Tıklanma: 1377

Devamını oku...

Türklüğün Acı Kaybı

 

 
Gece yarısına çeyrek kala, Kadir Çelik’in hazırlayıp sunduğu Objektif programında Yaşar Öz’ün açıklamalarını dinlerken, öbür televizyonda TGRT kanalını izleyen eşim; "Duydun mu Başbuğ vefat etmiş?" dediğini inanmayarak işittim. Hemen telefona sarılarak eşe dosta sordum ve üzücü gerçeği öğrendim.
Allah gani gani rahmet eylesin...
Türk Dünyası’nın başı sağolsun...
Allah Türk Milliyetçilerine sabırlar versin...
80 yıla uzanan meşakkatli, mücadele dolu bir hayat, Bayındır Tıp’ta son buldu.
Türklük dünyası bir büyük liderini, Başbuğunu kaybetti. Onun yerinin doldurulması mümkün değil, sadece Türk milliyetçileri ya da MHP’liler değil tüm Türklük âlemi öksüz kaldı. Onlar, kendilerine sağlıklı ve ufkun ötesine yönelik fikir ve mesajlar veren liderinden yoksun kaldılar. O, 21. yüzyılın Türk asrı olabileceğini görme şansına sahip olmadı, ancak fikirlerinin doğruluğu ve olabilirliğini gören ve yaşayan ender liderlerden biri oldu. Türk Dünyası onsuz hedeflerine ulaşmada kimi sıkıntılarla elbette ki karşılaşacaktır. Sıkıntı ve karmaşıklıktan kurtulmanın yegane yolu da, onun fikirlerine yeniden sarılmak ve onu yaşayan nesle tanıtmaktan geçer. Rahmetli Türkeş’i ne kadar iyi tanır isek, karşılaşacağımız sıkıntılardan kurtulmamız da o derecede kolaylaşacaktır.
Rahmetli Türkeş, seksen yıllık ömrünü Türklük davasına adadı. Bu yolda, tâbir caiz ise şehit oldu.

Yorum (0) Tıklanma: 1337

Devamını oku...

Milliyetçilik

 

 
Türkeş’in cenazesindeki kalabalığı Türkiye başka hiçbir cenazede, mitingde gösteri yürüyüşünde görmedi. Bu muazzam kalabalık neyin ifadesi? İki gerçeğin;
Türkeş karizması : Taraftarlarını en yüksek dozda esinlendiren, mobilize eden bir karizma... Muazzam kalabalık bunu bir kere daha gösterdi.
"Türkeş karizması"nın esinlendirdiği milliyetçilik duygusuyla dolu bu büyük ve dinamik kitle üzerinde artık "karizmanın kontrolü" olmayacaktır, çünkü Türkeş’in yeri doldurulamayacaktır. Toplumun genelinde ilgi görecek yeni yorumların ve reform programlarının meydana getireceği psikolojik tatmin sağlanamazsa, zamanla ciddî sorunlar çıkabilir.
Merkez sağ : Türkeş hakkında toplumun büyük kesimlerini temsil eden sağ partiler ve kuruluşlardan başka, merkez soldan da olumlu görüşler beyan edilmiştir. Toplumda Türkeş’in ülkücü camiayı aşan bir saygı görmesi onun yapıcı, uzlaştırıcı, ılımlı politikalarının eseridir.
Bu çizgi hiçbir şekilde kaybedilmemeli, "karizma boşluğu"nun yaratabileceği psikoloji ile radikalizme kayılmamalıdır.
Milliyetçilik, Türkiye’de 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında en yüksek kaliteyi ifade eder : Ülkemizde tarih, sosyoloji, hukuk, iktisat bilimlerinin oluşmasında milliyetçiler öncülük etmiştir.
Şemseddin Sami, Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Mansurizade, Zeki Velidi, Yusuf Akçura, Akyiğitzade Musa, Sadri Maksudi, Ağaoğlu Ahmet gibi milliyetçiler bizde sosyal bilimlerin öncüleridir.
Tek Parti devrinin ortamında ve sonraki siyasî kavgalar döneminde bu düzey kaybolmuştur. Ali Fuat Başgil, Mümtaz Turhan, Nurettin Topçu ve son olarak da Erol Güngör’den sonra, artık bu düzey yitirilmiştir.
Türkeş böyle bir ortamda milliyetçilik duygularını ayağa kaldırmış ve dün gördüğümüz coşkulu insan sellerini meydana getirmiştir.
Şimdi, bir yandan kökendeki sosyal bilim geleneğine dönmek; öbür yandan Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarının dünkünden çok farklı olduğunu ve yeni yaklaşımlar gerektirdiğini görmek gerekiyor.

Yorum (0) Tıklanma: 1275

Devamını oku...

Türkeş'in Eşsiz Mirası

 

Alparslan Türkeş "sağlığında" göremedi böylesine büyük bir kalabalığı. Ama O’nun ölümü, hiçbir politikacının "ne sağlığında, ne de ölümünde" eşi görülmeyen bir kalabalığı aynı yerde topladı.
Ve üstelik, gözü görmez hâle getiren yoğunlukta kar yağıyordu Ankara’nın üzerine.
Fakat iddiam şu ki...
Gökten "kar" yerine "taş" yağsa, aynı kalabalık, aynı inanç ve heyecanla, aynı yerde yine toplanırdı.
Kalabalığın tahlilini yapmak, bir yerde kolay.
Çünkü Türkeş, bir siyasal parti genel başkanı olmanın ötesinde, "ideolog" yanı ağır basan bir önderdi.
Çünkü MHP, sıradan bir siyasal parti olmanın ötesinde, "örgüt" bilincini hiç yitirmeden büyüyen bir kitleydi.
Dolayısıyla Türkeş’in ölümü, O’nu "seven" tüm insanları "istisnasız" harekete geçirdi.
Diğer yanda ise belki daha çok önemsenmesi gereken bir şey var.
Türkeş’in özellikle son yıllarda çizdiği "lider portresi", geçmişte O’nu sevmeyen insanları bile etkilemeye başlamıştı.
Evet.
Yiğit öldü.
Şimdi "hakkını verme" zamanı!

Yorum (0) Tıklanma: 1349

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012