Başbuğ'un Ölümü

 

Bazı hususlar var ki insanın ölümünden sonra daha iyi anlaşılıyor...
Merhum Alparslan Türkeş’in cenaze töreninde böyle bir hadiseye şahit olundu... Siyaset Adamı, Devlet Adamı, Fikir Adamı... kriterinin farklılığı ortaya çıktı...
Türkeş Siyaset Adamı olduğu için; kendi partisinin mensupları ve tüm MHP taşra örgütü temsilcileri cenaze törenindeydi...
Türkeş Devlet Adamı olduğu için; partili, partisiz vatandaşlar, diğer siyâsî parti mensupları, devlet erkânı ve yabancı devlet temsilcileri geniş bir katılımla cenaze törenindeydi...
Türkeş Fikir Adamı olduğu için; başta ilim çevrelerinden ve bilhassa dış Türkler’den ve Türk Cumhuriyetleri’nden birçok fikirdaşı cenaze törenindeydi... Bu özellikleriydi ki kendisinin Başbuğ lâkabıyla anılmasına vesile olmuştu...
İşte cenâze töreni, Türkeş’in bu üç vasfı da taşıyan, bir lider olduğunu ortaya çıkardı...
Yüz binlerce insanın bir coşku seli halinde, vakâr içinde, o dondurucu soğuğa rağmen liderlerine son vazifelerini yapmaları, görülmeye değer muhteşem bir görünümdür?
Yüzyılın başında filizlenen Türk Milliyetçiliği fikrinin Atatürk’le çıktığı zirveden, indirilmek istendiği bir zamanda Alparslan Türkeş Türk Milliyetçiliği ülküsünü fikrî ve siyasî mânâda gündemde tutmak suretiyle, sıkıntılı günler yaşayan ve dar boğazlardan geçmek durumunda bırakılan devletî ve rejime soluk aldırmıştır...

Yorum (0) Tıklanma: 1551

Devamını oku...

Ulu Bir Çınarın Ardından

 

 
O, yakın siyasî tarihimize damgasını vurmuştu. O, kendisini destekleyenler için tek kelime ile bir "efsane"ydi. Her fâni gibi Hak’ın rahmetine kavuştu.
O, koca çınar, sonunda devrildi.
"Başbuğ" Alparslan Türkeş, yok artık.
O, örnek bir milliyetçiydi. Eşi zor bulunur bir ideal adamıydı. Kısacası, farklı bir kişilikti.
Hayatı, hep mücadelelerle geçti. 1944 Milliyetçilik Olayı’nın tutuklusu oldu. 1960 İhtilâli ile başlayan yükseliş, Hindistandaki sürgün hayatı ile noktalandı. 1980 ihtilâli ile bir başka darbe daha yedi. Fikirleri yüzünden yeniden tutuklandı.
Büyük sıkıntılar çekti.
Hiçbir zaman yılmadı, yıkılmadı. O’na vurulan her darbe, Alparslan Türkeş’i daha da biledi. Geçmişte savunduklarından hiçbir zaman vazgeçmedi. Hep aynı fikirlerle geleceğe doğru yürüdü.
Geçen zaman, Türkeş’in haklılığını gösterdi. 1944 ve 1980’de tutukluluğuna yol açan fikirler, bugün bir övünç kaynağı. Artık "turancılık" suçlamaları yok. Tersine herkes gözünü Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine çevirdi. Herkes, Türk Dünyası ile ilişkileri geliştirmek için birbiri ile yarışta.
Türkeş’in, 12 Eylül 1980 sonrası Ankara 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki savunması dün gibi hafızamda. İlk cümlelerini hiç unutmadım:
- Bugün siz bizi burada yargılıyorsunuz. ancak yarın tarih de sizi yargılayacak...
Nitekim, Türkeş’in dediği oldu. Tarih, O’nu haklı çıkardı. Dünün en ateşli muarrızlarından Bülent Ecevit bile, bugün Türkeş’in savunduğu fikirlere yaklaştı.

Yorum (0) Tıklanma: 1449

Devamını oku...

'Başbuğ' veya 'Lider' Olmak Kolay Değil!...

 

Görüldüğü gibi, "siyasi lider" adı verilen şey, kolay yetişmiyor. Yetiştiği zaman da, yok edilemiyor. İşte şimdi rahmetli olan Türkeş, bunun bir kanıtıdır.
Düşünün ki, son dönem MHP’sinin, TBMM’de bir tane bile milletvekili yoktu. 1995’in Aralık seçimlerinde, kıl payı farkla olsa da, MHP barajı geçememişti.
Ama "Türkeşli MHP"nin, Meclis’te grubu olan partiler kadar ciddî bir siyasî ağırlığı yok muydu?
İşte "gerçek siyasî lider"ler, bu konuma, uzun yılların, yorucu uğraşların, sevgilerin, nefretlerin, neşelerin ve kederlerin sonunda gelebiliyor.
Bir politikacının karşısında, "karşı-kamp"lar ve "nefret cepheleri" oluştuğu zaman, anlayın ki, o siyasî, "lider" konumuna girmek üzeredir.
"Siyasi lider"in karşısındaki "nefret cephesi" yoğunlaştıkça, bilin ki, onun çevresindeki "taraftar kitlesi" de kemikleşmekte ve kilitlenmektedir.
Ama "gerçek siyasî lider" olmak kolay değil.
Birincisi, sadece fikir veya söylem sahibi olmak yetmiyor. Bu söylemi, iyi bir anlatımla, çevreye dinletmek de yetmiyor.
"Lider"in, mutlaka "takipçiler"i de olması şarttır.
Bu açıdan baktığınızda, "gerçek siyasî lider", öğrencileri ile inter-aktif ilişki kurabilmiş, iyi bir "öğretmen" de olmak zorundadır.
Gençlik Şart
Liderin yaşı ne olursa olsun, onun çevresinde, her an ve değişen zamanlarda da, "gençler" bulunmalıdır. Aksi halde, lider yaşlandıkça, "hareket" de yaşlanır ve lider öldüğü zaman, hareket de ölür.
Siyasî liderin vizyonu, yerel ölçülere bağımlı olduğu zaman, onun siyasî ömrü de kısalır. "Gerçek siyasî lider", evrensel olanı yakalayabilmiş ve sade yurtta değil, cihanda da, söylediği önemle dinlenilmiş kişidir. Bu genellemelere kısa bir ara verip, bunların, Türkeş’in siyasî yaşamındaki yerlerine bir göz atalım.

Yorum (0) Tıklanma: 1366

Devamını oku...

Bir Efsanenin Ardından

 

Bir efsane kahramanı Rahmet-i Rahmana kavuştu. Alparslan Türkeş, Hakk’a yürüdü. Kendisiyle beraber bir takım şeyleri götürdü mü, götürmedi mi, o daha sonra anlaşılacak.
Alparslan Türkeş’in kendisi ebediyete intikal etmişse de davası devam edecek ve ismi de asırlardan asırlara bir efsane gibi devredilecektir.
1970’li yıllarda peşinden yüzbin genci yürütebilen bu insan, cenazesinde bir kaç milyon genci peşinden sürükleyebilmiştir. Tabiî sadece Ankara’da ve Türkiye’de. Ve en kötü hava şartları altında komünizme karşı geçilmez kale vazifesi gören, ateizme ve materyalizme iman mücadelesi veren merhum A. Türkeş’in bu üstün başarılardaki hikmet ne idi? Bazılarının dediği sadece karizması mı? Karizma, liderlik için yeterli bir vasıf mıdır? Başarılı bir lider olabilmek için başka ne gibi özelliklere ihtiyaç vardır?
Türkeş’i hem, ben öncelerden ismen bilmekle beraber ilk defa 1958 Mayısında Türk Ocakları Genel Merkezinde (Şimdiki Resim ve Heykel Müzesinde) verdiği bir konferansında dinledim ve tanıdım. Sonra 27 Mayıs 1960 ihtilâlinden bir hafta önce iktidarı yıkmak için gösterilerin yapıldığı bir sırada Kızılay’da sivil elbise ile dolaşırken gördüm. Yanında Haluk Karamanoğlu gibi bir efsane’nin arasında kendini yakından tanıyan ağabeyleri vardı. Bir yarım saat kadar konuşup ayrıldık. Bir hafta sonra 27 Mayıs ihtilâli olunca, ihtilâl beyannamesini radyodan okuyan ses bana yabancı gelmemişti. Birkaç gün sonra sokağa çıkma yasağı kalkınca soluğu, Millî Kütüphane’de rahmetli Nejdet Sançar’ın yanında aldım. Kendisine beyannâmeyi okuyanın yabancı gelmediğini söyleyince gülerek dedi ki "Bizim arkadaşımız Alparslan Türkeş"tir öyle deyince ben de rahatlamıştım. Çünkü ben, bir takım icraatına rağmen rahmetli Adnan Menderes’i seviyordum ve onu İsmet Paşa’nın sırtlarının önüne atmasına razı değildim.

Yorum (0) Tıklanma: 1433

Devamını oku...

Türkçülük ve Devlet Yönetimine Taşınması

 

Avrupa memleketlerinde başlayan modern anlamda milletleşme hareketleri, bize ancak 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelmiş, bilgilenen Avrupa, 17. Yüzyıldan itibaren benimsediği millî devlet anlayışını hayata geçirmiş, düşünce platformundan uygulama alanına doğru bir harekette bulunmuş; İlk zamanlarda romantik bir akım olarak gelişmiş olsa bile 18. Yüzyıla gelindiğinde Avrupa kıt’asında milli devletler kurulmaya başlanmış ve milliyetçi görüş devlet yönetiminde hâkim olmuştur.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özellikle yüzyılın sonunda Türk-Yunan savaşı ile kaçınılmaz olduğu anlaşılan Türk Milliyetçilik hareketi devlet yönetiminin bazı birimlerinde hayata geçirilmeye çalışılsa bile başarılı olduğu söylenemez. Ancak, yüzyılımızın ilk çeyreğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde bir yandan siyasî alanda, bir yandan askerî alanda millî devlet olma yolunda mücadele verirken, başta Ziya Gökalp olmak üzere dönemin Türkçü fikir adamları da bunu düşünce olarak desteklediler. Bazı kesimler tarafından tenkit edilse bile, millî devlete doğru bir gidişin ifadesi olması bakımından Türkiye Devleti, yalnız kendisi için değil diğer Türk toplulukları için de takip edilmesi gereken bir örnek olarak tarihteki yerini alacaktı.


Dünyadaki çeşitli gelişmeler Türkiye Devleti’nin takip ettiği politikalarda değişiklik yapılması ile kalmadı, zaman zaman da dönemin idarecileri tarafından Türkiye ve Türk dünyasının çıkarlarına olan bazı politikalardan sapmalara kadar vardı. Özellikle II. Dünya Savaşından sonra Sovyetler Birliği’nin galip devletler arasında yer alması söz konusu politik sapmaları hızlandırdı. Devlet yönetiminde başlayan bu sapmalar önce fikrî, daha sonra da ferdî ve toplumsal sapmalar ne yazık ki millî şahsiyette sapmalara sebep olacak kadar ileri gitti. Bu sapmalar kimi zaman kültür değişmesi, kimi zaman medeniyete ulaşmak veya çağdaşlaşma adına hoş karşılandı ve destek de buldu. Ancak; Türk aydınları arasında bulunan bir grup vardı ki, bu sapmalara karşı çıktı ve Türk milliyetçiliği etrafında birleşilmesinin gerektiğine inandı. İşte dönemin aydınları arasında bulunan şahsiyetlerden birisi de Alparslan Türkeş’ti.

Yorum (0) Tıklanma: 1296

Devamını oku...

Güle Güle Büyük Lider

 

MHP lideri Alparslan Türkeş ,dün muhteşem bir törenle tekbir sesleri arasında uğurlandı. Alparslan Türkeş’i uğurlamaya gelenler o kadar kalabalıktı ki insan selinin bir ucu Ankara’ya giriş yapamadı.
İster istemez bu manzaranın içinde, Türkeş’i 27 Mayıs sonrasında sürgüne gönderenleri hatırladık... Onların da cenazeleri oldu. Top arabalarında, askeri törenle defnedildiler... Ama arkalarından kimsecikler gelmedi...
İşte Türk Mileti’ne mâlolmuş liderler; işte devlete sığınmış erkan... Aradaki fark bu...
Bu yüzyılda artık devlete tutunarak bir yerlere varmak mümkün değil.
Rahmetli Necip Fazıl,
"Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam.."
dedi... Gerçekten cenazesinde ne çelenk ne top arabası vardı. Ama arkasından Türk Milleti bir sel halinde yürüdü.


TARİH HÜKMÜNÜ VERDİ...
Türk Milleti, Alparslan Türkeş’i de işte böylesine bağrına bastı. Gönlünde ona yer açtı... "İhtilâlin kudretli Albayı hakkında kesin hükmü tarih verecek!" diyorlar... Aslında milletlerin kendilerinden bağımsız tarihleri olmaz... Alparslan Türkeş hakkındaki tarihin hükmü de dünkü cenaze töreninde yerini bulmuş oluyor...
Büyük Türk Milleti’nin, cenazesinin arkasından gözyaşı dökerek yürüdüğü, böylesine kaç lider vardır?...
Alparslan Türkeş, gençliğe kin ve intikam duyguları aşılamadı. Davasını kendi şahsî konularına hapsetmedi. Eğer öyle yapsaydı 1970’li yıllardan sonra kendisini tasfiye eden; Ülkücü gençliği yok etmeye kararlı milliyet düşmanları, bu ülkede yaşayamazlardı.
12 Eylül’ün haksız ve zâlim uygulamaları karşısında bile Alparslan Türkeş, söyleye söyleye ancak şunu diyebildi;
"Gâfil ve haksız bir uygulama..."

Yorum (0) Tıklanma: 1407

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012