Tarihsel süreci anlamlandırma çabalarına ülkücü bakış

 

İnsanın diğer canlılardan ayırt edici vasıflarından en önemlisi zaman bilincidir. Geçmişi, durumu ve geleceği kendi içinde duyabilmek ve bu dilimleri anlamlandırabilmek, zamanı sorgulayabilmek ayrıcalığı insanoğlunu yücelten değerlerdendir.
Zamanı anlamlandırma geçmişin ve geleceğin bilgisine ulaşma ihtiyacından doğar. Fert bazında insanın kendini, nereden gelip nereye gittiğini öğrenme eğilimi zamanı ve varlığı anlamlandırma gayreti olarak izah edilebilir. Toplum bazında nereden gelinip nereye gidildiği sorusu millet olgusu içerisinde incelenmelidir. Birlikte yaşayan her insan topluluğu ortak bir geçmişin değer ölçüleriyle şekillenmiş sosyal bir bünye oluşturur. Aynı tarihî süreçten gelindiğinin idrak edilmesi bir bilince dönüşür. Bu bilinç millet olmanın en belirleyici olgusudur.
Tarih ilminin kendisine alan olarak seçtiği zamanın akışı içerisinde insanlığın geçmişini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmak eskiden beri insanların ilgisini çekmiştir. Bu ilginin geçmişin ve geleceğin bilgisine ulaşma ihtiyacından kaynaklandığı söylenebilir. Çünkü bilginin kaynağı insanlığın geçmişe ve geleceğe duyduğu meraktır.
Tarih ilmini olayların akışının aktarımı olmaktan çıkarıp geçmişi anlamlandırmanın, geçmişin ve geleceğin bilgisine ulaşmanın anahtarı olarak görmek kaçınılmazdır. Varlığı ve zamanı anlamlandırmanın gerekliliği âlemde bir düzen olduğuna inanmakla başlar. Bu düzenin kimliği algılanma zamanına ve ait olduğu zamanın anlayışına göre değişse de sabit olan şey varlığın bir düzene tâbi olduğudur. Geçmişe ait bütün olaylar bu düzenin farklı tecellilerinden ibarettir.
Geçmişi anlamlandırmak hâli anlamak ve içinde bulunduğumuz şartları doğru tahlil etmek demektir. Bugünün gündemini işgal eden her konunun kökü geçmişte saklıdır. Çözümsüzlüğe mahkûm ettiğimiz her sosyal mesele yarınımızın semalarını kaplayan kapkara felaket bulutları gibi uzayacaktır.
Geçmişi anlamlandırmak geleceği kurmak için gereklidir. Geçmişi anlamlandırmak onu geleceği aydınlatan bir ışık hâline getirmekle mümkündür. Bir bilgi ya da görüşün evrensel değer olarak sunulabilmesi için geçmişin dayanağına ihtiyaç vardır. Denilebilir ki geçmişten onay almayan hiçbir dünya görüşü yaşanılabilir değildir.

Yorum (0) Tıklanma: 1523

Devamını oku...

Türkeş'i Ter Petrosyan'dan dinleyin ve şaşırın...

 

Alparslan Türkeş hakkında herkesin görüşleri vardır.
Kiminin acı kiminin çekince dolu, kimilerinin de hayranlık dolu, anılarını ve değerlendirmelerini dinleyebilirsiniz.
Beni en çok şaşırtanı, Ermenistan Devlet Başkanı Ter Petrosyan ile konuşurken duyduklarımdı. Başka Devlet Başkanları ve parti liderlerinden duysam pek şaşırmayabilirdim ancak Ermenistan Devlet Başkanı anlatınca, önce kulaklarıma inanamadım. Sonra Dışişleri’ne sordum ve hikâyenin tamamını duyunca, hayretim daha da arttı.
Bana göre bu olay, Türkeş’teki büyük değişimi göstermesi açısından son derece tipiktir.
Türkeş’in eski lugatinde Ermeniler’e fazla yer yoktu. Eski Sovyetler Birliği’nin Türk kökenli cumhuriyetlerine ve özellikle de Azerbaycan’a düşkündü. Ermenistan siyasî hesapların içinde önemli bir yer tutmazdı. Siyasete girdiği yıllarda bütün ağırlığını Turancılığa verdi. Bütün Türkler’i bir araya getirmek için çabalayıp durdu. Sovyetler Birliği’nin de etkisiyle, Turancılık olayı Türkiye’de birçok kesimde kuşkuyla karşılandı.
Türkeş’in hapishanelere atılmasına dahi yol açtı.
O ise hiç yılmadı. Tüm eleştirilere rağmen yoluna devam etti.
İşte böylesine bir ortamda Türkeş için Ermenistan ters bakılan bir ülkeydi.
Ardından yıllar geçti.

Yorum (0) Tıklanma: 1224

Devamını oku...

Türk halklarının atası

 

Bütün Türk dünyasının değerli şairi BAHTİYAR VAHAPZADE, merhum Alparslan Türkeş’in vefatını öğrendiğinde çok üzülmüştü. O günlerde bir açıklama yapamayan Vahapzade’nin, Başbuğ hakkındaki kısa değerlendirmesini sunuyoruz :
"Alparslan Türkeş Bey’in ismini daha 60’lı yıllarda duymuş, onun amacı, ideali ve bu ideal yolunda gerçekleştirdiği mücadeleyle tanışmışım. Bu yıllardan itibaren onun faaliyetini daima izlemiş, Türkçülük, Ülkücülük yolunda ne gibi azaplar, işkenceler çektiğini öğrenmişim. Onun kendi özel derdi yoktu. Bütün hayatı boyunca Türk halklarının derdi onun kalbinde yaşamıştır.
1977 yılında Türkiye’yi turist olarak ziyaret ettim. O zamanlar Alparslan Türkeş Bey’in "Sovyet İmparatorluğu bünyesindeki esir Türk halklarının Kremlin’in esirliğinden ergeç kurtulacağına eminim" sözlerine Türkiye’de alay edenlere de rastladım. Ama onun uzağı görme becerisiyle geleceği bildiği ispat olundu. Çünkü o istikbali sevgisinin ve arzusunun gözüyle görüyordu.
Ben kendisiyle birkaç kere görüşmüş, evinde misafir olmuşum. Kendisinin hangi büyük fikirler ve arzularla yaşadığının şahidiyim.
Geçen yıl Aralık ayında Ankara Numune Hastahanesi’nde tedavi gördüğüm zaman beni ziyaret etti. Ben o zaman son kez görüştüğümüzü nereden bileydim?
Bu büyük insanın, bu büyük Türkçünün vefatı yalnız Türkiye’yi değil, bütün Türk dünyasını sarstı. Bu nedenle onun matemi bütün Türk dünyasının matemidir. 6 Türk Cumhuriyetinin kazandığı bağımsızlık onun şaheseridir. Bunu cesaretle söyleyebiliriz.
Bugün ben bir Türk olarak, bu büyük Türkoğlu Alparslan Türkeş’in anısı önünde baş eğerek, ona Allah’tan rahmet diliyorum."

 

19 NİSAN 1997 - TÜRKİYE GAZETESİ
BAHTİYAR VAHAPZADE

Yorum (0) Tıklanma: 1368

Türkeş'in ardından 2

 

 
Alparslan Türkeş, ömrü boyunca bir uçtan bir uca gidip gelmiş, daima hareket içinde olmuş fikir, devlet ve siyaset adamıydı.
Hatıralarında ifade ettiği gibi, hayat felsefesi ve kültürel kimliği daha ilkokul yaşlarında oluşmaya başlamış...
İngilizler Kıbrıs’ı, güya kiralayıp (daha doğrusu, dolaylı işgal) egemen oldukları tarihten itibaren, adadaki yoğun Türk nüfusunu kaçırtmak için her türlü sömürgeci metodlarla başvuruyorlardı...
İşte Türkeş; Atatürk hayranlığının da verdiği bir ivme ile İngilizler’in bâriz baskılarıyla, daha da hırslı ve intikamcı bir ruhla, millet ve vatan sevgisiyle, daha o yaşlarda tanışır...
İlk Yolculuk;
Yavruvatan’dan-Anavatan’a olur!... Maceralı ve sıkıntılı uğraşılardan sonra askerî liseye kabul olur...
Askerî lisede, Kıbrıs’taki his ve heyecanları, fikir ve ideal olmaya başlar. Ordudaki görevi 1944 yılına kadar kısmi bir sukünet içinde geçer...
Türkçülük hadiseleri nedeniyle bu kez;
İkinci Yolculuk,
Kışladan-Cezaevine olur!...
Beraatle sonuçlanan duruşmalardan sonra Kurmay Albay’lığa kadar uzanan mesleki yükseliş devam eder....
27 Mayıs 1960’da bir başka dönüm noktasında onu görmekteyiz...
Üçüncü Yolculuk,
Albaylıktan-Müsteşarlığa olur...
Milli Birlik üyeliğindeki etkinliği, fikir ayrılığı yüzünden uzun ve kalıcı olmaz... ONDÖRTLER’ İN lideri olarak bu sefer yine gurbet görünür...
Dördüncü Yolculuk,

Yorum (0) Tıklanma: 1261

Devamını oku...

O, bir ümitti sonra gerçek oldu

 

O, her zaman büyük bir ümit oldu. Irkçılık ve Turancılık davasında da bir ümitti, 27 Mayıs ihtilâlinde de...
Irkçılık ve Turancılık davasında 23 gencimiz haksız yere yargılanırken aralarında bir ordu mensubunun bulunması tek teselli idi... Çünkü hareketin bir macera değil, milliyetçilik gibi, vatanseverliğin tezahürü olduğu, aralarında genç bir ordu mensubu teğmenin bulunmasından belliydi...
27 Mayıs hareketinde ise milliyetçi ve muhafazakâr şahsiyetiyle onun bulunmuş olması bir ümit, bir sigorta gibi gelmişti bize.
Hareketin bir komünizm tehlikesine karşı sağlam unsurlar taşıdığını onun ve arkadaşlarının varlığıyla anlıyor ve teselli buluyorduk.
Biz ordunun milliyetçi, Türkçü ve peygamber ocağı olduğuna inanıyor ve onun bu hareketin içinde olması bize huzur veriyordu.
Solun en azgın dönemi olan 1970’lerde de onun siyaset arenasında harekete geçirdiği ülkücülerle, yabancı ve dış tehlikeleri önlediğini kimse inkâr edemez...
Evet o her zaman bir ümitti...
Toplumsal hayatımızın ve özellikle iç ve dış siyasetimizin bir emniyet supabı haline gelmişti... Bizler bir hareketin içinde Türkeş var mı yok mu hesabını yapıyor, varsa güven duyuyor, yoksa o hareketi şüphe ile karşılıyorduk.
Ben şahsen onun ordudan gelmesine ve otoriter şahsiyetine rağmen onun kadar demokrat ve hoşgörülü pek az lider tanıdım... 1973-1978 arası 5 yıl boyunca çıkardığımız Ortadoğu Gazetesi günlerinde bir defa olsun yayınımıza karıştığını hatırlamıyorum... Ancak iltifatlarını da hiçbir zaman eksik etmemişti...
Evet son seçimlerde Meclis dışında kalmasına rağmen O ve partisi yine bir ümit olarak kalbimizde yerini almıştı... Siyasî hayatımızdaki gerginliği yumuşatan, temaslarıyla liderleri sükûnete ve sağduyuya davet eden yine o idi... Türkeş, bir barış, bir uzlaşma sembolü olmuştu.

Yorum (0) Tıklanma: 1203

Devamını oku...

Hava soğuktu ve kar yağıyordu...


... Evet. soğuk bir Nisan akşamıydı.. Ankara’da lüks bir otelin önünde hareketlenmeler arttı. Siyah bir Mercedes kapıya yaklaştı. Otelden çıkan yaşlı adam biraz yorgun fakat yaşından beklenmeyecek dinç adımlarla arabaya yaklaştı.
- Buyurun Başbuğum..
Yaşlı lider arabanın arka koltuğuna oturdu. Oldukça yoğun ve yorucu bir günün sonundaki bu nişan töreni onu daha fazla yormuştu... Araba hareket etti. Nisan ayına göre oldukça soğuk bir hava vardı dışarda ve ara sıra da kar atıştırıyordu.
Araba Ankara’nın caddelerinde hızla ilerlemeye başladı. Yaşlı bilge lider pencereden dışarı karanlığa doğru bakıyor, hiç konuşmuyordu. Birden terlediğini farketti. Soğuk bir terdi bu.. Şoföre seslendi;
- Evladım sıcak oldu. Şu kaloriferi kapatıver..
- Başüstüne efendim.
Gözü yine dışarıda idi.. Karanlığın içine doğru uzaklarda birşeyler görmek istercesine dalgın dalgın bakıyordu.. Aniden göğsünün tam ortasında bir basınç hissetti. Ardından şiddetli bir ağrı buna eşlik etti. Nefes almakta bir an zorlandı. Gömleğinin üst düğmesini çözdü ve kravatını gevşetti. Kısık bir sesle;
- Kendimi pek iyi hissetmiyorum dedi..
Olağandışı bir durum olduğu ortada idi. Araba ani bir manevra ile en yakındaki Çankaya Hastahanesi’ne yöneldi. Yaşlı ve bilge lider yine pencereden dışarı karanlığa bakıyordu.

Yorum (0) Tıklanma: 1318

Devamını oku...

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012