Başbuğ Alparslan Türkeş'in Vasiyeti

 

 

Benim elbiselerini diktiğim esnaflık yapan Ömer Bey'e, rahmetli Başbuğ bu güzel elbiseleri kim dikiyor diye latife yapıyor. Ömer Bey de hemen terzimi size göndereyim diyor.

Ömer Bey bana telefon etti. Bir araba ile sizi alacaklar elbise ölçüsü almaya gideceksiniz. Güzel desenlerden 10 kadar kumaş parçası kes, saygın bir büyüğümüze gideceksin dedi. Bende kim acaba diye meraktan sordum.

Gidince görürsün dedi.
Ben de Ömer beye merak etmeyin sizi mahcup etmem dedim.

Bir gün sonra esnaf arkadaşlar siyah Cadillac bir araba seni soruyor dedi. 35 yıl önce bu şekilde arabalar belirli kişilerde olduğundan herkesin dikkatini çekiyordu.

Arabanın yanına indim. İki kişi sizi elbise ölçüsü için almaya geldik dediler.

Bahçelievler’e geldik.MHP Genel Merkezi, kapıdan girdik Özel Kalem Müdürü Sami Bey karşıladı. Sami Bey kapıyı açarak buyurun dedi.

İçeri girdiğimde rahmetli Alparslan Türkeş'i görünce şaşırdım. Hoş geldin dedi, elini öptüm, otur dedi.

Ancak heyecandan elim ayağım titriyordu.

Yorum (0) Tıklanma: 5840

Devamını oku...

O bir Alp Eren idi

 

Tarihe biçim ve yön veren her büyük milletin büyük ruhlu, ağır çileli öncü liderleri vardır. Bu önderler, milletin yaşama ve gelişme iradesine güç veren millî potansiyelin harekete dönüştüğü ipeğe sarılmış çelikten şahsiyetlerdir. Milletin önüne dizilmiş sıradağlar, ancak bu çelik uçlu matkap şahsiyetler tarafından delinir, selâmete çıkartılır. Zahirde ve batında her Ergenekon çıkışının öncüleri bulunmaktadır. Bu büyük ruhlu insanların nefisleri de büyüktür. O nefis ki, Rahmânîliği temsil eden ruhu sıradağlar gibi sarmıştır. Zamanla, olgunluğa ve dolgunluğa doğru yönelen ruh sıra sıra dizilmiş nefis dağlarını zorlamaya başlar. Dağın en nazik bilgesine yığınla odun ve kömür dizilir. Körükler kurulur, alevler harlanır ve dağ erimeye başlar.

Büyük ruhlu şahsiyet için ard arda gelen ve gelenin gideni arattığı çileli bir dönem başlamıştır.
Sıradan ruhlu çoğunluğun yaşadığı mevsim genellikle yazdır, bahardır... O ise "Ağustosta suya girse balta kesmez buz olur" Doğruyu söyleyip savundukça kınanır, çoğunluğunun sahip olmak için şahsiyetini bile pazarladığı şeyleri O terkettikçe adı deliye çıkar. Çekilen sistemli çilenin dozajı arttıkça nefis sıra dağları birer birer delinir, aşılır. Bu süreç sona doğru yaklaştıkça halkın deli dediği bu büyük ruhlu insan, Hakk’ın yanında veli sıfatını kazanmaya başlamıştır.

Yorum (0) Tıklanma: 1922

Devamını oku...

O Bir Başbuğ İdi

 

"Hayatı da güzel, ölümü de güzel oldu"

Tarihi baştan sona çevirirseniz, her devirde büyük kahramanlar yetiştirdiğine şahit olacağınız bu mübeccel milletin son AKSAKAL’ını âlem-i bekaya yolcu edişimizin üzerinden henüz bir ay kadar kısa bir süre geçti.

Bu kabil yazılar yazmaya bir türlü elimin varmadığı, zihnimin de anlam ifade eden cümleleri ardarda sıralayamadığı bir başka acıyı daha yaşamıştık.
1989 yılının 4 Martı idi.
Bir miraç kandili akşamında sevgilisine uğurladığımız bir büyük insan; Türk’ün İSLAM davasının mânâ alemindeki son önderi Muhammed Feyzi (K.S.) Hazretlerinin ardından, tüm maddî manevî benliğimizle hüzne garkolmuştuk. Ama O’nun ifadesiyle bizler, (Huz mâ safâ, da’mâ keder), yani "Her alandaki iyi yönleri alıp, üzüntü verici taraflarını bir kenara bırakmalıydık."
Yine ayın 4’ü
Ama Nisandayız.
Aradan 8 yıl geçmiş, 9’uncusundan da bir ay alınmış.
Yani kutlu meyve olgunlaşma sürecini tamamlamak üzere artık.
Arkadaşlarımız işte bu 4 Nisan akşamında, Kastamonu Ülkü Ocakları salonunda sohbetteler.
Saat 23.00’ü geçmiş. Ama Ocağın duvarında asılı olanı 22.45’i gösteriyor. Geri kalmış olabileceği düşüncesiyle, düzeltmek için saate yöneliyorlar. Fakat saatin geri kalma arızası olmadığı ve pilinin bitmesi yüzünden 22.45’te durduğunu anlayıp, müdahaleden vazgeçiyorlar. Yaklaşık bir saat kadar sonrasında TV haberlerini izlerken, Türk Dünyasının BAŞBUĞ’u Sayın Alparslan TÜRKEŞ’in aynı gece 22.45’te Ankara’da vefat ettiği haberi ile irkiliyorlar.

Yorum (0) Tıklanma: 1771

Devamını oku...

Alparslan Türkeş'in Ardından

 

Dün görkemli bir cenaze töreni ile toprağa verilen MHP lideri Alparslan Türkeş, Türk siyasî tarihine farklı dönemlerde değişik düşünce ve tutumları ile damgasını vuran, karizmatik ve etkin bir politikacı olarak geçecektir.
1940’ların ve 1950’lerin Turancısı ve radikali, 1960’ların darbecisi ve devrimcisi Başbuğ, 1970’lerden sonra ve özellikle son yıllarda Türk siyasal yaşamında, "akil adam" (wise man) mertebesine ulaştı. Kavgaların ve kargaşanın hâkim olduğu bir ortamda Türkeş sağduyunun, hoşgörünün, uzlaşmanın güçlü bir sesi oldu. Her türlü aşırılığa ve özellikle şiddete karşı çıktı. Siyaset yelpazesinde partisini merkez -sağ çizgiye oturttu. Bu arada Atatürkçülüğü ve özellikle laikliği büyük bir inançla savunmaya devam etti.
Alparslan Türkeş’in vefatı, kuşkusuz partisi için olduğu kadar Türkiye için de büyük bir kayıptır. Bu kritik dönemde onun temsil ettiği uzlaşma ve sağduyuyu ve aynı zamanda modern Cumhuriyet’in temel ilkelerini savunan bu çaptaki bir siyaset adamının yok olması, gerçekten önemli bir boşluk yaratıyor.
Dileğimiz bu boşluğun da çeşitli eğilimli politikacılar arasında yeni tartışma ve sürtüşme kaynağı olmaması, aksine onun son zamanlarda ısrarla savunduğu görüşlerin ve politikaların bir miras sayılması ve de özellikle yandaşlarının onun izinde yürümeye devam etmesidir...
Türkeş son yıllarda değişen dünya koşullarına paralel, çağdaş yeni stratejiler oluşturmuştu. Her türlü bağnazlığa ve ırkçılığa karşı çıkıyordu. Uluslararası platformda eski düşmanlıkların, kin ve nefretin terkedilerek yeni dostluk sayfalarının açılmasını öneriyordu. Ekonomide özelleştirmeyi ve serbest piyasa kurallarını savunuyordu...

Yorum (0) Tıklanma: 1900

Devamını oku...

Türkeş'le Hatıralar

 

Şaka değil, 40 seneyi aşkın bir dostluk, fikir ve karınca kararınca mücadele arkadaşlığı... Onun gibi renkli bir hayat yaşamış insanın bir nebze yakınında olmak, o inişli çıkışlı, tabutluklardan ihtilâlciliğe, cezaevlerinden milletvekilliğine ve Kabine üyeliğine kadar dalgalanıp sonunda "Başbuğ"lukta noktalanan bir hayatı karşıdan bile takib etmek çok heyecan verici. Zaman zaman yeri geldikçe müşterek hatıralarımızdan bu sütunda bahsetmiştim. Şimdi durum bambaşka... Türkeş artık bir hatıra ve onunla ilgili her şey, en ufak ayrıntısına kadar, tarihimize ışık tutacak önemli birer malzeme. Bu sebeple fırsat düştükçe gene "Türkeş hatıraları"nı sizlere takdime devam edeceğim, değerli okuyucularım. Şimdi o Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda ve bize miras olarak bir ideal, bir mefkure bıraktı. Gençlere artık ağlayıp sızlamak değil, o ülküye vargüçleri ile sahip çıkmak düşüyor.
Türkeş Demokrat Partiyi hedef alan bir ihtilâlin önde gelen liderlerinden idi. Çeşitli şeyler söylendi onun için... "Niye katıldı?" diye soranlar, onu suçlayanlar oldu... "Katılmasa 27 Mayıs darbesi sola kayardı, onu engellemek için aralarına girdi" diyenler de vardı. "O katılmasa 27 Mayıs darbesi olmazdı, keşke katılmasa idi" diye hayıflananlar da... Bunların tartışması ilerde tarihçiler ve sosyal bilimciler tarafından uzun uzun yapılacak ve kesim hükmü zaman verecektir. Ben bu hususta, meselenin odak noktasındaki insanın, merhum Celal Bayar’ın hükmünü naklederek tarihe emanet etmek istiyorum, aziz okuyucularım.

Yorum (0) Tıklanma: 2079

Devamını oku...

Türkeş'le bir 'Hac farizası'

 

Yarın Zilhicce’nin birinci günü... Yani, "Hac farizası"nın eda edildiği ayın ilk günü... Dünyanın dört bucağından "Kutsal Topraklar"a giden yüzbinlerce mümin, dinimizin beş temel şartından birini yerine getirmek ve "Hacı" olabilmek için çaba harcıyor... "Kutsal Topraklar"ı heyecan ve coşku şimdiden sarmış...
İşte böylesine ulvî bir görevi, merhum Alparslan Türkeş ile birlikte yerine getirme şerefine sahibiz...
Yirmi yıl kadar önce, Alparslan Türkeş ile "Kutsal Topraklar"da bir araya geldik.
Birlikte dua ettik, birlikte namaz kıldık, birlikte tavaf ettik.
Önce bir asker, sonraları da politikacı, lider, devlet adamı ve nihayet "Başbuğ" olan Türkeş’in "Kutsal Topraklar"ı ziyareti medyada pek işlenmedi... Sadece bu satırların yazarı tarafından, bildirilen "Alparslan Türkeş’in hacı olduğu" haberi dışında basında yer almayan ve özellikle işlenmesi istenmeyen durumu şimdi, hem de hiçbir yerde yayınlanmamış fotoğraflarla sunuyoruz.

Herşeyden önce, merhum Alparslan Türkeş, bir "din istismarı" yapılabileceği düşüncesiyle fotoğraflarının yayınlanmasını pek istemiyordu. Bu yüzden de, fotoğraflar tam 20 yıl tarafımızdan, büyük bir özenle muhafaza altına alınarak, "Başbuğ"un isteği yerine getirildi.
Şimdi ise, Alparslan Türkeş’in "Kutsal Topraklar" ziyaretinin ayrıntılarını yazmak, merhumun ne denli "inançlı" olduğunu "teyid" bakımından önemlidir sanırız.


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı görevinde iken, yanında Özel Kalem Müdürü, Diyanet İşleri’nden bir hoca ve Yaşar Okuyan olduğu halde Suudi Arabistan’a gelen Türkeş mübarek "Hac Farizası"nı eksiksiz bir şekilde tamamladı.
Zamanın Suudi Arabistan Kralı tarafından da "resmen" kabul edilen Alparslan Türkeş’in ne kadar "mütevazı" olduğuna dair bir olayı nakletmeden geçemeyeceğiz.
Suudi Arabistan Kralı tarafından kabulünü dahi "propaganda" unsuru yapmaktan çekinen Türkeş, ziyaretin TRT tarafından tespit edilmemesine âdeta göz yumdu. Oysa, Haccı takip etmek üzere TRT tarafından, Suudi Arabistan’a gönderilen kameralı bir ekip mevcuttu. Kabulü "görev dışı" değerlendirerek atlayan TRT ekibine Türkeş’in serzenişte bile bulunmamasını hatırlarken, her gün televizyonda boy göstermek için can atan politikacılar da gözümüzün önünden geçiyor.
Türkeş, "Hac Farizası"nın bütününü büyük bir zevk, heyecan ve coşku içinde yerine getirdikten sonra, mertebelerin en büyüğü "Hacı" olduğunda göz yaşlarına hâkim olamamıştı.
İntibalarını sorduğumuzda; "Büyük bir görevi yerine getirebilmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Hacılığımız inşallah Allah tarafından kabul edilir. Hâli vakti ve sağlığı yerinde olan bütün Müslümanlara haccın nasip olmasını niyaz ederim. Bu yüzden de, esaret altında bulunan bütün Türklerin hürriyeti için dua ettim" derken bile sesi titremişti.
O sırada, Suudi Arabistan Kralı’nın müşavirliğini yapan Kasım Gülek bir trafik kazasında ağır şekilde yaralanmış ve Cidde’de bir hastahanede tedavi altına alınmıştı. Türkeş, haberi alır almaz, Gülek’i hastanede ziyaret ederek, sağlık dileğinde bulunmuştu.
Suudi Arabistan’da yerleşen Türkistanlı’larla da çeşitli görüşmeler yapan Türkeş’in Hac ziyareti başladığı gibi "sessiz" bitmişti.
Artık "Başbuğ" ne yazık ki aramızda yok...
Rahmeti rahmana kavuştu... Bugün de "fatihalar" ve göz yaşları arasında ebedî istirahâtgahına tevdi edilecek...
Evet, Türkeş iyi bir askerdi... Hatta 27 Mayıs 1960 ihtilâlinin "Kudretli Albayı" sıfatını almıştı. Sonra çetin bir politikacı oldu...
Yüzbinleri arkasında sürükleyen, heyecanlandıran liderliği, ona "Başbuğ" ünvanını kazandırdı.
Ciddiyeti, kararlılığı, otoritesinin yanısıra samimiyeti, dilden dile dolaşarak bütün dünyayı özellikle Türk âlemini sardı...
Fırtınalı hayatında, geceyi gündüze katarak daima başarılara doğru koştu...
Koştu koştu hiç yorulmadı.
Tâ ki 80 yaşlarında, kalbi bu koşuşmaya, bu strese dayanmayıncaya kadar...
Gerçekten de Türk alemi, büyük bir evlâdını yitirdi... Türkeş’i kaybetmenin hüznü içindeyiz.
37 yıllık gazetecilik hayatımız boyunca, Türkeş’le çeşitli vesilelerle karşılaştık. Faaliyetlerini yakından izledik. Demeçler aldık, röportajlar yaptık, konferanslar dinledik, belki de en önemlisi beraber bir "Hac Farizası"nı eda ettik. Türkeş’in anılarıyla dopdoluyuz.
Belki de Türkeş’i çok yakından tanımanın bahtiyarlığından, hüznümüz daha da büyüyor.
Başbuğ Türkeş’e Yüce Allah’tan rahmet dileriz. Mekânı cennet olsun...

 

KENAN AKIN
8 NİSAN 1997 - TÜRKİYE GAZETESİ

Yorum (0) Tıklanma: 2231

© Ulm Ülkü Ocağı | LOKKKUM 2012